|
|
- erken seçime girdikten sonra çoğu vatandaşın kafasında 'acaba?' sorusunun kaynağıdır.türkiye cumhuriyeti'nin son yedi,sekiz yılına bakıldığında farklı görüşteki partilerin bir voleybol maçıymış gibi yapay gündemlerle topu devamlı bir birlerine atması sözde çalkantılı olaylar yaşanması ama özde hiç bir gelişimin kaydedilmemeside bu göstergeleri doğrular niteliktedir.
ülkenin son zamanlardaki gündemine bakıldığında mahkeme eleştirileri,anayasa tartışmaları,ne olduğu belirsiz avrupa birliği kriterleri,türban,din,mahalle baskısı,darbe korkusu,ulusalcı ve şeriatçı çeteler,iktidar partisi ve muhalif partilerin maksimum üç gün süren zıtlaşmaları,birbirleriyle ters görüşte olan iki partinin anlaşıp günü kurtarması ve bu gibi yapay konularla sonuçta türkiyenin korku imparatorluğu haline gelmiş olması ana sebeptir.
hani bunun halka yansıyan teknolojik ve bilimsel gelişimleri? neden askerin yeni ürettiği bir teknolojiyi görmüyoruzda on yıl boyunca abd acaba bize helikopter satacakmı tartışması süregeliyor.niye muhalefet ve iktidar ana paranın hangi bilimsel gelişime aktarılması gerektiğini tartışmıyor,bunun yerine insanların gelecek korkularından pay çıkartıp sonsuza kadar gidecekmiş gibi bir kriz devamlı piyasalardan ve ana haber bültenlerinden insanlara aktarılıyor.bu yıl kaç bin turist gelecek haberleriyle akşamı geçiştirirken,en son on yıl önce tatile gitmiştik çoluk çocuk diyen adamı hissizce izliyoruz.
herkes sanki rüyada veya yemeklerine bir şeyler katılıyor olmalı bu kadar hayat görüşü kısa olabilmesi için.partiler aracılığıyla yanlış pompalanan bilgiler olmalı ya da.milliyetçi kitlenin haberleri üniversitelerde öğrencileri kurşunlamak,kız davasına öğrencileri bıçaklamak seviyesinde olmamalı.milli duyguları yüksek ve bu ülkenin refahını yükseltmek adına katkısı olması gereken olumlu bir vatandaş olması gerekirken bunun sanki tam aksini yapmaya çalışıyorlarmış izlenimi veriyorlar.aynısı komünist,liberal,zart,zurt içinde geçerli.
ülkenin yatıp kalktığı olaylar chp ye kim başkan seçilecek,kimler ayak kimler baş,bir mayıs cehenneme dönecek,laiklik yok oluyor,dinimiz elden gidiyor,demokrasi ortamı kısıtlanıyor,yargıya güven bitmek üzere.
bunlar ıvır,zıvır.o on yıldır tatile gidemeyen adam bir on yıl daha tatile gidemezse üç kuruşluk partileri destekleyen o üç kuruşluk kitleyede kıçımla gülerim ben arkadaş.al gülüm,ver gülüm siyasetiyle dış oyunların kölesi olmuş,korku siyaseti yapan ve bunların arkasında da aynı körlükle ilerleyen insanların ilericilikleride palavradır gözümde.
- (bkz: seçildi mi, seçtirildi mi sorunsalı)
- (bkz: düzen partileri)
- + ya sudecan canım sıkılıyor, bu cumartesi gecesi, parti verelim, berkecan da plakları ve seti ile müsaitmiş.
- olabilir aslında onurcan, ben caddeden yeni geldim, kızları da çağıralım.
+ zaten bebişim yaa, bizim pederler bodrum'a gittiler falan yani, bu haftasonu ev de müsait...
- süpeıırr olacak desene bu partiiii, tamam telefonla arıyorum herkesi, olmadı yonja üzerinden irtibata geçeriz.
