marksizmin tarihe ve olaylara bakış metodu;
diyalektik materyalizmdir.
diyalektik materyalizm, olayları "olduğu gibi, hiç bir çarpıtmaya uğratmaksızın" görebilmektir. (metodun uygulanışı açısından değil engels'in kullandığı bu tümce sonucu kasteder)
"bilimsel sosyalist" olmak, yani marksist olmak; olayları diyalektik materyalist metodla ele almayı gerektirir. bu düzlemde, gerçek bir marksistin güncel bir olgu olan "laik üniversitede türban serbestisi" tartışmasının; ab ve abd emperyalizmlerinin önümüze dayattığı (ki avrupa insan hakları sözleşmesinde din ve vicdan hakkı devlet tarafından sınırlandırılabilir) bir projenin, "ılımlı islam projesi"nin ürünü olduğunu görmemesi mümkün değildir.
eğer göremeyen varsa, ya da görmezlikten gelen varsa biz yine de kör göze batırarak ortaya koyalım bu gerçekleri. (bkz:
kör olasın demiyorum kör olma da gör beni/@1942423)
graham fuller, vatan gazetesinden devrim sevimay’a verdiği bir röportajda; siyasal islâmın yaratıcısının da ab-d olduğunu itiraf ediyordu:
“peki bu cihatçılar sorununu başımıza abd açmadı mı? hatta cıa'nın ortadoğu masası şefi olarak sorumlusu bizzat siz değil misiniz?
“efendim, zannederim radikal islam'ı, siyasal islam'ı ilk olarak biz yaratmadık. biz icat etmedik. ayrıca bütün dünya radikal islam'ı sovyetlere karşı kullanmak istedi. sadece abd değil. bütün arap dünyası, avrupalılar, herkes sovyetler bir hezimete uğrasın diye yardım ettiler. parayla, silahla... her şekilde...
“yeşil kuşak ilk kimin fikriydi peki? abd'nin değil mi?
“soğuk savaş zamanında sovyetler'in güneye doğru yayılmasını önlemek içindi. fikir herhalde bizimdi. ama o zamanlar bütün islam devletleri de komünizme karşı müslümanlığın çok güçlü bir duvar olduğunu anlamışlardı.
“türkiye'de bu fikrin en ateşli savunucusu olarak siz biliniyorsunuz?..
“benim için şeref sayılabilir ama ben kabul etmiyorum. tek bir kişi olarak bunu sahiplenemem. suudi arabistan'ın da büyük katkısı vardı. herhalde babası ben değildim. ama babasını kim bilir?
“cıa'nin ortadoğu masası şefi sizdiniz. en azından büyük katkı size ait değil mi?
“oldu tabii, belki bu kavram hakkında en çok konuşan bendim. çok da haklı bir tezdi. çok çok doğruydu. komünizme karşı gerçek bir duvar oluyordu islam.
“bu yüzden siz de bölgede sürekli radikal islam'ı pompaladınız?..
“pompalamadık. bizden evvel suudi arabistan yaptı bunu. abd'nin afganistan üzerindeki rolü daha büyüktü.
“peki türkiye'yi niye kattınız bu kuşağın içine? tam da türkiye'de laik bir reform oturtulmaya çalışılırken?..
“çünkü türkiye'de çok kuvvetli bir sol vardı. aynı şekilde iran'da da... hem 1950, 1960'larda hem 70'lerde... komünizm hareketi çok kuvvetliydi. ve türkiye'de islam komünizme karşı çok efektif değildi. islam zayıf ama solculuk güçlüydü.”
ılımlı islam projesi'nin abd ve avrupa emperyalistlerinin sovyetler birliği'nin güneyini sağlama alma amacıyla uygulandığını biliyoruz.
cia'nın içerisinde 12 mart ve 12 eylül'ü de barındıran anti-komünist projesinin bir ayağı fakat diğerlerinden ayrılamaz bir ayağıdır ılımlı islam.
