türban serbestliğini destekleyen solcu   

adana çık aradan

  1. her ne kadar oralarda yasak olmasa da yasak isteyen seslere, daha da önemlisi müslümanlara karşı ayrımcı politikaları destekleyen milliyetçi-muhafazakar cenahlara karşı en sert tepkiyi vermeleri hasebiyle fransa'da nerdeyse bütün türbanlıların sosyalist parti'ye, almanya'da sosyal demokrat parti'ye, ingiltere'de işçi partisi'ne oy vermeleriyle kolayca açıklanabilecek bir durum gibi görünse de bu memleket açısından hiç de kolay olmayan durumdur.

    olay türkiye siyaset arenasının "serbestlik mümessilleri" olan liberaller açısından ele alındığında çok daha kolay çözümlenebilir.keza, cumhuriyet tarihinde biraz da ideolojilerinin gereği olarak adam akıllı örgütlenemeyen liberaller, bugün bütün sorumluluğu -kerhen de olsa destek verdikleri- akp'ye bırakmış olarak hallerinden gayet memnunlar.akp ise, kendi islamcı doktrininin liberal doktrinle karşılaştırılamayacak kadar yetersiz olması hasebiyle en azından -görünen- teorik temelini tamamiyle liberallere dayamış durumda.ergun özbudun, mehmet altan, şahin alpay vs. vs.

    ancak türkiye sol hareketi açısından bakıldığında aynı kolaylığın olmadığını rahatlıkla görüyoruz.şimdi uzun uzadıya sınıfsal temellere, reforma, yok ona yok buna girmenin manası yok.herkesin bildiği gibi bizde olmayan gerçekler.ancak incelenmesi gereken asıl olgu, en büyük sol parti iddiasındaki chp'nin durumudur.60'lardan sonra sosyal demokrat olduğunu iddia etmeye başlayan bu parti, aynı zamanda kendisini kuran kemalist kökenine sırt çevirememektedir.ikisini birden aynı anda kullanamadığı için de konjonkturün icap ettiği şekilde hareket etmektedir.70'lerde çağdaş solculuk, bugün ise kemalist devletçi köken..

    sol, her şeyden önce özgürlük demektir.tabi ki gericilikle mücadelenin en ön safında 150 yıldır sol vardır ve sonsuza kadar var olacaktır.ancak gericilerle -aşırı dinciler,muhafazakarlar,statükocular vs.- mücadele ederken, gericilerin en bilindik ve kolay yönetemi olan "yasak"ları savunmak en azından ama en azından sol ahlaka sığmaz.

    bugün bu ülkede -fransız hukuku'ndan devşirme kavramıyla- hizmet alanlar için sosyalist; ödp,sdp,emep sosyal demokrat; shp,10 aralık hareketi,tüses ve sodev'in içindeki pek çok yoldaş türban serbestisini desteklemektedir.babasını gericilerin yakmaya çalıştığı ali nesin bile..
    (mücrim, 01.02.2008 20:03 ~ 02.02.2008 02:52)
  2. din ve vicdan özgürlüğünün ne olduğunu bilen solcudur. tek derdi ülkenin bir de türbanla bölünmeye çalışılmasıdır. işi şu ortamda zordur.
    (kalimero, 01.02.2008 20:19)
  3. aynı zamanda da laikliği savunuyorsa pek de mümkün olmayan durumdur. özgürlük savunduğun olguları tehdit edemeyecek şekilde sınırlandırılır.