+ yalnız bir problem var, partiyi biz organize edemiyoruz, itü sözlük'e göre tüm partiler abd tarafından yönetiliyormuş.
- bir dakika tatlıımmm, döncem ben sana. where is the party at ?
- 'siz tüm delelgelerin uzaktan kumandayla mı yönetildiğini zannediyorsunuz'-deniz baykal
taze bu laf.daha dün söylendi chp kongresinde ve olayın tırstıran yönü de bu kadar cuk oturmasıdır.insan lan yoksa demeden edemiyor.
- tehlikeli ve yanlış bir önermedir.
"doğrusu düzen içi siyaset üreten bütün partiler abd tarafından yönetilmektedir." şeklinde olabilir.
önermenin anlatmak istediği veya değindiği tehlikenin ötesinde bir tehlike içerdiği açıktır.
umutsuzluk.
memleketin hiç bir zaman düzelmeyeceği gibi veya abd’nin sonsuz bir güce sahip olup karşısında siyasal bir güç oluşturulamayacağı şeklinde yanlış kanılara yol açabilir.
venezüellada chavez’in abd ci olduğunu söylemek nasıl yanlış ise türkiye’de de böyledir.
dünyanın hiç bir yerinde muhalif veya antiemperyalist bir parti birdenbire büyüyemez. emek ister. enerji ve çalışma ister. yapıcıların çalışması şarttır.
bu partiyi nasıl ayıracağız peki…
belirli sorulara cevap arayarak!
özelleştirme karşıtı ve kamucu mu? anti kapitalist mi?
ab, abd karşıtı ve antiemperyalist mi? yurtsever mi?
gericilik karşıtı, ırkçılık karşıtı ve aydınlanmacı mı?
türk ve kürtlerin kardeşliğine yönelik politikalar üretip kesinlikle ülkenin herhangi bir sebeple bölünmesine karşı mı?
bu ülkenin emekçilerinin, aydınlarının ve solun doğru müdahalelerle iktidar alternatifi olabilecek örgütsel gücü ve siyasal gelişkinliği mevcuttur.
akp yi istememekle başlamak şarttır. kapitalizm ile özdeşleşen akp’nin gerici ve liberal kimliğini geriletmek önemlidir.
1 mayısta taksimde akp’ye kırmızı kart göstermek ile başlanabilinir.
- (bkz: worms world party)
- hah işte tam heyecanla beklediğim yağlı konudur.
(başına "türkiye'deki" koyulmadan göte girmesi önlenmiş, yemedim sanma çakaaal..)
acaba filan değildir, aynen düpedüz gerçektir.
şimdi efendim bu durum aslında cümlenin ilk anlamındaki gibi bire bir hani abd kırmızı telefonu açıyor, direk kapalı devre sistem var, burdaki partinin başındaki adam açıyor filan.. e heralde tabii ki öyle değil!
peki öyle olmaması abd'nin yönettiği anlamına gelmiyor mu, o zaman rahatlayacak mısın?
bir kere şu var, abd ekonomik anlamdaki en kuvvetli söz sahiplerinden birisidir dünya üzerinde, bu heralde herkesin malumu. ve bunun yanında, kuruluşundan beri böyle bir vahşi yayılma politikası vardır. ama bu olay abd'nin sadece dış politikası değil; abd'nin iç politikası da, abd'de çalışan en küçük şirket de en büyük şirket de, en küçük yönetici de en büyük yönetici de bu mantıkla çalışır, yaşar. "kendinden güçsüz olanların üzerine çök, etkisiz hale getir, parçala, kendine kat..". elektron mikroskobu ile çekilmiş tek hücrelilerin birbirini yeme olayı vardır, hatırlarda kalmıştır orta okul lise fen bilgisi biyoloji derslerinden. hah işte aynen öyle.. ve dediğim gibi, aslında abd'de bu mantık, bir hayat politikası, bir yaşam savaşıdır. yarışmacı bir toplumdur. hayatta kalmak için savaşırlar (şimdi televizyonlardaki ıvır zıvır türlü yarışma programının orijinallerinin abd'de olması da bundandır).
