sylvia plath 

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. mahzun bakışlı,güzel yüzlü,kara bahtlı şair.manik depresif sanatçıların en ünlülerindendir.ted hughes ile evlilik yapmıştır.kafasını gaz sobasına koyarak kendini öldürmüştür.
    (stars giggle meh every nite, 24.11.2004 23:15)


  2. tüm günceleri (ölümünden öncesine kadar yazdığı iki tanesi hariç) eşi tarafından derlenip kitap haline getirilmiştir. eser şadan karadeniz tarafından türkçeye çevrilerek oğlak yayınları tarafından basılmıştır. sylvia plath'ı, şiirini, intihar etme sebeplerini anlayabilmek için güncelerin okunması tavsiye olunur.
    slyvia plath'ın eserlerinden bahsetmek gerekirse en bilindik olanı sırça fanus (the bell jar) adlı romandır. benim ilk okuduğum ve hayran kaldığım şiiri ise tulips (laleler) adlı şiiridir. bütün şiilerinde sizi vuracak bir cümle bulunur.
    (amorph, 26.12.2004 22:56 ~ 10.08.2006 18:11)
  3. yusuf eradam çevirileri iyidir
    (abbas yolcumu, 15.03.2006 13:23)
  4. intihara teşebbüs edip de bir türlü başaramadığından muzdarip olup,otuz yaşında kafasını fırına sokup gazı açarak bunu başaran şair.hatta intihar etmeden çocukları aç kalmasın diye bisküvi ve süt hazırlamıştır.şiirlerinin çoğunda yaşamından kesitler sunar.on yaşındayken babasının ölmesi kendisinde derin izler bırakmıştır.
    (julien sorel, 23.06.2006 02:55 ~ 02:59)
  5. çoğu şiirinde nazilerle ilgili benzetmeler,söz öbekleri kullanan şair.hatta "daddy sylvia plath" şiirinde babasıyla hitleri özdeşleştirir.babası avusturyalı olduğundan kendisinin nazilerle bir ilişkisi olup olmadığı merak konusudur.almancadan da garip bir biçimde nefret etmektedir.nedeni küçükken zorle öğretilmiş olmasıdır büyük ihtimalle.kullandığı sözler genelde serttir.en belirgini, mesela incileri solucanlara benzetmesi,kendi derisini de nazilerin lamba siperlerinde kullandikları yahudi derilerine benzetmesi.hitler dışında josef mengele 'ye de "herr doktor" ve "tanrı" şeklinde seslenir.
    (julien sorel, 11.07.2006 19:11 ~ 19:11)
  6. sylvia plath 8 yaşındayken babasının ölümüyle çok büyük bir sarsıntı geçirdi ve ilk şiirini yazdı:
    dikenli tellere takıldı kaldı
    ich, ich, ich, ich
    güçlükle konuşurdum
    her alman'ı sen sanırdım
    hele o yüz kızartıcı dilin

    bir lokomotif, beni bir yahudi gibi
    çuf çuf alıp götüren bir lokomotif
    dachau'ya, aushwitz'e, belsen'e
    yahudi gibi konuşmaya başladım
    sanırım bir yahudi olabilirim.

    baba, babacığım, alçak herif,
    seninle işim bitti.

    babasının ölümünden sonra bu saplandığı derin psikolojik bunalımların eşiğinden bir türlü dönemedi. sonra combridge üniversitesinde kendisi gibi şair olan ted hughes'la tanıştı. ted hughes ile bir süre beraber olduktan sonra evlendiler ve sylvia plath'ın iki tane çocuğu dünyaya geldi. ted hughes sylvia'yı çok fazla ihmal ediyordu ve sylvia evde çocuklarına bakarken, o başka kadınlarla sürtüyordu.bir gün olan hiç birşeyin üzerinden kalkamayacağını düşündü. ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktı, mutfağa geçti, çocukların kapılarının boşluklarını bantlarla, bez parçalarıyla sıkıca kapattı. gazı açtı, kafasını fınının içine sokarak intihar etti.-üçüncü kez kalkıştığı bu intihar denemesi ise ne yazık ki başarılı oldu.-

    "gentleman,
    ladies,
    these are my hands,
    my knees,
    i may be skin & bone,
    i may be japanese."