    ayrıca;
    (bkz: solcu),
    (bkz: sağcı),
    (bkz: laiklik),
    (bkz: türban),
    (jayhunx, 01.02.2008 20:27)
  4. kendi içinde çelişkiye düşen; üstelik bunu da hiç de iyi niyetli bir şekilde yapmayan, yıllardır kitlelerden kopuk olmasını güya bu şekilde telafi edebileceğini sanan küçük hesap solcusudur. bana sorarsanız hiç bir şekilde kılık kıyafet elbette ki yasaklanmamalıdır; ama gelin görün tartıştığımız şey üniversitelerde gerici örgütlenmelerin yer tutmasıdır. iktidar bende olsa tarikat ve cemaat liderlerini asar veya müebbet hapse mahkum eder, her türlü gerici örgütlenme üyesini uzun süreli hapse atardım. ve sonra da bırakırdım isteyen istediğini yapsın. nerede özgürlükçülük diye mi soruyorsunuz? solcuların gerici örgütlenmelere özgürlük verdiği gibi bir saçmalık olamaz. tarihte de böyle bir örnek yoktur. bir iran deneyimi vardır sonucu bellidir; gerici iktidar tarafından katledilen binlece devrimci ilerici insan.

    ama orta yerde bir siyasal islam sorunu varken, gerici örgütlenme sorunu varken bu gelen türban yasasına destek vermek, bu bence gafletin ta kendisidir. ey küçük hesaplar peşindeki türbanlı solcum, bu adamlar üniversiteye girince solcular bize destek verdi değil akp bize yol verdi diyecekler. durmak yok yola devam!
    (gelecegim, 01.02.2008 20:28 ~ 20:28)
  5. marksizmin tarihe ve olaylara bakış metodu; diyalektik materyalizmdir.

    diyalektik materyalizm, olayları "olduğu gibi, hiç bir çarpıtmaya uğratmaksızın" görebilmektir. (metodun uygulanışı açısından değil engels'in kullandığı bu tümce sonucu kasteder)

    "bilimsel sosyalist" olmak, yani marksist olmak; olayları diyalektik materyalist metodla ele almayı gerektirir. bu düzlemde, gerçek bir marksistin güncel bir olgu olan "laik üniversitede türban serbestisi" tartışmasının; ab ve abd emperyalizmlerinin önümüze dayattığı (ki avrupa insan hakları sözleşmesinde din ve vicdan hakkı devlet tarafından sınırlandırılabilir) bir projenin, "ılımlı islam projesi"nin ürünü olduğunu görmemesi mümkün değildir.

    eğer göremeyen varsa, ya da görmezlikten gelen varsa biz yine de kör göze batırarak ortaya koyalım bu gerçekleri. (bkz: kör olasın demiyorum kör olma da gör beni/@1942423)

    graham fuller, vatan gazetesinden devrim sevimay’a verdiği bir röportajda; siyasal islâmın yaratıcısının da ab-d olduğunu itiraf ediyordu:

    “peki bu cihatçılar sorununu başımıza abd açmadı mı? hatta cıa'nın ortadoğu masası şefi olarak sorumlusu bizzat siz değil misiniz?

    “efendim, zannederim radikal islam'ı, siyasal islam'ı ilk olarak biz yaratmadık. biz icat etmedik. ayrıca bütün dünya radikal islam'ı sovyetlere karşı kullanmak istedi. sadece abd değil. bütün arap dünyası, avrupalılar, herkes sovyetler bir hezimete uğrasın diye yardım ettiler. parayla, silahla... her şekilde...

    “yeşil kuşak ilk kimin fikriydi peki? abd'nin değil mi?

    “soğuk savaş zamanında sovyetler'in güneye doğru yayılmasını önlemek içindi. fikir herhalde bizimdi. ama o zamanlar bütün islam devletleri de komünizme karşı müslümanlığın çok güçlü bir duvar olduğunu anlamışlardı.

    “türkiye'de bu fikrin en ateşli savunucusu olarak siz biliniyorsunuz?..

    “benim için şeref sayılabilir ama ben kabul etmiyorum. tek bir kişi olarak bunu sahiplenemem. suudi arabistan'ın da büyük katkısı vardı. herhalde babası ben değildim. ama babasını kim bilir?

    “cıa'nin ortadoğu masası şefi sizdiniz. en azından büyük katkı size ait değil mi?

    “oldu tabii, belki bu kavram hakkında en çok konuşan bendim. çok da haklı bir tezdi. çok çok doğruydu. komünizme karşı gerçek bir duvar oluyordu islam.