tabii ki böyle bir politika var ama, çağın ilerlemesiyle ve toplumların da bilinç seviyelerinin artmasıyla taktik değişikliklerine gitmişlerdir mecburen. yani abd aslında bildiğimiz, mahallede esnafı vatandaşı haraca kesen kabadayıdır ama, zamanla toplumların bilinç seviyesi arttıkça, artık öyle kolay yapamadığı için kabadayılığını, kılıflar bulmaya başlamıştır.. nedir mesela?
bir kere abd küresel ve iç politika ile ilgili planlarını 50 yıllık, 30 yıllık, 20 yıllık vadelerde yapar. yapacağı hareket için de çook önceden hazırlıklara başlar. mesela bilim adamlarına tez yazdırır. aha buyrun the clash of civilizations- samuel huntington.
sonra ne olur? dünyanın en iyi korunan binasına ve bir de dünyanın en önemli başkentinin en yüksek binalarına uçaklar girer: "nası ya? abi nası oluyo bu? oluyo işte abi terörist bunlar manyak, ayarlamışlar her şeyi.. e abi şey değil miydi, o binada bush'un yakınları çalışıyodu filan, hatta o binalarda aslında her gün dolaşan çok daha fazla insan vardı, nasıl oldu? ayarladık ya biz onu, bush'un yakınları o gün izinliydiler tesadüfen, önemli kimse de yoktu o gün o binalarda. haa iyi bari, çok bişey değil o zaman, 3000 küsür kişi öldü gibi gözüküyo kayıtlarda.. bişey değil yauv, bizim halkımızın gelecekteki refahı için sözü bile olmaz, hem bak bu sayede demokrasi götüreceğiz binlerce kilometre uzaklara deniz aşırı topraklara, haksız durumdayız şu an çünki, mazlumuz.. çaktın mı? anladım abi..".
efendim sonra preemptive strike diye bişey çıkarır, neymiş? "karşıdan tehlikeli bir hareket gelme ihtimali sezilirse önceden önlem amaçlı vuruş yapılır"mış; yani bizim kırk yıldır bildiğimiz, "hocanın çocuğu testiyi kırmadan önce dövmesi".. sonra "efendim demokrasi götürüyoruz" der: "nası yani? e işte abd orta doğu'nun demokratik yönetilmesi için yanıp tutuşuyor ya, oraya demokrasi götürüyor bu yüzden.."
yani eğer toplumlar bu kabadayıklara artık tepki verecek olgunluğa geldiyse, abd insanlara ses çıkarttırmayacak, tepki verdirmeyecek şekilde bu işin kılıfını da hazırlamıştır zaten. birisi bir şey söylemişti, tam hatırlayamıyorum orijinal halini, şöyleydi hatırladığım kadarıyla: "amerika birisine tokat atacaksa, o birisi önceden yapması gereken saldırıyı yapar, amerika'nın bahanesi de hazırlanmış olur.."
başka? tez yazdırıyor dedik değil mi? bu adam parasını verir, bizim kendi aydınımızı bile satın alır, istediğini de söyletir; ve derler ki, "ne alakası var canım, adamın söylediklerinin içinden cımbızla çekiyorsunuz o cümleyi". ulan, o adam zaten o cümleyi oraya cımbızla koymuş pezevenk! arkası yok önü yok, ne bir bilimsel araştırma ne bir destek. varsa, tartışılacaksa ve bu adamlar da aydınsa, hakkaten bu işin sıkıntısını çekiyorlarsa, oturulur kaynaklar arşivler açılır tartışılır. öteki türlüsü bildiğin küfürdür. mesela ben birisiyle konuşurken sakin sakin, birden delirsem, durduk yerde ana avrat düz gitsem, sonra da hiçbir şey olmamış gibi yine sakin sakin konuşmaya devam etsem, bu küfürdür. ama küfür etmeden de, rahatsız olduğum durumu tek tek detayıyla anlatıp, eğer haklıysam karşı tarafı da ikna edecek duruma getirebilirim belki? ulan insan gibi oturup konuşsak anlaşırız belki namussuz adam, niye bozuyosun aramızı?!. ama bu adam yapmaz bu insanlığı, neden yapmadığı da bellidir..
