suskunlar  

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. yazar ve feylozof kişilik ihsan oktay anarın hayranlarına sunacağı yeni romanı.
    kitap 18 ekim'de kitapçılarda olacak diye bir söylenti var.

    (bkz: merakla bekliyoruz)
    (oert, 11.10.2007 16:07)
  2. ihsan oktay anar'ın 18 ekim'de piyasaya çıkacak yeni kitabı. tanıtım yazısından alıntı yaparsak;

    eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir, bu roman. işittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. o ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin “gerçekliği”nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek.
    hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. çünkü suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. sonsuzluğun derin sessizliğinin “nefesini üfleyen” ve ona “can veren” bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... bağdasar, kirkor, dâvut, kalın musa, ibrahim dede efendi, rafael, tağut, veysel bey ve diğerleri... onlar, sessizliğin evreninden ihsan oktay anar’ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır.
    bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. zâhir ve bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi.
    suskunlar’ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de “suskunlar”dan biri olacaksınız…
    (malpolitikası, 14.10.2007 00:12)
  3. ihsan oktay anar' ın amat tan 2 yıl sonra çıkardığı yeni romanı. bu kez sevenlerini fazla bekletmedi.
    arka kapak yazısında şöyle diyor: "suskunlar, sessizliğin olduğu kadar seslerin ve sözlerin, yani musikinin romanıdır" .
    (aquila, 19.10.2007 22:40 ~ 22:41)
  4. ani bir baskınla kitabevinden aldığım maddiyatta 13,5 ytl değere maneviyatta sonsuz bir değere sahip kitap.
    (gölge, 25.10.2007 18:41)
  5. ihsan oktay anar beklediğimi yaptı. suskunlardan biri olabilirsiniz deniyor, düşlerden biri. her şeyi bırakıp oturup okumak farz olursa dinen mekruh sayılmasa gerektir.
    (betty blue, 27.10.2007 00:38)
  6. yazarın tiryakileri tarafından sabırsızlıkla beklenen ve bir çırpıda okunan muhteşem güzellikteki son romanı.


    "kitap bittikten sonra kim bilir belki de suskunlardan biri olacaksınız..."
    (laperla, 02.11.2007 16:53)
  7. iletişim kitabevi tarafından basılan son ihsan oktay anarkitabı.
    (deeplomatt, 03.11.2007 19:55 ~ 31.12.2008 00:55)
  8. (bkz: selam çavuşu)
    (recai pengül, 07.11.2007 18:31)
  9. "kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür."
    mevlana, mesnevi,ıı,871
    çev. süleyman naifi
    (sunflower, 07.11.2007 18:59)
  10. bugün ada kitabevi'nde görünce beni sevinç deryalarına gömen ve 18 ekim gibi uzak bir tarihte çıktığını öğrenip içten içe sinirlenmeme neden olmuş kitap. ihsan oktay anar'ın en iyi kitabı olduğu söyleniyor. şu anda giri yazarken bile sabırsızlanıyorum kitabı almak için.
    (emrahman, 08.11.2007 17:51)
  11. ihsan oktay anar'ın en iyi kitabı olmadığı kanısındayım. "suskunlar" ismiyle birden bire insanı celb etse de, tutunamayanlar ve gölgesizlere bir yenisi daha mı ekleniyor diye düşünmeme rağmen, suskuya dair beklediğimi bulamadım açıkçası. romanı çok matah bulmamamın nedeni beklentimin yüksek olması değil. bir kere kurgu iyi oturmamış. efrasiyab'ın hikayelerinde olsun, puslu kıtalar atlasında olsun, var olan ve beni hayran bırakan kurgu burada aceleye gelmiş ve birleştiriverilmiş izlenimi bıraktı.
    bu, beğendiğimi söylediğim romanlarda da ufak tefek hatalar vardı, buradan yazarın nedense aceleci bir tutumu olduğunu düşünüyorum; editörünün işini çok iyi bilmediğinden şüpheleniyorum filan.
    ancak bu sefer durum daha farklı gibi. suskunlar'da, dil de zaman zaman belki mevlevilikten ve musikiden kaynaklı bir ağırlık taşıyor. o estetik dil, bu romanda, zorlamanın kurbanı olmuş gibi. son olarak, ihsan oktay anar yazınında beni en çok çeken unsurun, eski dilde mizahın bu romanda çok küçük bir kısma sahip olması, beni üzen bir diğer etmen.