    “bu yüzden siz de bölgede sürekli radikal islam'ı pompaladınız?..

    “pompalamadık. bizden evvel suudi arabistan yaptı bunu. abd'nin afganistan üzerindeki rolü daha büyüktü.

    “peki türkiye'yi niye kattınız bu kuşağın içine? tam da türkiye'de laik bir reform oturtulmaya çalışılırken?..

    “çünkü türkiye'de çok kuvvetli bir sol vardı. aynı şekilde iran'da da... hem 1950, 1960'larda hem 70'lerde... komünizm hareketi çok kuvvetliydi. ve türkiye'de islam komünizme karşı çok efektif değildi. islam zayıf ama solculuk güçlüydü.”

    ılımlı islam projesi'nin abd ve avrupa emperyalistlerinin sovyetler birliği'nin güneyini sağlama alma amacıyla uygulandığını biliyoruz. cia'nın içerisinde 12 mart ve 12 eylül'ü de barındıran anti-komünist projesinin bir ayağı fakat diğerlerinden ayrılamaz bir ayağıdır ılımlı islam.

    bu anti-komünist planı emeklilikten sonra itirafçı olan cia ajanlarının yazdığı bir kitaptan biraz daha açarak ortaya serelim:

    “antikomünist ağların örülmesine yönelik amerikan girişimleri opc tarafında frank wisner liderliğinde başladı (frank wisner, ikinci emperyalist savaş sonrasında güneydoğu avrupa’da “operasyonlar” yürüten stratejik servisler dairesi şefi - k. y.). 1951’de opc’nin ağ oluşturma kısmı, uluslararası organizasyon bölümü’ne bağlandı. bu bölüm, demirperde’nin her iki tarafında da avrupa entelijansiyasını, öğrencileri, işçileri etkilemeye yönelik maddi kaynak aktaran bir cıa alt bölümüydü.” (a.g.y., s. 13)

    evet, ağ oluşumunda emperyalizmin stratejisi, “sivil örgütlerin” kurulması, finansmanı, yönlendirilmesi ve yardım görmesiydi. şöyle yazıyor cıa ajanları:

    “abd hükümeti, soğuk savaş sırasında ağ oluşturma faaliyetlerini dört başlık altında yürüttü. birincisi, demokratik ağ oluşturacak grupların örgütlenmesine yardımcı olmaktı. (...) bu yardımlar bazan büyük, bazan küçük miktardaydı. örneğin abd, avrupa’da sendika örgütlenmesinde çok az katkıda bulundu. çünkü zaten güçlü bir sendika ağı vardı. ama buna karşılık, kültürel özgürlük kongresi’nin (congress of cultural freedom) örgütlenmesinde abd görevlileri çok büyük rol oynadı”

    “abd hükümetinin ikinci destek alanı mali destekti. para desteği genellikle vakıflar aracılığıyla yapılıyordu ve destekleyen kuruluş ile hükümet arasında mesafe konuluyordu. bu kuruluşlardaki çok az sayıda kişi fonların sağlanmasında abd hükümetinin rolünü biliyordu. (ancak), sovyet arşivleri açıldığında, sovyet bloku rejimlerinin bu fonların cıa kaynaklı olduğunu bildikleri anlaşıldı...

    “ağ oluşumunda üçüncü destek alanı, genel politikanın belirlenmesiydi. örneğin eski rl kadrosu (rl: radio liberty, avrupa’ya yayın yapan antikomünist radyo), politikanın rl yönetimi, cıa ve abd dışişleri bakanlığı ile ortak belirlendiğini belirtir...