nasıl destek alıyorlar bunlar? illa gidip atm'den parasını çekmiyor canım güldürmeyin insanı.. peki bunlar malum derneklere üye değiller mi? o derneklerin lüks otellerin lokantalarındaki ıstakoz menülü yemeklerine katılıp, kodamanlarla, medyatörlerle, kalemşörlerle ve diğer birçok kurumdan üst düzey insanlarla yemek yiyip, kokteyllerde başlarını geriye atıp hahahah diye gülmüyorlar mı?
ya da bunlar ilk defa mı yabancı basına konuşuyorlar canım? bu olay da mı münferit? bu adamlar seçildiklerinden beri konuşuyorlar o gazetelere, dergilere. peki nedir, bu adamların entelektüel kaygıları var, yazarlar filan değil mi? haa, nasıl gıdıklarsın bu adamın egosunu, alırsın kitabını bilmem kaç dile çevirir, alakasız ülkelerde satışa çıkarırsın? tamaaam, o yazar bitti, eridi adam, orgazm oldu resmen. artık istediğini söyletebilirsin. o artık senin emrindedir. ve konjonktür değişir, çıkarlar değişir, günü gelir, "al efendi" der, bak "bu kağıtta ne söyleyeceğini yazdım, bunu aynen söyleyeceksin, artık sabah öğle akşam yemeklerden sonra mı söylersin alıştıra alıştıra, yoksa bir kerede mi söylersin bilemem, ama bir şekilde söyleyeceksin".. ve söyler.. sonra ödül de verirler bu adama. görev tamamlanmıştır. nedir?
"senin ödül almış dünyaca ünlü yazarın, entelektüelin, bilir kişi sayılması gereken adamın bunu söylüyor. yani kendi adamın gol diyo!".
(bkz: adamın gol diyo)
başka? bilim adamı tutar, bunlara resmen laboratuvar virüsü ürettirir*, afrika'ya salar, koca bir kıtada yaşayan milyonlarca insanı şifası olmayan bir hastalıkla, ölümle kontrol altında tutar.
bunların hepsi, abd'nin dış politikasının alt planlarıdır. ve abd bunları sadece türkiye üzerinde değil, bütün dünya ülkeleri üzerinde uygular. hangisine gücü ne kadar yeterse, hangisine dişini ne kadar geçirebilirse o kadar başarılı olur. ha bir tek abd midir bu haraca ortak olan? yoo, yeri gelir avrupa ile de el ele verir.
sonuçta bunların hepsi konjonktürel olaylardır; bir gün yanındandır, bir gün karşındadır. gocunulacak, "ulan olur mu be" denecek bişey yoktur, çünki bildiğin ticarettir. çıkarlar değiştikçe aradaki ilişkiler de değişir. kah gelir "benim aslan arkadaşım" diye sırtını sıvazlar, kah aba altından sopa gösterir, hatta bununla kalmaz; bıçak çeker, dürter, çizer, parmak keser, göt keser.. öldürmez ama kan kaybettirir, aç bırakır..
sen ülkene kocaman baraj yapacaksındır.. mühendis adam bilir barajı, hesabı kitabı bilir çünki, öyle büyüklüğü gördüğü zaman gözleri dolar. o kocaman barajlarda yazan, kilometrelerce uzaktan görünen, barajın yüksekliğinin %1'i kadar olan dsi yazısının i harfinin noktasının içine 3 tane öküz gibi damperli kamyon sığar. öyle büyüktür, görkemlidir.