    velhasıl kelam, ihsan oktay anar'ın bu güzelim kitap ismini heba ettiğini düşünüyorum. çünkü onun, edebiyat kanonuna girecek denli dev bir yapıt verebileceğine inancım hala var.
    (betty blue, 26.11.2007 01:00 ~ 01:02)
  12. dünyanın yaratılışı üzerine ağırlıklı olarak eski ahit ve yeni ahit çizgisinde bir kurguyu arka planda sürekli işleyen, buna ek olarak, aynı konuya dair islamiyetten de "insana ruhun 'üflenmesi'" metaforunu kullanan ihsan oktay anar kitabı.
    ancak, kurguda kullanılan bestenin tam ama eksik olması gibi, romanda da bir eksiklik var. öyle bir eksiklik ki bir şey eklemekle tamamlanması mümkün değil.
    (muhittin, 03.12.2007 10:28)
  13. ihsan oktay anar yine yapmış yapacığını dedirtten roman
    (şerbet, 10.12.2007 22:09)
  14. yazar yedi büyük günahı eflatun'u kullanarak çok hoş bir şekilde dile getirmiş. roman tasavvuf yanında zahir'in yardımıyla hazret-i isa'nın çilesini farklı birşekilde dile getirmiş, neva'nın kapısında yedi kez gidip gelen cüce imamyardımı ile kabeyi tavaf etmeyi farklı bir şekilde vurgulamıştır. bunun yanında düşünmekten ziyade sadece söylenenleri yapan, aklın kullanmayarak islamiyeti hurafeler şekline dönüştürmeye çalışan sofu tabakasını ince bir üslup ile eleştirmiştir kanımca. tasavvuf, müzik, osmanlı kılık kıyafeti ve günlük yaşantısı ile ilgii oldukça fazla biligi birikimne sahip olduğunu göstermektedir. bazen öyle bir noktaya geliyor ki bu bilgi birikimi insanı fazlasıyla boğuyor. bukadar kusur kadı kızında da bulunur. güzel bir roman olmuş ve mevlevilik üzerindeyoğunlaşan bu eser mevlana yılınadenk gelerek ayrı bir güzellik kazanmıştır. tuğut yani şeytanın tasviriyse ayrı bir başlık konusu...
    (şerbet, 16.12.2007 10:42)
  15. (bkz: rakı-kavun)
    (cappuccetto verde, 16.12.2007 21:28)
  16. 2007 yılının sonlarına doğru çıkmış olsa da yıla damgasını vuran üç beş kitaptan biridir. zor bir roman, yaşayarak okumak gerek.
    (pvh, 18.12.2007 02:21)
  17. " kin şeytanın kahkahasıdır"
    (nyksss, 19.12.2007 13:08)
  18. "kusur benim imzamdır. bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı." der neyzen ibrahim dede suskunlar'ın 141. sayfasında. ne güzel der...
    (closer, 24.12.2007 19:28 ~ 01.01.2008 17:29)
  19. tıpkı öncekiler gibi, tadı damakta kalan ihsan oktay anar kitabı.

    kısaymış, hataları varmış, şöyleymiş böyleymiş hepsi boş laflar, siz dinlemeyin 3-5 kitap okuyup ahkam kesenleri, alın kitabınızı binin şehir hatlarına, oturun galatada bir kahveye, ya da konstantiniy(y)e'nin herhangi bir yerinde, romandaymış gibi okuyun romanı.
    (excalibur, 03.01.2008 13:15)
  20. bir ihsan oktay anar romanı.

    o nedenle de oldukça zor bir roman. amat'ta girdiği yolun devamı gibi geldi bana. peygamber hikayeleri anlatıyor yine satır aralarında. onları bilmeden okumak biraz da yavan bir okuma olur. davut'la tağut'un mücadelesi, batın'la zahir'in baba-oğul ilişkisini, zahir'in ölümünü, musa olunca illa ki bir firavun hikayesini... hasılı kutsal metinlerde ne kadar hikaye varsa geçmiş zamana dair, ihsan oktay anar bunları yeniden yorumluyor.