    türkçeye çevrilmiş yapıtları:

    johnny panik ve rüyaların kutsal kitabı, (altıkırkbeş yayınları)
    sylvia plath'in günceleri, (oğlak yayıncılık)
    üç kadın, (oğlak yayıncılık)
    sırça fanus, (can yayınları)
    ariel, (imge kitabevi)
    (myrkur, 05.01.2007 00:15)
  7. kendisi karanlık, kabul etmekten hep korktuysa da son derece "kadın", şiirleri ve düz yazılarında harika atmosferler yaratabilen, "biraz daha yaşasaydı da daha çok yazsaydı..." dedirten bir insandır. ted hughes la evlendikten sonra sylvia yaratıcılık açısından oldukça gerilemiş, kısıtlanmış hisseder kendini. sylvia' nın onun için bütün çabalarına karşın ted hughes, sylvia plath' ın günceleri' nin önsözünde şöyle buyurur: "...sylvia plath, gerek kişisel yaşamında gerekse yazdıklarında çok-maskeli bir kişiydi... altı yıl her günü onunla birlikte geçirmeme...karşın, onun gerçek kendisini hiçbir zaman hiç kimseye gösterdiğini görmedim -belki de, yaşamının son üç ayı dışında..." bu hükmün doğruluğu her zaman tartışılabilir olsa da ted hughes'un bu tavrı, sylvia' nın hayranlarını kızdırmaya yeter de artar bile. hele aynı yazının sonlarına doğru sarfettiği "güncelerin bir kısmını ben imha ettim, çünkü çocuklarının okumasını istemedim" cümlesi, sylvia' nın ne kadar yanlış bir insan için çabaladığının özeti gibidir; sanki "çocuklar" sadece sylvia' nındır, ted onların babası değildir... yine de sylvia' nın intiharının tek sorumlusu olarak -bütün yaptıklarına ve yapmadıklarına rağmen- gösterilemez ted; sylvia küçüklüğünden itibaren son derece sancılı dönemlerden geçmiş, bir çok kez psikolojik tedavi görmüştür, intihar denemeleri de bunlara neden olarak gösterilebilir. yazıları ve şiirlerindeki karanlığın sebebi, kendi içindeki, çocukluğundan başlayarak ilerleyen "mükemmelliğe ulaşma" çabasından doğan sorunlarıdır. herşeye rağmen iyi ve daha da iyi olabilecek bir yazar ve şair ayrılmıştır bu dünyadan, üzüntü sebebidir...
    (alternatif maliyet, 17.01.2007 01:11 ~ 19.03.2008 21:20)
  8. narin bir ruh
    (tommelise, 22.02.2007 21:04)
  9. "sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür."