baraj bitse, ülkenin güney doğusu, doğusu ihya olacaktır, her yere su gidecek, halk rahat rahat tarımını yapabilecek, karnını doyurabilecek, göç etmesine gerek kalmayacaktır. hatta dahası, belki tarımı bile aşıp sanayiye başlayacak, fabrikalar kurulacaktır. ne göçlerle büyük şehirlerdeki kültürel yozlaşma, çarpık kentleşme, gecekondular, arabesk marabesk olacak ne de suç oranı artışı olacak, herkes kendi memleketinde, mutlu olduğu yerde yaşayacaktır.
bütün bunlar, 30 yıl önce tam bitecekken, çok az kalmışken, bu kabadayı seninle yaptığı bir anlaşmada, açık açık cümlelerle belirterek, projeyi yavaşlatmanı, hatta durdurmanı şart koşar. sen kabul etmezsin. peki, problem değil, istediğini güzellikle yaptıramazsa başka yolar da bulur. eğer halk arasında kışkırtılmaya meyilli hassasiyetler varsa bunları kaşır, yüz yıllık numara.. senin kendi ülkende daha üniversiteden itibaren yetiştirdiği adamları provokatör olarak kullanır. ve orda karmaşa çıkartır. ne senin barajın biter, ne su gider, ne tarım yapılır ne de halk doyar. bu da yetmez, senin devletine de baskı yapar, oraya yatırım yaptırmaz. yani artık durum öyle bir noktaya gelmiştir ki, bu kabadayı sana kendi kolunu bacağını bağlayıp, sıktırıp kangren ettirmiştir (kangren olmuş kol bacak da, bilindiği üzere kesilmek zorunda kalınır).. kışkırttığı insanlara da iyice gaz verir: "bakın, kendi devletiniz sizi dışlıyor, yok sayıyıor, aç bırakıyor.." der. onlar da inanır. sen karmaşayı bastırmak için para harcarsın yıllarca. askerin ölür, kendi vatantaşın ölür; kışkırtılan da ölür kışkırtılmayan da. bu kabadayı kışkırttığı adama silah da verir para da verir, yeri gelir çatışma sahasına helikopteriyle iner adam kaçırır. olmuştur bunlar hepsi yaşanmıştır.. sen adamı kıstırmışsındır, harekat yapacaksındır, bi gidersin bulamazsın, yoklar.. kim haber verdi? harekat yapacaksın, izin çıkmaz. bir sürü bir sürü şey..
ve bunların hepsi gerçek hayatta karşılığı olan mecazlardır.
başka? kendini savunman için silah alman lazım değil mi? tamam silahını da nerden alacağın belli. nedir? ağır silah, uçak.. bunun ayda bir bakımı var, parçası değişecek. nası bişey? böyle bildiğin metal bi parça ulan, en yeteneksiz tornacı 2 saatte yapar. olmaz! niye? benden satın alacaksın.. lan bu boktan bişey, uçağı zaten senden aldık, parçayı da mı senden alıcaz? evet, satarken öyle anlaşma yaptık..
---------------------------------------
peki zaten sanıyor musunuz ki abd de bush tarafından yönetiliyor? sürekli bush'a giydirip dururlar. ulan bush'un arkasında, bir kere görünen en az 10 tane adam var. başkan yardımcıları, dışişleri bakanları, savunma bakanları, genel kurmay başkanı muadilleri, bunların yardımcıları, azaları, vekilleri vs..
peki bu adamların arkasında görünmeyen birileri yok mu? elbette var. peki bunların ille de amerikalı mı olması gerekiyor? ha ha gülüyorum şimdi.. ne amerikası yav, milliyet, din filan var mı, bunlar ruhunu şeytana satmış adamlar.. bildiğimiz bir çok ticari teşkilatlar, dernekler filan ne güne duruyor? akademisyenlerden oluşan think tank örgütleri, açık toplum dernekleri, bağıra bağıra "barış" yalanıyla yapılan davos zirveleri..
hah bir de tekrar türkiye'ye dönersek, bu dernekler teşkilatlara türkiye'den de üye olanlar yok mu? kim bunlar? sadece iş adamları mı? yoksa türkiye'nin istisnasız her kurumundan, hatta en önemli olan kurumlarından bile bunlara üye olanlar yok mu? gazetecilerden, anchormanlerden bunlara üye olanlar yok mu? medya patronlarından, genel yayın yönetmenlerinden üye olanlar yok mu?