    amat'ta da görülen ikinci bir özellik de, tanrı'nın bir karakter olarak romanda yer alması. muhteşem neyzen batın efendi, amat'taki kaptan diyavol paşa hazretleri gibi tanrı imgesi olarak romanda yer alıyor. bu açıdan oldukça batılı bir tanrı kavramı var karşımızda. rahat, olaylara çok karışmayan, kendi haline bırakan bir tanrı. bariz zeus bu yahu!

    kitabın kim ne derse desin, en beğendiğim bölümü eflatun'un hikayesinin anlatıldığı dügâh kısmıydı. romanda bariz bir şekilde zahir'in hz. isa göndermesi olduğunu biliyorum ancak eflatun sanki daha bir hz. isa imiş gibi geldi bana. belki de hz. isa'nın çarmıha gerilme hikayesiyle, aslında ölmediği hikayesi arasında bir gidip gelmeye işarettir. bilemedim.

    hikayenin sürekli geri dönüşlerle baştan alınıp tekrar zirveye çıkması da musiki üslubuna oldukça yakışmış. hani asıl hikaye bir zirve iken, bazı pasajlar geriye dönüp ara makam işlevi görmüş oluyor. bu açıdan da üslup alanında çığır açtığını söylemek mümkün. tanpınar'ın kendine has musiki diliyle birlikte, anar'ın bu yaklaşımı da literatüre girmeyi hak ediyor kanımca.

    puslu kıtalar atlası ciddi manada olağanüstüydü, ancak suskunlar bence onu aşkın bir romandır. zira oradaki karakterler ilk denemesi olması hasebiyle oldukça dikkatli çizilmişlerdi ancak burada gördüğümüz şey, ihsan oktay anar'ın kendi yarattığı dünyaya alışmışlığını gösteriyor bence. uzun ihsan efendi'de kendisini sunan bir yazarın daha başarılı bir karakter yaratıcısı olmasını beklerim, ancak burada bir eflatun, bir zahir tasviri olağanüstü.

    sadece karakter anlamında değil, kelimeler daha akıcı geldi bana. sanki bu dünya artık ihsan oktay anar'ın yaşadığı dünya olmuş. amat'ı ilk okumaya başladığımda girdiğim o denizden dünyaya, burada özellikle eflatun'un "ses"i ararken 7 günaha da şahitlik etmesi mesela, bir anlatım ustalığı artık. o kadar sarih göndermeler var ki, anar, artık kainatı mitleri masalları bu dille tekrar anlatabilecek kadar yetkin.

    son olarak tasavvuf konusunda az çok bilgim olduğundan sallayabilirim biraz. öncelikle peygamber hikayelerinin tasavvufi yorumlarına biraz yaklaşmış diyebilirim. hani peygamberlerin aslında insanın içindeki duygular gibi de algılanabileceğini ve o kıssaların insanın nefsiyle mücadelesini anlattığını söyleyen düşünce. musa'nın ruh, firavun'un nefis olduğunu anlatır mesela. burada o algıyı az çok yakalayabildim. musiki ile tasavvuf'un ilişkisini, musikinin bir arayış oluşunu, sofularla-sufilerin çekişmesini bu bağlamda güzel anlatmış.

    tasavvuf'a değinmek çok zordur romanda, bu aralar nuriye akman'ın nefes'ini de okuduğum için güzel karşılaştırma yapabiliyorum. bir de elif şafak'ın pinhan'ı beliriyor gözüme. nefes'in daha özgün olduğunu söyleyebilirim. pinhan'ın çok kabaca geçip gittiğini düşünüyorum tasavvuf üzerinden. bu romanda da incelikler mevcut. ancak yine de nasıl ki tanrı bu romanda bir karakterse, tasavvuf da bir karakter. romanın özü değil. bu nedenle de bir arayış olabilmekten uzakta, sadece bir "background". yine de roman su gibi akıp gidiyor bu hikayelerin ortasında.

    son sözüm iletişim yayınlarına. o ne güzel baskıdır öyle! eflatun rengi ve ele avuca sığan o roman resmen gel beni oku diyor. yazıların aralıklı oluşu, sayfaların hemencecik akıp gitmesi... cidden yakışmış. ihsan oktay anar'a kıyak mı geçiyorlar nedir...

