insan doğası gereği toplumsal bir varlık olduğu için bulunduğu çevreye ait olmak ister, çevresine uyumlu görünme çabası içine girer.yalıtılma ve uzak tutulma korkusu düşüncelerini toplumsal yapı süzgeçinden geçirmesini zorunlu kılar.yaygın olmayan kanılar, desteklenmeyen görüşler dile getirilmekten çekinilir.sahip oldukları düşünce ortak değer yargılarına uygun değilse dışlanma endişesi ile gerçek düşünceler maskelenir.bireyler ancak sahip olduğu kanılar yaygınlaştıkça bunları açıkça dile getirir aksi taktirde gizlerler.insanlar daha fazla suskun kaldıkça görüşleri daha az yaygın ve geçerli olmakta toplumdaki kanı iklimi ,çeşitliliği azalmaktadır.bu durum suskunluk sarmalının büyümesine yol açar.insanlar, genelgeçer görüşlerden farklı olan düşüncelerini sindirdikçe, bir nevi kendi seslerini susturdukça toplumdaki fikir alışverişi ve bilgi akışı da aynı ölçüde zarar görür.görsel-işitsel medya ve
kanaat önderlerinin rolü de bu noktada büyük önem taşır.toplumun büyük çoğunluğu, kitle iletişim araçlarının enformasyon bolluğu karmaşası içinde, tekelci kültür şırıngalarıyla özümsetmeye çalıştıkları görüş ve bilgileri sünger gibi emerek sorgulamadan kabullendiği için medya, medyada izlenmesi ,takip edilmesi,desteklenmesi gerekenleri kitlelerle paylaştıkları ve dediklerine itibar edildiği için kanaat önderleri suskunluk sarmalı modelinin yaygınlaşmasında büyük sorumluluk taşırlar.