şimdi bu kadar her kurumun üst düzey yönetici düzeyine gelmiş adamlar var, bir de açıp bush telefonla "şöyle şöyle yapın" mı diyecek? niye uğraşsın ki adam? hayır o kadar çalışmaz kafası o ayrı zaten de..
siz en iyisi bunlara komplo teorisi deyin, yalçın küçük paranoyaları deyin, onlar da küpünü doldurmaya devam etsin..
bir dakika aklıma bişey daha geldi, incirlik'e giden, ya da adana'da yaşamış olanlar varsa bilirler. incirlik, tek başına resmen bir küçük amerikadır. türkiye cumhuriyeti devleti'nin kontrolündedir ama.. mümkünse, fırsat bulabilirseniz bir gidin. üsse girebilir misiniz bilmem, görevli olanlar bile kırk kere aranıyor. ama bir görün en azından ilçeyi, ilçede dolaşan amerikan askerlerini, üste yaşayan amerikan askerlerinin rahatı için tamamen amerikadan gelen ürünleri. türkiye içinde küçük amerika'yı görün.
yani ulan, medyanda var bu adamlar, bütün kurumlarında var.. ve bunların en üst seviyelerde, nihai karar erkini elinde bulunduran makamlardalar. üssünü de kullanıyolar.. ee? daha anlatmaya gerek var mı?
farkettiyseniz, abd'nin partilere bire bir etkisinden hiç bahsetmedim. gerek var mı sizce? bütün kurumların bu kadar içine girilmişken, bi de partiye karışıp karışmadığını anlatmaya gerek var mı? karışmıyo mudurlar? valla mı?
------------------------------------------
hepsinin sonunda. ne yapılacak? tabii ki o kadar kötü değil durum.. ama bu durumlar yılların sorunlarının, beceriksizliklerinin, basiretsizliklerinin ve en kötüsü de hainliklerinin birikimidir. öyle bir tane bir kaç tane süper insanın çıkıp çözeceği şeyler değildir. önceki bir cümleye dönmek gerekirse abd bunu her ülkeye yapmaya çalışır, mizacı öyle onun. dişini geçirdiğine etkisi daha fazla olur, geçiremediğine daha az olur. tabii ki herkes satılmış değildir. tabii ki hain olmayan insanlar da vardır. ve hain olanları da bilirler apaçık, aslında hiçbir şey böyle saklı gizli değildir; zaten yeni dünyanın modası da bu, artık bütün namussuzluklar göstere göstere yapılır, "aha bak geliyorum göstere göstere sana demokrasi getirmeye" derler mesela..
ve bu hain olmayan adamlar da, sıkışmışlardır, sağlarından sollarından her yerden birşeyler sıkıştırır bunları. hareket edemezler. ettikleri ölçüde bir şeyler yapmaya çalışırlar. kolay mı öyle "yeter ulan ben kapıyorum sınırları size ihtiyacım yok" demek? olmaz, mantıklı değil yani. kaybolur gidersin. dolayısıyla bu bir kaç iyi adam da, olduğu kadar bu kabadayılarla mücadele etmeye çalışırlar. ki bu iyi adamların da kim olduğu aslında belli değildir. çıkarların konjonktürel olması gibi, insanların tuttukları taraflar da konjonktürel olarak değişebilir.
