öncelikle tüm 80 kuşağı bu güzel programla büyümüştür. nice çocuklar ebevynleri çalışıyorken anneanne/babaanne lerinin evlerinde susam sokağı seyretmişlerdir. yine bu program sayesinde analitik düşüncenin temelleri atılmıştır. matematik problemini önce kafasındaki siyah noktaları sayarak gerçekleyen çocuk ile algoritma oluşturmanın temelleri atılmıştır diyebiliriz. çoğu müzikolog insan da susam sokağından etkilenmiştir. susam sokağı şarkılarına "arada kaldım tam aradaaaa", "bu benim önüm önüm önüm ve bu da sırtım sırtım sırtım" gösterilebilir. bunun yanısıra yine bu programda kırpığından, minik kuşuna, gitar çalan hüsamettin abisinden, manavı olan sevgi teyzeye herkes birer sevgi pıtırcığıdır. mink bünyeler de bundan nasibini almışlardır. ancak okula gittklerinde boklu derenin ordaki mahallede oturan ve evlerinde tv olmadıgından susam sokağı seyredemeyen aşağı mahalle çocuklarına aynı sevgi dolu yaklaşımda bulunma girişimleri de güzel bir dayak yeme ile sonuçlanır. bu da susam sokağının kötü etkilerindendir. nitekim susam sokağı çocuklar için hazırlanmış esrar kıvamında tozpembe bir programdır ve iyi etkilerinin yanında kötü etkileri de bulunmaktadır.
6-8 yaş arası çocukluk dönemimizin vazgeçilmez programı susam sokağı.80 döneminin şanslı çocukları bu eylendirici ve eğitici programla karşılaşma şansına eriştiler,keşke şimdi de bu konsepte sahip bi program yayınlansa diyorum,eminim psikolojik açıdan şuan gösterimde olan japon çizgi filmlerinden çok daha faydalı olurdu çocuklar için. bizim daha sakin,hayata daha mantıklı ve olumlu bakan kişiler olmamızda emeği geçmiş bi program.
harfleri okumayı sayıları öğrenip 4,5-5 yaşındayken babanın elinden gazeteyi alıp aaa ne olmuş diye manşeti okumak anne babanın uzaylı gibi size bakması sonra mutlu olması birnci sınıfta ikinci sınıftan başlasın diye diretilmesi ama öğretmenin hayır benim sınıfımda olcak bu çocuk deyip size hayattan b,r yıl kaybettirmesi - şanssız 87liler kervanından böylece kurtulamamanız... **
susam sokağı karakterleriyle süslü nevresim takımı aldırıp yıllarca kullanmak.
erkenden okumayı yazmayı sayıları öğrenmek.
kurabiye canavarı sayesinde yemek yemek.
edi ile büdü sayesinde tarhana çorbasıyla tanışmak.
hayatı, bize gösterildiği gibi, sorunsuz, kurabiye yemekten ve şarkılar söylemekten ibaret sanmak.
mutlu olmak.
çocukluğun keyfini çıkarabilmek.
bundan dolayı yine mutlu olmak...
üzerinden 10 seneden fazla zaman geçmesine rağmen hala programda söylenen pek çok öğretici şarkının kulaklarda ve beyinlerde yankılanması; zehra teyze'nin minik kuşa verdiği öğütleri kulaklara küpe yapmak; aksi aksi konuşanlara kırpıklaşma! diyebilmek; sayıları, harfleri, kavramları çabucak öğrenmek gibi etkileri sıralanabilir bir çırpıda.
zamanla geçmesi beklendiği halde geçmeyen, ileri ki yaşlarda da kendilerini gösteren etkilerdir. misal ben susam sokağı dönemimi yaşayalı yaklaşık 20 yıl geçmesine ve 9 yıldır mühendis olarak çalşmama rağmen zaman zaman kendimi "aydınlık, güneşli bir hava, şaşırdım yolumu karanlıkta, bana söylermisiniz nasil giderim çocuk parkına?" diye şarkı söylerken buluyorum. bazan, minik kuşun kel kafalı bakkal amcaya saldırdığı, kurabiye canavarının ediyle büdüyü yediği kabuslardan kan ter içerisinde uyanıyorum. ayrıca (bkz: sevdiğim sayı altı)