    “abd hükümetinin ağ oluşturulmasında dördüncü rolü, örgütlere doğrudan yardımdı. bazı durumlarda cıa kadrosu kuruluşun yönetiminde destek verirdi. böylece hükümet sürdürülen faaliyetler ve etkinlikler hakkında doğrudan bilgi alırdı... abd hükümeti tüm büyük kuruluşların başkanlarını inceler ve onaylar, çoğu durumda bu kuruluşların başına saygın, geçmişte kamu deneyimi olan ama atanacağı sırada kamu elemanı olmayan kişilerin gelmesini sağlardı.” (“ılımlı islam ağının inşası” -building of moderate muslim network- , rand corporation - cia'nın bir yan kuruluşu-, s. 27-28)

    “ abd politikasının başarısının ana bileşeni abd stratejisi ile demokratik ağ oluşturma girişimleri arasındaki yakın ilişkidir... abd ve avrupa’da komünizme karşı bir entelektüel hareket, özellikle de komünist olmayan sol içinde, zaten vardı." (adı geçen kitap, s. 26)

    bu kitapta, ılımlı islam'ın cia tarafından ne için ve nasıl örgütlendiği çok açık biçimde anlatılırken "hak ve özgürlükler" mavalını okuyan "sol" gruplar/insanlar, ancak ve ancak emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden (kim bilir belki de burada belirtilen "komünist olmayan sol" gibi ondan gizli-açık destek alan) ve eğer bu hizmeti verirken "bilinçsizse" (ki bu genellikle böyle değildir) 2. enternasyonalciler gibi marksizmden kopmuş, teori yoksunudurlar. ikinci ihtimal ise, çok daha kötü olarak, bu emperyalizme hizmet işinde eğer bilinçliler ise, açıktan "cia sosyalisti" diyebileceğimiz anti-komünist hainlerdir.

    çok sert olduğunun farkındayım, fakat devrimci ortamda; herkesten çok "ml" olup ta marksizm-leninizme ihanet eden; esasında ise işçi sınıfını onun ideolojisine kavuşmaması için oyalamaktan öteye geçmeyen gruplar ve parlamentoda zurna çalan, "özgürlük" "adalet" diye çırpınırken "devrim" gerçeğini inkar eden "yarı-liberal" tatlı su solcularından geçilmiyor. devrimci ortamın çoğunluğu işçi sınıfına hizmet etmez ve devrim cephesinden koparken, gerçek komünistlere onları hak ettikleri şekilde teşhir etmek düşer.

    2. enternasyonalci hainlere ve açıktan karşı devrimci menşeviklere karşı gerçek komünistlerin yaptığı şeyi yapmaktan farklı bir şey değildir bu; devrim cephesinde olmayanlar, ister marksizm kalpazanlığı yapsın ister de "yumuşak" hak hukuk özgürlük türküsü çığırsın, yalnız ve ancak karşı devrimcidir.

    türban olayı bunu açıkça ortaya koyuyor. kontrgerillanın vurucu gücü faşist mhp'nin, abd emperyalizminin ördüğü ılımlı islam ağlarının tepe noktası ortaçağcı akp'nin kuyruğunda; tıpkı hrant dink'in cenazesinde abd büyükelçisinin arkasından yürüdüğü gibi, "sahte sol" cemaat olarak emperyalizmin arkasında saf tutuyor.


    bu arkadaşlara, marksizm-leninizmin din konusundaki açık tavrını hatırlatmak isterim:

    "sosyalist proletaryanın partisi açısından, din kişisel bir konu değildir. partimiz, işçi sınıfının kurtuluşu adına bir araya gelmiş sınıf bilinçli, ileri savaşçıların toplandıkları bir yerdir. böylesi bir birlik dinsel inanç biçiminde ortaya sürülen sınıf bilinci yoksunluğuna, bilgisizliğe ve geri kafalılığa kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır. din diye tanımlanan ve halkın üzerine indirilen koyu sisle, sözlerimizi ve yazılarımızı kullanarak tamamen ideolojik silahlarla savaşabilmek için kilisenin kaldırılmasını istiyoruz. rus sosyal demokrat işçi partisini, işçilerin her türlü dinsel uyutmacadan kurtulması adına mücadele etmek için kurduk. bizim için ideolojik mücadele kişisel bir sorun değil, bütün partinin, bütün proletaryanın sorunudur.