bu anti-komünist planı emeklilikten sonra itirafçı olan
cia ajanlarının yazdığı bir kitaptan biraz daha açarak ortaya serelim:
“antikomünist ağların örülmesine yönelik amerikan girişimleri opc tarafında frank wisner liderliğinde başladı (frank wisner, ikinci emperyalist savaş sonrasında güneydoğu avrupa’da “operasyonlar” yürüten stratejik servisler dairesi şefi - k. y.). 1951’de opc’nin ağ oluşturma kısmı, uluslararası organizasyon bölümü’ne bağlandı. bu bölüm, demirperde’nin her iki tarafında da avrupa entelijansiyasını, öğrencileri, işçileri etkilemeye yönelik maddi kaynak aktaran bir cıa alt bölümüydü.” (a.g.y., s. 13)
evet, ağ oluşumunda emperyalizmin stratejisi, “sivil örgütlerin” kurulması, finansmanı, yönlendirilmesi ve yardım görmesiydi. şöyle yazıyor cıa ajanları:
“abd hükümeti, soğuk savaş sırasında ağ oluşturma faaliyetlerini dört başlık altında yürüttü. birincisi, demokratik ağ oluşturacak grupların örgütlenmesine yardımcı olmaktı. (...) bu yardımlar bazan büyük, bazan küçük miktardaydı. örneğin abd, avrupa’da sendika örgütlenmesinde çok az katkıda bulundu. çünkü zaten güçlü bir sendika ağı vardı. ama buna karşılık, kültürel özgürlük kongresi’nin (congress of cultural freedom) örgütlenmesinde abd görevlileri çok büyük rol oynadı”
“abd hükümetinin ikinci destek alanı mali destekti. para desteği genellikle vakıflar aracılığıyla yapılıyordu ve destekleyen kuruluş ile hükümet arasında mesafe konuluyordu. bu kuruluşlardaki çok az sayıda kişi fonların sağlanmasında abd hükümetinin rolünü biliyordu. (ancak), sovyet arşivleri açıldığında, sovyet bloku rejimlerinin bu fonların cıa kaynaklı olduğunu bildikleri anlaşıldı...
“ağ oluşumunda üçüncü destek alanı, genel politikanın belirlenmesiydi. örneğin eski rl kadrosu (rl: radio liberty, avrupa’ya yayın yapan antikomünist radyo), politikanın rl yönetimi, cıa ve abd dışişleri bakanlığı ile ortak belirlendiğini belirtir...
“abd hükümetinin ağ oluşturulmasında dördüncü rolü, örgütlere doğrudan yardımdı. bazı durumlarda cıa kadrosu kuruluşun yönetiminde destek verirdi. böylece hükümet sürdürülen faaliyetler ve etkinlikler hakkında doğrudan bilgi alırdı... abd hükümeti tüm büyük kuruluşların başkanlarını inceler ve onaylar, çoğu durumda bu kuruluşların başına saygın, geçmişte kamu deneyimi olan ama atanacağı sırada kamu elemanı olmayan kişilerin gelmesini sağlardı.” (“ılımlı islam ağının inşası” -building of moderate muslim network- , rand corporation - cia'nın bir yan kuruluşu-, s. 27-28)
“ abd politikasının başarısının ana bileşeni abd stratejisi ile demokratik ağ oluşturma girişimleri arasındaki yakın ilişkidir... abd ve avrupa’da komünizme karşı bir entelektüel hareket, özellikle de
komünist olmayan sol içinde, zaten vardı." (adı geçen kitap, s. 26)
bu kitapta, ılımlı islam'ın cia tarafından ne için ve nasıl örgütlendiği çok açık biçimde anlatılırken "hak ve özgürlükler" mavalını okuyan "sol" gruplar/insanlar, ancak ve ancak emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden (kim bilir belki de burada belirtilen "komünist olmayan sol" gibi ondan gizli-açık destek alan) ve eğer bu hizmeti verirken "bilinçsizse" (ki bu genellikle böyle değildir) 2. enternasyonalciler gibi marksizmden kopmuş, teori yoksunudurlar. ikinci ihtimal ise, çok daha kötü olarak, bu emperyalizme hizmet işinde eğer bilinçliler ise, açıktan "cia sosyalisti" diyebileceğimiz anti-komünist hainlerdir.
çok sert olduğunun farkındayım, fakat devrimci ortamda; herkesten çok "ml" olup ta marksizm-leninizme ihanet eden; esasında ise işçi sınıfını onun ideolojisine kavuşmaması için oyalamaktan öteye geçmeyen gruplar ve parlamentoda zurna çalan, "özgürlük" "adalet" diye çırpınırken "devrim" gerçeğini inkar eden "yarı-liberal" tatlı su solcularından geçilmiyor. devrimci ortamın çoğunluğu işçi sınıfına hizmet etmez ve devrim cephesinden koparken, gerçek komünistlere onları hak ettikleri şekilde teşhir etmek düşer.