tekrar soralım ne yapacağız? düşman mı olacağız bu kabadayıya? bunun mantıklı olmadığını açıklamıştım, adam senin devletinin arkasından bıçağı dürtmüş, duruma göre çiziyo, sokar gibi yapıyo. sen de ordan "yapmayın yav bunlara pabuç bırakmayın, delikanlı olun" diyeceksin.. mümkün değil.. ki o yüzden zaten sürekli bu "türkiye'de abd karşıtlığı" benzeri araştırmalar yapılıyor.. senin adamın orda bi yandan götü kestirmeyeyim diye uğraşırken sen de düşman kesilirsen olmaz; senin düşmanlığın, kendi devletinin işini zorlaştırır, dolayısıyla senin devletin bu kabadayıya düşman olmanı istemez.
ha bunun bi olur yolu da vardır tabi. düşmanlığını güzel güzel insanlık kisvesi altında yapan adama, sen de bire bir düşmanlıkla karşılık veremezsin ama, düşmanını da tanırsın en azından.. bil en azından kardeşim bu iş böyle, artık bil bunu.
haa bir de her dakka "hep ameriga yapyor bunları.." demek de bir işe yaramıyor. çalışın arkadaşım. herkes çalışsın. mal olmayın. sırf kapınızın önünü süpürseniz buralar çoktan güllük gülistanlık olmuştu. artık nasrettin hoca gibi "hırsızın hiç mi suçu yok yeauv" demek bi boka yaramıyor. ulan hırsızın hırsız olduğu, namussuz olduğu belli, adı üstünde zaten, adamın işi o.. sen kapını kilitleyceksin adam gibi. artık "hep ameriga yauv eveth" demenin ne anlamı var? sen eşek oldukça sana semer vuran olur..
bütün bunlar zaten 50 yıldır bilinen teraneler. hadi bunları da bilmeyin. ama çalışın ağbi, allah aşkına çalışın. neye inanıyosanız onun için, hatta hiçbir şeye inanmıyosanız da çalışın. hiç zarar gelmez. en temiz yöntemdir.
------------------------------------------
hepsinin sonunda, alın size eğlencelik.. 30 saniyede global politika. ilginçtir, başarılıdır, bu kadar uzun yazıyı ve hatta daha fazlasını 30 saniyede açıklar:
http://www.youtube.com/...
(videonun kaybolması ihtimali üzerine, youtube'da "global politics in 30 seconds" şeklinde arama yapılabilir)
- tüm partilerin abd tarafından yönetilmesi, detaydır, aytrıntıdır; açıkçası bir cümle olarak hatalıdır da belki.. belki de sadece legal olmak için bu şekillere sokulmuştur. şeytan ayrıntıda gizlidir evet ama, burada şeytan kendini hiç de ayrıntıya saklama gereği duymaz.
dolayısıyla partilerin hepsinin yönetilip yönetilmediği, hakikaten detaydır.. "söz sahibi olan, cumhuriyet tarihi boyunca türkiye'nin kaderini elinde tutmuş olan partilerin kilit isimleri, tamamen kendi iradeleriyle karar verebilmişler midir, verememişler midir?" asıl önemli olan bu sorudur.. bu siyasi süreçlerde aktif olarak bulunamamış partilerin durumu, abd'ya karşı duruşu, anlatılanları değiştirmez.
ya da tek sorumlu abd imiş değilmiş.. bana ne ulan bana ne! o olsun olmasın, başka birisi olsun, ki zaten belirtildi; yeri gelir avrupa ile de el ele tutuşur, başkasıyla da işbirliği yapar; bu olay sonuçta konjonktüreldir.
"iyisi de kötüsü de ondan gelir" de değil anlatılmaya çalışılan; asıl olay şudur "böyle bir düzen var, bunun aktörleri değişebilir."
hadi ben malım ve abd bu işler içinde sütten çıkmış ak kaşık. e ulan hiç mi sorumlusu yok bunun? abd değilse başkasıdır, sen söyle bana, sen düzelt beni de bilelim. ama "bu düzen toptan düzmece" deme bana, bizi kim yiyor o zaman birader, bu paralar nereye gidiyor?
- (bkz: the corporation/@2376527)
|