    ...

    her yerde ve şimdilerde de rusya'da reaksiyoner burjuvazi, gerçekten önemli, temel ekonomik ve siyasal sorunlardan, yani rus proletaryasının devrimci mücadelede birleşmesiyle bugünlerde çözümlenmeye başlanmış olan sorunlardan kitlelerin dikkatini uzaklaştırmak amacıyla din adına mücadeleyi kendine uğraş edinmiştir. bugün kendini kara yüzler kıyımlarında gösteren ve devrimci mücadeleyi bölmeyi amaçlayan bu reaksiyoner tutum, yarın çok başka ve çok ustalıklı biçimler alabilir. biz, durum ne olursa olsun, bu reaksiyoner tutum karşısında serinkanlı, dirençli olacağız ve temelde olmayan ayrımların etkilemeyeceği bir öğretiyi, bilimsel dünya görüşünü ve proleter dayanışmasını öğreteceğiz.

    dinin devletten ayrılması açısından, devrimci proletarya dini gerçekten kişisel bir sorun durumuna getirmeyi başaracaktır. ve ortaçağ kalıntısı küflenmiş görüşlerden arınmış, bu siyasal düzende, proletarya, din aldatmacasının gerçek kaynağı olan ekonomik köleliğin kalkması için açık ve yaygın mücadele verecektir. " (lenin, sosyalizm ve din)


    “marksistlerde … örneğin mutlak olarak laik bir okulu gerektiren ortak bir okul programı vardır. marksistler açısından, demokratik bir devlette hiç bir zaman ve hiç bir yerde bu ortak programdan ayrılmak mümkün değildir (ve bu programa dil vb. gibi "yerel" maddeleri katmak bölgenin halkına ait bir iştir).

    … oysa biz, bütün ulusların işçilerinin en sıkı birliğine doğru, her türlü şovenizme karşı, her türlü ulusal tekelciliğe karşı, her türlü burjuva milliyetçiliğine karşı yürümek zorundayız. bütün milliyetlerden gelme işçilerin eğitim politikası birdir: anadilin özgürlüğü, demokratik ve laik okul.” (lenin, ulusların kaderlerini tayin hakkı)
    (mühendis pervane, 01.02.2008 20:51 ~ 20:53)
  6. akp'nin koltuk değneğidir, misal bu arkadaşlar onbeş sene önce özelleştirmeleri devletin küçülmesi olarak alkışlamaktaydı, aynı arkadaşlar bugün akp'nin yerel yönetimler projesini sahiplenmekte, ergenekon operasyonuyla akp'yi demokrasi havarisi ilan etmektedirler.

    bu arkadaşları solculuklarında samimi kabul edersek kendilerine saflık sıfatını yakıştırmamız zorunludur. yok saflığı kabul etmiyorlarsa kendilerine yakıştırlacak sıfatlar pek de olumlu olmamalıdır. çünkü solculuk aydınlanmacılıktır, solculuk kamuculuktur, solculuk yurtseverliktir. bu arkadaşlara sormak lazım, yirmi otuz yıl sonra çocuğu daha rezil bir memlekette, siyasal islamın ve liberalizmin egemenliğinde çürümüş bir memlekette doğduğu vakit, baba niye oldu sorusuna ne yanıt verecekler? misal benim babam solcu olmamasına rağmen bu soruyu kendisine sorduğum vakit bu soru altında eziliyor. benim babam mücadele vermemiş bir insan olarak bu soru karşısında eziliyor, bu süreci alkışlayan solcunun halini varın siz düşünün.
    (libertar, 02.02.2008 21:37)
  7. hakiki solcudur, solun ne olduğunu bilir, marka solculuğuna ya da miras solculuğa karşıdır. solculuğu öcü ve dinsizlik olarak gösteren zombi solculara bir güzel ağzının payını vermesi beklenir.