    diyen ve gördüğü bu düşü kendi isteğiyle sonlandıran amerikalı şair,yazar.
    (mabel, 23.02.2007 00:07)
  10. güzel şeyler düşünen bir kadın şair.
    ayrıntısı için bir zahmet;
    (bkz: kadın şairler)
    (sürrealist, 23.02.2007 00:10)
  11. içinde susturamadığı bir ses olduğu için yazdığını söyleyen, aslında iyi de bir romancı olan (bkz: sırça fanus)amerikalı kadın şair ve yazar.
    (aytok, 01.04.2007 14:16)
  12. dördüncü nesil yazar arı*
    (gunship, 06.04.2007 07:42)
  13. sylvia plath bu şiiri 1950 lerde yazmış, hatta (bence) ironik olarak mademoiselle adlı bir moda dergisine yazmış . uzun süre bu kadın ve moda dergisinde çalışıp bu dergiyi kendi şiirlerini yayınlatabileceği bir alan olarak görmüştür. ironi ise kendisine ait bu cümlelerde yatar"" god, who am i? i sit in the library tonight, the lights glaring overhead, the fan whirling loudly. girls, girls everywhere, reading books. intent faces, flesh pink, white yellow. and i sit here without identity: faceles. my head aches..i'm lost.." journals, september 1950 " genel olarak, o zaman hakim olan gelenekçi yapıya ve toplumun kadına olan bakışına adapte olamamış ve sorgulayan sylvia dan defalarca buna benzer "diğer kızlar" üzerine cümleler okumuşuzdur. yani aslen okuyucusu olmadığı dergilerde, mutlu ve cıvıl cıvıl kızlar için hazırlanan bu moda dergisinde nevrotik olarak adlandırılan şiirinin ilk adımları yeralmıştır.
    "mad girl's love song" alışık olmadığımız üzere çok sade ve metaforlardan oldukça uzak. tabii bu benim şahsi fikrim. zira bir eleştirmen kalkıp bana burada gözle şunu demek istemiştir, yıldızlarla da bilmemne sembolize edilmiştir derse, bana "allah belanızı versin, kadının kemiklerini sızlatıyorsunuz" demekten başka bişey düşmez. artık her ne demekse "villanelle" tarzında yazılmış. ben onu bunu bilmem. okuduk mu okuduk. beğendik mi beğendik. ben bunu bilirim. ve kesinlikle çeviriden aynı tad alınmıyor. birşeyler yamuluyor, saçmalaşıyor. yani ı ıh olmuyor.
    ve onu biraz daha tanıyabilmek için o çok sevdiği kocasının onun için yazdığı şiire bakalım
    "benim yerime becerikli bir büyücü olsaydı
    seni çıplak elleriyle havada yakalayıp
    bir elinden ötekine aktara aktara soğutabilir
    ve tanrısız, mutlu, sakin kılabilirdi sonunda"(mermi)
    aslen o çok sevdiği kocasının bile onun hezeyanları karşısında kapıldığı çaresizlik duygusunu "mermi" de açıkca görülmektedir. bence kendisi de böyle yaşamak, bunalımlardan bunalımlara koşmak istemiyordu. ama maalesef elinden başka türlüsü gelmiyordu. 90 larda ve ya 2000 lerde yaşamış olsaydı kendisi sıkı bir psikoterapi ve sağlam bir ilaç tedavisiyle farklı olabilirdi belki de. bu da suicidal şiiriyle ünlenen sylvia nın hakiki bir intiharla taçlanmış kariyeri için bambaşka bir bakış açısı olurdu. acaba hangisini tercih ederdi. şimdi ve daima okunmak mı, yoksa duygularını ve yeteneğini köreltecek bir psikiyatrik tedavi mi? sylvia farklı bir kadın olduğu için bunun cevabını verebilmek oldukça güç. çünkü genel olarak sanatçılarda "daima olmalıyım, ölsem bile unutulmamalıyım" tavırları, egoları görülmesine rağmen, sylvia plath, iyi bir edebi eser olan "sırça fanus" u kendine güvensizliğinden takma adla çıkarmayı tercih etmiştir. evet şimdi bu güzide eserle girimize son verelim

    i shut my eyes and all the world drops dead;
    i lift my lids and all is born again.
    (i think i made you up inside my head.)

    the stars go waltzing out in blue and red,
    and arbitrary blackness gallops in:
    i shut my eyes and all the world drops dead.

    i dreamed that you bewitched me into bed
    and sung me moon-struck, kissed me quite insane.
    (i think i made you up inside my head.)

    god topples from the sky, hell's fires fade:
    exit seraphim and satan's men:
    i shut my eyes and all the world drops dead.

    i fancied you'd return the way you said,
    but i grow old and i forget your name.
    (i think i made you up inside my head.)

    i should have loved a thunderbird instead;
    at least when spring comes they roar back again.
    i shut my eyes and all the world drops dead.
    (i think i made you up inside my head.)"
    (demilan, 12.05.2007 01:26)
  14. yazarken de giderken de boşluğa bakıp gülümsemiş şair... her yağmur yağdığın da hüzünlü bir kızın yüzünde tekrar belirir yüzü.. şemsiye açmayı reddedenler derneğinde..
    (hayatberbat, 06.06.2007 14:22)
  15. (bkz: nick'in ağırlığında ezilebilme ihtimali)
    (ferforje, 06.06.2007 15:09)
  16. dövüş kulübünde de adı geçen şahsiyet