    "alın! bu kavunu yiyin! o benim etimdir! rakıyı da için! o benim kanımdır!"

    "ah beybaba! ah be babalık! niye çamura yattın?"
    (şiirbaz, 09.01.2008 23:36 ~ 23:38)
  21. dinler tarihini kutsal kitaplardaki söylemleri ve hayal gücünü muhteşem bir türkçeyle harmanlamış muhteşem yazarın -şimdilik- son kitabı

    türkçenin yarınlarına çok daha umutla bakmalıyız artık
    (gölgeningücü, 05.02.2008 13:37)
  22. "ne var ki, her şeyi bilmek için, belki hiçbir şey bilmemek gerektiğinden, âdemoğullarından bazıları, bildikleri her şeyi unutmaya hayatlarını adadı. çünkü onlara göre, ancak hiçbir şey bilmeyen bir mâsum, gördüğü anda o'nu tanıyabilirdi. bunun için belki de, ölmeden önce ölmek gerekiyordu."
    (malpolitikası, 09.02.2008 00:42)
  23. öncelikle söylemek gerekir ki kitabın matematik kurgusu nefis, bahsi geçip sonraki sayfalara bırakılan hiç bir ayrıntı atlanmadan nefis bir örgü kurulmuş.

    kitabı okurken, herhangi bir şeyi okurken böyle net ve temiz gülmeyi ne kadardır unuttuğumun farkına vardım bir kaç yerde, mizah yerli yerinde kullanılmış ve ferahlatıcı.

    ilginç hikayesi ve göndermeleri ile okurun dikkati sürekli diri tutuluyor ancak bunun şöyle bir mahzuru oluyor ki eğer kitabı başlayıp direk yutmak niyetinde değilseniz deneme okur gibi parça parça okursanız alacağınız lezzet ve kitabı kavrama oranı ciddi bir hasar görür, yani kıskanç bir kitaptır başka uğraşa izin vermez.

    yaptığı göndermeler o kadar çok ki, televizyonlarda "birbiri içine geçen kaç üçgen var" yarışmalarını çözer gibi hissettim kendimi bazen küçük küçük üçgenlerle uğraşırkenbüyük üçgenler de kaçıverdi sanırım
    hz isadan onun tıp ilmine havarilerine ve havarilerin hain olanına, ilk cinayeti işleyen kabilin yeğenleri olduğumuza, hz davuta tağuta, 7 büyük günaha ... liste çok uzar

    klasik ihsan oktay anar tarzının dışına çıkmamakla birlikte, varsın çıkmasın diyenlerdenseniz benim gibi nefis bir kitaptır, acilen alın tek işiniz bu kitabı çözmek olsun.

    edit: bu kitap bazen çok soğuduğum sözlüğü de sevmeme vesile oldu bir kez daha, bu kitap başlığı altında yapılan yorumlar genel olarak çok hoş özellikle ede ve şiirbazın yorumları kitaba ışık tutuyor.
    (khaki, 30.03.2008 17:34 ~ 18:33)
  24. an itibari ile okuması bitirilen ihsan oktay anar romanı. okunmaya değer kütüphanelerde arşivlenecek romanlardan biridir.
    (süzek, 14.06.2008 00:03 ~ 00:07)
  25. yazarın, içinde uzun ihsan efendi geçmeyen tek kitabıdır. en güzel kitabı olması olasılığı da epey yüksek. bir de alıntı yapmak istiyorum:

    "korku yüreksiz bir insanın nefreti, nefret de cesur bir insanın korkusudur."

    her ne kadar tırnak içine aldıysam da bire bir alıntı yapamadım. yine de bir anlam kaybına yol açtığımı düşünmüyorum.
    (tori, 17.06.2008 16:32)
 sayfa  / 2