    avrupa parlamentosundaki sosyalistlerin bile türbanlılara destek çıkması sonucu, solcu geçinen, solun ne olduğunu bilmeyen, hatta kendini bilmeyen solculara da ben vereceğim (ağzının payını).
    (patheticpoet, 07.02.2008 22:34)
  8. din ve vicdan özgürlüğünden bihaber sözde solculardır. solculuk her türlü özgürlüğü destekler, doğrudur. ama solcu laiktir. laiklik gereği bir insanın dinini gösterirken başka bir insana baskı yapma unsuru olabileceği gerçeğini kavramıştır gerçek bir solcu. solcular dinsel simgelerin bir baskı unsuru olarak kullanılmasını özgürlüklerin kısıtlanması olarak görür.

    zaten hukukun temel ilkesini herkes bilir
    "bir kişinin hakkı, başka birinin hakkını kısıtlayana kadar geçerlidir"
    (küçük çocukların balonlarını patlatan cani herif, 07.02.2008 22:43 ~ 22:49)
  9. bir kişinin özgürlüğünün, başka birinin özgürlüğünü kısıtlayana kadar geçerli olduğunu bildiği gibi, öğrenim hakkı ellerinden alınmış kişilerin haklarını savunmasını da bilen kişidir.

    kişinin kendi istediği kıyafetleri giymesinin, başkasının özgürlüğünü nasıl kısıtladığına da bir anlam veremez.

    laikliğe tüm kalbiyle inanır ve "din ve vican hürriyeti" ni tekrardan hatırlatır.
    (patheticpoet, 07.02.2008 22:55)
  10. solcu insan laik bir devlette yaşamak ister. çünkü laiklik tüm inançların özgürce yaşanabileceği tek düzendir. ve bu sebeple solcu sol inançları gereğince her daim laikliği savunur ve laikliği yok edebilecek ya da azaltabilecek eylemlerden kaçınıp bu tür eylemlere karşı durur. çünkü din ve vicdan hürriyeti'nin en büyük düşmanı'nın laik bir devletin anayasasında dinsel veya siyasete dini karıştıran insanların sembollerinin yer almasının olduğunu bilecek bilince sahip kişidir. mesela bu solcu fransa gibi yakın tarihinde hiçbir zaman irticai faaliyetler yaşamamış bir ülkede yaşasa, türbanıda savunur sarığıda. amma velakin daha çok uzakta değil 10-15 yıl önce irticai faaliyetleri nedeniyle kapatılmış bir partiden çıkma insanların ülkenin başına geçip yeniden aynı faaliyetleri gösterdiğini görünce buna karşı durur. inançları gereği karşı durur.

    amma eğer hala savunurum diyorsada @2203915 bunuda savunması gerekecek insandır.

    ayrıca edit: emre kongar'ın teklifini dinleyenler bilir, üniversitelerden öncesi ve sonrasındaki türban vakalarına kesinlikle izin vermesin hükümet, bunu uygulamalarıyla göstersin, o vakit serbestliğe destek veririz demiştir emre kongar hocamız.
    (küçük çocukların balonlarını patlatan cani herif, 07.02.2008 23:03 ~ 23:13)
  11. iran'da şahı devirmek için mollalarla işbirliği yapan solcuların sonradan başına gelenleri bilmeyen solcudur.
    (maximus, 07.02.2008 23:07)
  12. büyük bir ihtimalle (ne yazık ki ama böyle!) kendi arkadaşları tarafından linç edilme tehlikesi yaşayacak solcudur.