    *tamam... sylvia plath ın kullandığı anlamda yani tibet felsefesine göre hepimiz ölüyoruz ama sen cloe gibi ölmüyorsun...
    (by eldat, 16.08.2007 00:53)
  17. ted hughes ile evlenen, kocasının ilk şiirlerinin editörlüğünü yaparak yeni bir şair kazandıran hatundur. ilginç nokta, bir dönem sylvia'nın ateşi çıkar. hem kendi, hem ted bunu fever adlı şiirlerinde anlatırlar. erkek-kadın perspektifi açısından karşılaştırarak okumalıdır.
    (makaveli, 09.10.2007 17:32)
  18. güzel, yetenekli, zeki, yaşadığı dönemin ilerisinde bir şairdi. sevdi, aldatıldı. kocasını aldatmadı ama intihar girişimleriyle azraili bir kaç kez aldattı. sonunda ölümsüzler arasında yerini aldı. çünkü o hiç yaşlanmadı.
    (picara, 10.10.2007 21:17)
  19. 1932-1963 yılları arasında yaşamış amerikalı çağdaş şair, fakat asıl intiharından sonra, amerikan gençliğinin sisteme başkaldırdığı, kurulu düzeni sorguladığı ve feminist hareketlerin çoğaldığı 1970'lerde ünlenmiştir.
    en çok ölüm, kendini yok etme ve yabancılaşma temalarını işlemiştir eserlerinde.
    (dreamfactory, 24.10.2007 22:51)
  20. yaşamı neyse nede ölümüyle beni şok etmiş kadındır..

    11 şubat 1963'te londra'daki evinde çocuklarını uyuttuktan sonra, odalarının kapılarını sıkı sıkı kapatmış, sonra mutfağa geçip fırını açmıştır. fırın ısınmaya başlarken, yudum yudum tane tane bir kutu uyku ilacını içmiş, ardından kafasını fırının içine sokmuş ve gaz dalgası yüzünü yakarken sonsuz bir uykuya dalmıştır.
    henüz 30 yaşındayken..
    (grace, 29.11.2007 17:09 ~ 17:09)
  21. intihar ederken bir kağıda "doktor çağırın" yazmıştır.
    (kısaveacısız, 29.11.2007 17:23 ~ 17:23)
  22. boyunayım

    ama enine olmayı tercih ederdim.
    ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
    taşları ve o ana sevgisini emen
    bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan,
    bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazık ki
    sanki özenle boyanmış ve kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi,
    pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden.
    benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç
    ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki, ama kalkışmanın anlamını bilir,
    bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin.

    bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında,
    ağaçlarla çiçekler serin kokularını serperlerken havaya.
    aralarında yürüdüm, hiçbiri farkıma varmadan.
    uykuya dalmadan düşünürüm de bazen
    ben de onlar gibiyim aslında ?
    düşüncelerim bulanır sonra.
    uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
    sınırı olmayan sohbet yürürlüğe girdiği zaman, gökle aramızda.
    ve son kez uzanıp yattığımda bir gün ben asıl o zaman yararlı olacağım:
    o gün ağaçlar bana bir kez olsun dokunabilecek ve benimle ilgilenecek vakti olacak çiçeklerin

    .................................
    (sylvia manson, 24.12.2007 08:44)
  23. yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya
    yeniden doğuyor açınca gözlerimi
    (kafamın içinde yarattım seni galiba)

    yıldızlar dansediyor mavilerle, kırmızılarla
    dört nala geliyor keyfince karanlık
    yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya

    beni büyüyle çektin yatağa, bunu düşledim
    şarkılar söyledin çılgınca, delice öptün
    (kafamın içinde yarattım seni galiba)

    tanrı düşüyor gökten, sönüyor cehennem ateşleri
    çekip gidiyor melekler de şeytanın adamları da
    yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya

    söylediğin gibi dönersin demiştim
    ama yaşlanıyorum artık, unuttum adını
    (kafamın içinde yarattım seni galiba)

    bir fırtına kuşunu sevmeliydim senin yerine
    bahar gelince gökyüzünü basarlar hiç değilse
    yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya
    (kafamın içinde yarattım seni galiba)
    (küçükkırmızıbalıq, 14.01.2008 00:25)
  24. "ölmek bir sanattır her şey gibi

    eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi"


    demiş ve sanatını icra etmiştir kendisi.
    (mabel, 28.01.2008 19:18)
  25. müracaatçı

    gel bakalım, her şeyden önce sen bizim istediğimiz gibi biri misin?
    takma göz, takma diş veya koltuk değneği
    kullanıyor musun?
    belinde korse veya kolunda bir kanca mı var?
    takma göğüsler veya plastik bir penis?

    dikiş izleri bir şeylerin eksik olduğunu mu gösteriyor? hayır, hayır mı? o halde
    biz sana ne ikram edebiliriz?
    ağlamayı bırak.
    aç avucunu
    boş mu? boş. al sana bir el

    seninkini doldurmaya istekli ve

    (bkz: sylvia plath)
    (ohannesburger menu, 19.03.2008 21:15)
 sayfa  / 2