immanuel wallerstein amcamın aktardığı, benim de pek sevdiğim bir yugoslav atasözü var: "mutlak olan tek şey gelecektir zira geçmiş sürekli değişiyor."
hafıza denilen müphem kavram her zaman ilgimi çekmiştir zira evrimin biyolojiden sonra belki de en geçerli olduğu alan hafızanın nasıl işlediğidir. insan ve dahi toplum her şeyi hatırlayamaz hatta hatırlamak istemez zira hatırlama süreci çoğu zaman oldukça acılıdır. mesela bir anne için kaybettiği evladını anımsamak aradan 30 küsür sene geçmiş de olsa sancılıdır, bu nedenle bu ana "bir şekilde" unutmayı seçebilir.
bir toplum da yaşadığı ağır bir travmadan sonra unutmayı tercih edebilir. örneğin naziler'in yaptıklarının günümüz almanyası'nda pek de muhabbet konusu olmaması böyledir.
öte yandan her zaman unutmak sağlıklı sonuçlara neden olmaz zira insan ve dahi toplumlar unuttuğu için "
tarih tekerrürden ibarettir."
gece ve sis'te altı çizilen noktalardan biri budur: unutma, unutursan aynı trajedi tekrarlanır.
kenan evren ve dahi 12 eylül süreci bu coğrafyada onarılmaz yaralar açtılar. yaşananları unutmak mümkün değil, aynı acıların yaşanmaması için unutmamak da gerek şüphesiz ama geçmişle yüzleşmek şu an için mümkün görünmüyor; bu nedenle de toplumun her kesiminde geçmişin yeniden inşası söz konusu. 12 eylül konusunda en az konuşanlar aslında en çok konuşması gerekenler: bu süreci bire bir yaşayanlar. onlar sustukça ve susturuldukça kayıp hafıza "birileri" tarafından doldurulacaktır.
cezayir'de yaşanalar konusunda sessiz kalmak ve dahi unutmak yerine "hepiniz katilsiniz!" diye haykıran bir
sartre'a ihtiyacımız var.
not: bu liselilerin çalışması aslında görsel hafıza konusunda ama ben burda genel olarak hafızayı ve bu kavramın unutma/hatırlama ile olan ilişkisini göz önüne aldım.