    hissi kablelvuku editi: baştan söyleyeyim, boşuna kötülemeyin. "görünen köy kılavuz istemez!" demiş atalarımız.
    (serpico, 08.02.2008 00:59)
  13. heykel kemalizmi'nin ve statükoculuğun pençesinden sıyrılmış olandır. gerekçesi ne olursa olsun, yasaklamalara, dayatmalara karşı çıkan, insan haklarını ve temel hürriyetleri savunandır ve bu savunmayı kimsenin kara kaşı kara gözü için değil, özgürlüklere duyduğu saygı için yapandır.
    (meramise, 08.02.2008 14:30 ~ 14:41)
  14. aslında solcu tanımsız olan bir şey, ama halk arasında(çoğunluğu akp' ye oy vermiş halktan bahsediyorum) sorsan hiç kimse böyle bir solcu olduğuna inanmaz(inansa da tek tük). her neyse şimdi sol cepheden bakacak olursak solcu biri yasakçı uygulamaların hiçbirini kabul etmeyeceği için türban yasağına da karşı olacaktır. ben şundan eminim ki bizi yönetenler güvenilir insanlar olsa hiçbir solcu çekinmeden türban yasağının kalkmasını ister ki eskiden bunun örnekleri mevcuttur. ancak hükümetimiz solcular açısından güvenilir görünmediği için böyle bir yasağı kaldırmak ileride daha da kötü şeylere sebebiyet vereceğinden birçok solcu bunu istememektedir. işlerin kötüye gideceği bazı şeylerden tecrübeyle sabittir.
    (korn, 08.02.2008 14:33)
  15. (bkz: ufuk uras)
    (bkz: üniversiteye türbanlı da che tişörtlü de girmeli)
    (asfur, 08.02.2008 15:05)
  16. (bkz: ulan biz bu adamları bölmeye çalışıyoruz...)
    (tori, 11.05.2008 00:42)
  17. akp hükümetinden önce sayısı çoktu bu tip solcuların. üniversitelerde bir çok sol görüşlü insan guruplaşıp başörtüsüne özgürlüğü savunurdu. çünkü o sıra başörtüsü yasaktı. protestolara giderlerdi türbanlı arkadaşlarıyla.

    sonra akp geldi. başörtüsü yine yasaktı ilk beş yıl. ama nedense türbanlı arkadaşlar hiç eylem yapmadı. ben de yapmadım nesense. o zaman solcular dedi ki: "haaa bunların derdi özgürlükle değil dsp hükümetiyleymiş". o zaman solcu olmanın hakkını veren arkadaşlar kullanıldıkları hissine kapıldılar haklı olarak. dsp zamanında yasaktı bu ve türbanlılar tarafından protesto ediliyordu. akpnin ilk beş yılında da yasaktı ama kimsenin sesi çıkmadı. işte bu da muhafazakar kesmin ayıbıdır. şimdiye kadar gerek gerçek hayatta gerekse sanal platformların her türlüsünde türbanı savunmuş ve savunmaya da devam eden bir insan olarak böyle bir özeleştiri yaptım. gönül isterdi ki akpnin ilk iktidarında da bunu savunalım, ama olmadı. anladım ki çoğu insan özgürlüğünün derdinde değil, akp'nin derdinde. bu beni utandırıyor açıkcası, bazı bazı savunmak gelmiyor içimden.

    bu gibi olaylar olmasaydı hala gerçek solcuların büyük bir kısmı savunacaktı türbanı. çünkü türbanın siyasete bulaştığına ihtimal vermeyecekti. olayı kişisel hak ve özgürlük bağlamında algılayacaktı. hakiki solcu bakacaktı ki kendi halinde, saf ve türbanlı olan, siyasetin "s" siyle işi olmayan, kendi halinde dinine bağlı sınıf arkadaşını okula almıyorlar, dersten atıyorlar. o zaman ilk tepkiyi koyacaktı ki eskiden hep böyle olmuştur.

    ama malesef bugün solcuların da türbana karşı çıkması bizim suçumuzdur arkadaşlar. bizim ayıbımızdır. neden akp hiç protesto edilmedi ki yıllarca. sanki onların zamanında türban serbestlenmişti. neden kimse o zaman "hükümet başörtüme dokunma" diyemedi. demekki arada siyasi bir şeyler var. bu parti islam miferi değil ki anasını satim.

    utanıyorum akpden. sikti attı muhafazakar kesmi.
    (bayermuhen, 11.05.2008 00:58)