1. bazen yapılması gereken,
2. çoğu kimsenin yapmadığı,
3. sustuğuna göre, demekki haksızsın sonucu çıkartılan,
4. haklı olsanız bile, cevap vermenin bir işe yaramayacağını düşündüğünüz anlamına da gelebilecek eylem
en büyük erdemlerden biri. ukalalık konuşmakla koşut gibi görünse de bazen bildiğin ve üzerine yanlış konuşulan konuda susmak daha tatmin edici de olabilir. içten içe "i got the power" dersiniz.
gerktiği zaman konuşmak ve lafı cuk oturtmak -sadece sidik yarıştırmak bağlamında değil hayatın her alanında bir üst ruh halidir. ne hep susun ne hep konuşun. aristo boş yere altın oran dememiş.
türk dil kurumu, "konuşmasını kesmek veya konuşmaktan kaçınmak, ses veya gürültüyü kesmek, ses ve gürültü yapmamak" diyerek özetlemeye çalışmış en somut yönlerini kastederek susmanın. insan eyleme geçince evet böyle yapar susmak için.
dil dediğimiz rezil insanoğlu icadının aciz köleleri olan sözcüklerin tek tek sıralanmasıyla yürek denizinden taşarak gelen o güzelim duyguların önünde demir parmaklık gibi durur fütursuzca. paslıdır her zaman dil. hep eski sıradan sözcüklerini koyar önüne insanın.
ufku biraz geniş olanların, en geniş olanların bile bir yerde o sözcüklerin yine paslı kalacaktır yüreğin ışıltısı önünde zehir zemberek. bir süre sonra sığ gelecektir elbet. paslı kalacaktır tabi ki.
yüzüne baktığımda artık öyle bir isteksizlik geliyor ki konuşmaya karşı içimden; tıpkı senin de bıçak açmayan ağzın gibi ben de susuyorum her şeyi çığlık çığlığa anlatmak için. düşünsenize bir: yürek hissedecek, hemen önünde duran diğer yüreğin atışını hissedecek, içinden geçenleri her zerresiyle hissedecek için için yanarak. ama bütün dünyanın dillerinden mükemmel ötesi bir dil oluşturulsa, sonra en harika sözcükler söylense neye yarar ki, bi de onu karşı taraf duyacak, sonra o da yüreğe yollayacak ki öbür yürekten gelenlerin yanında bir küçük parçacık damlacık olacak o gelen. ama susmak işte. sen ne harikasın. aslında susmak da anlatmıyor, susmak sadece ruhun diğer ruhu alabildiğine sımsıkı hissetmesine izin veriyor bütün engelleri kaldırarak. susmak en büyük hediyedir hissetmek isteyen iki ruh için. sadece susmak.
söylenmek istenenler erteleniyor. kimse ağzını açmıyor. herkes sus pus. var bunda bir terslik, birazdan çığlık kopacak besbelli. birileri var gücüyle bağıracak. araf'a benzeyecek etraf; arada kalmışlar seslerini çıkarmaya çalışacaklar. yetmeyecek bağıracaklar. ama sesleri duyulmayacak. kimse kimsenin gözüne bakmadıkça anlamayacak, herkes birbirini sustu sanacak.
susuyorum, sustuğumu zannediyorlar aslında, bitmek bilmez konuşmalar geçiyor içimden. sadece sana değil herkese susuyorum, ceza zannediyorlar, hayır ceza da değil; konuşmak, paylaşmak istemiyorum artık, benim olan bende kalsın istiyorum.
incittiğim kadar incildiğimi görüyorum. acıyor ama susuyorum. isteyerek susuyorum, konuşmak içimden gelmiyor, acıyor diye ağlamak da istemiyorum.
susuyorum, belki geçer diye... bir değil, çok defa geçiyor içimden aynı şeyler ama konuşmak istemiyorum, susuyorum, içimde kalıyor.
kelimesiz kalmak, yüzbinlercesi içerisinden bir tanesi geliyor dilime ama susuyorum, canım söylemek istemiyor.
susuyorum çünkü çok fazla gürültü oldu. ben susarsam eğer öbürü sonra diğerleri susar da başımı dinlerim diye.
kavgada alttan almak da olan bu durum nedense pek beceremediğim bi husustur.bazen susarak halledilebilecek durumların içine etmek olarak yorumlanabilen bu davranışıma tilt olmakla birlikte beraber parazitik bir yaşam sürmekteyiz..
"susmak, bazen çok şey söylemektir" derler. kargo'nun boğaziçi şarkısında şöyle geçiryor: susmak doğuda erdem meziyet anlamında; batıda ise değersiz bir hak gibi. susmak gerçekten de büyük bir erdemdir. sabretmenin çok zor olduğu her anda kendini kontrol altına almaktır. sineye çekip, büyüklüğün kendinde kalmasını sağlamaktır. bazen de söylenmesi gereken sözcükleri kıskanmaktır. kendi dünyanda onlarla oynamak kimseye vermemektir...
içinizdeki sesi dinlemek, dışarı ise hiç ses vermemek. kendi kendinizle konuşup, kendinize anlatıp kendinizle yine sessiz sedasız gülmek. susmak an itibariyle bir umut gibi benim için, susunca geçer belki; ben susarsam sözlerim özlenir belki diye içimden tekrarladığım, ağzıma gelen sözcükleri büyük bir lokma gibi yutmaya çalışırken.