2. enternasyonalci hainlere ve açıktan karşı devrimci menşeviklere karşı gerçek komünistlerin yaptığı şeyi yapmaktan farklı bir şey değildir bu; devrim cephesinde olmayanlar, ister marksizm kalpazanlığı yapsın ister de "yumuşak" hak hukuk özgürlük türküsü çığırsın, yalnız ve ancak karşı devrimcidir.
türban olayı bunu açıkça ortaya koyuyor. kontrgerillanın vurucu gücü faşist mhp'nin, abd emperyalizminin ördüğü ılımlı islam ağlarının tepe noktası ortaçağcı akp'nin kuyruğunda; tıpkı hrant dink'in cenazesinde abd büyükelçisinin arkasından yürüdüğü gibi, "sahte sol" cemaat olarak emperyalizmin arkasında saf tutuyor.
bu arkadaşlara, marksizm-leninizmin din konusundaki açık tavrını hatırlatmak isterim:
"sosyalist proletaryanın partisi açısından, din kişisel bir konu değildir. partimiz, işçi sınıfının kurtuluşu adına bir araya gelmiş sınıf bilinçli, ileri savaşçıların toplandıkları bir yerdir. böylesi bir birlik dinsel inanç biçiminde ortaya sürülen sınıf bilinci yoksunluğuna, bilgisizliğe ve geri kafalılığa kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır. din diye tanımlanan ve halkın üzerine indirilen koyu sisle, sözlerimizi ve yazılarımızı kullanarak tamamen ideolojik silahlarla savaşabilmek için kilisenin kaldırılmasını istiyoruz. rus sosyal demokrat işçi partisini, işçilerin her türlü dinsel uyutmacadan kurtulması adına mücadele etmek için kurduk. bizim için ideolojik mücadele kişisel bir sorun değil, bütün partinin, bütün proletaryanın sorunudur.
...
her yerde ve şimdilerde de rusya'da reaksiyoner burjuvazi, gerçekten önemli, temel ekonomik ve siyasal sorunlardan, yani rus proletaryasının devrimci mücadelede birleşmesiyle bugünlerde çözümlenmeye başlanmış olan sorunlardan kitlelerin dikkatini uzaklaştırmak amacıyla din adına mücadeleyi kendine uğraş edinmiştir. bugün kendini kara yüzler kıyımlarında gösteren ve devrimci mücadeleyi bölmeyi amaçlayan bu reaksiyoner tutum, yarın çok başka ve çok ustalıklı biçimler alabilir. biz, durum ne olursa olsun, bu reaksiyoner tutum karşısında serinkanlı, dirençli olacağız ve temelde olmayan ayrımların etkilemeyeceği bir öğretiyi, bilimsel dünya görüşünü ve proleter dayanışmasını öğreteceğiz.
dinin devletten ayrılması açısından, devrimci proletarya dini gerçekten kişisel bir sorun durumuna getirmeyi başaracaktır. ve ortaçağ kalıntısı küflenmiş görüşlerden arınmış, bu siyasal düzende, proletarya, din aldatmacasının gerçek kaynağı olan ekonomik köleliğin kalkması için açık ve yaygın mücadele verecektir. " (lenin, sosyalizm ve din)
“marksistlerde … örneğin mutlak olarak laik bir okulu gerektiren ortak bir okul programı vardır. marksistler açısından, demokratik bir devlette hiç bir zaman ve hiç bir yerde bu ortak programdan ayrılmak mümkün değildir (ve bu programa dil vb. gibi "yerel" maddeleri katmak bölgenin halkına ait bir iştir).
… oysa biz, bütün ulusların işçilerinin en sıkı birliğine doğru, her türlü şovenizme karşı, her türlü ulusal tekelciliğe karşı, her türlü burjuva milliyetçiliğine karşı yürümek zorundayız. bütün milliyetlerden gelme işçilerin eğitim politikası birdir:
anadilin özgürlüğü,
demokratik ve
laik okul.” (lenin, ulusların kaderlerini tayin hakkı)