türkiye'nin yaşayan en büyük şairlerinden birisi,* okurlarının deyimiyle gerçek bir şair, eskilerin deyimiyle bir aziz,cemal süreyya'nın deyimiyle rasyonal öğede de hüzün arayan bir şairdir o, hatta eski şarkıcı ozanlara bile benzetenler vardır * onu, ayrıca düz yazılarında da bir şairin elinden çıkmanın etkisini görürsünüz. her pazar cumhuriyet gazetesinde de bir köşesi (kule cambazı)!:kız kulesine olan düşkünlüğünden bu isimdedir köşesi!: bulunan deniz aşığı üstadı * tanımayanların ondan öğrenecek çok şeyleri var...
bu aralar nihat sırdar ve sivrisinekle birlikte anadoludaki üniversitelerde işbankası desteği ile ücretsiz gösteriler yapan araştırmacı tarihçi şair, trabzonlu bir istanbul bir sevdalısı...
saraylardan haber uçar 'bizi de yaz' diye, duymazlıktan gelir.inadına gecekonduları,kız kulesi'ni,işçi kahvelerini yazar. yağmur pencerede sırasını beklerken;o şemsiyeleri yazar.pembe dizilerde balonlar uçarken;işçi sigaralarının uçuşunu yazar.incili boncuklu kadınlar aynalarda gezerken;o,'lambalı kadın'ı yazar.birileri hırsızistan'a damat olurken;hiç üşenmez,berberistan'ın kanaryalarını yazar.yarış atlarına ve süs köpeklerine övgüler düzer birileri;o, atlıkarıncaya içi giderek bakan çocukları yazar.bal tutanlar parmaklarını yalarlar;o, denize dökülen simitleri yazar.medya hokkabazları para sayma makinalarını ceplerinde taşırken;o,ahmet samim'i yazar.haydarpaşa'nın gelininden söz edilir gazetelerde;o, haydarpaşa'nın işçi tulumuyla dolu gardırobunu yazar.ve herkes gecenin bir yerinde söndürmüşken fenerini; sunay akın birileri ateşin altını beslesin,karanlık defolup gitsin diye,'devrim' sözcüğü güzel kitapların ilk sayfasına yazılsın diye,sabahlara kadar beynine fazla mesai yaptırıp,nazım hilmet'in gülümseyen bir fotoğrafına bakarak 'istanbul nazım planı'nı yazar.
henüz o kadar meşhur değilken bizim okula* gelmişti bir söyleşi için,lise edebiyat hocasının hatırı için. tamamen gerçek,yorumsuz bir şekilde ufak bir soru cevabı yazayim...:
-öğrenci: siz yazdığınız bir şiirin gerçekten istediğiniz şiir olduğuna nasıl kanaat getirirsiniz.
-s.a: şiirlerimi yazdıktan sonra onları götürür karıma okuturum.eğer o "aa çok güzel olmuş" derse, o şiiri yırtar çöpe atarım ama yazdıklarımı hiç beğenmez ise işte o zaman o şiiri hemen alır baskıya götürürüm(baskı mı yoksa cilt mi kelimeyi unutmuşum).çünkü benim karım asla şiirden anlamaz.o bir şiir özürlüsüdür.
ne bir iftira ne de bir abartı.bbal'lier bilir.
temiz kalan tek yerdir devrim
bütün bir yıl
kirlenen duvarda
ama görebilmek için
asıldığı çividen indirilmelidir
yaprakları biten takvim
zorbalara direnmektir devrim
bir çocuğun
annesinin çantasından aldığı paraları
altına gizlediğini
söylememiştir dövülen
hiçbir halı
içindeki yaşamaktır devrim
dikiş kutusunun
ve toplu iğneler gibi
bir arada olmayı gerektirir
karşı koyabilmek için zulmüne
makas denilen patronun
gece ışıklar arasında koşmaktır devrim
ateş böceklerini
yakalamak isteyen çocukların
peşine takılır gün gelir
yanıp sönen mavi ışıkları
polis arabalarının
kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında
kim bilir kaç yunus görmüş
kaç deniz gezmiş...
en basit bir olayı bile o kadar heyecanlı, o kadar içten anlatışıyla dinleyeni kendine hayran bırakan;
her an çok ilginç ve güzel hikayeler anlatma potansiyeli en yüksek yazar & şairimiz.
önce çocuklar ve kadınlar
kızkulesi'ndeki kızılderili
62 tavşanı
onlar hep oradaydı
istanbulda bir zürafa
istanbul'un nazım planı
kaza süsü
ayçöreği ve deniz yıldızı
antik-acılar
makiler
adlı eserlerin sahibi şair "araştırmacı şair"
okumak kadar dinlemeninde keyif verdiği, adından dolayı ilk defa duyan kişilerin nerdeyse hepsinin bayan sandığı şair..
akgün akova ile çıkmışsa sahneye hele bir de iyi günündeyse dinlemeye doyamaz insan..
günlerden bir gün galata kulesi civarında gezinilmektedir.arsa analizi bir edebiyat serüvenine dönüşmüştür ve çantada ilhan berk'in galata kitabı durmaktadır.nargile içilip sohbet edilir,sonra biraz daha dolaşılır fotoğraf çekilir.fakat artık dönme zamanı gelmiştir,zira hava soğuktur.galip dede caddesi'nden tünele doğru gidilirken sunay akın görülür ve böyle bir gün böyle bitmeliydi denilir içten içe.arkasından gidilir.yanına gidip 'sunay bey!' diye seslenildiğinde bir gülümseme ve 'merhaba nasılsınız?' cevabıyla karşılaşılır.ayaküstü sohbet edilir,kendisi çay içmeye davet edilir fakat yetişmesi gereken bir randevusu vardır.engin bilgi birikiminin çok küçük bir parçasını,ama bizler için çok büyük olan bir bilgi selini bir çırpıda önümüzden akıtır kısacık ayaküstü muhabbet esnasında.oysa isimler bile konuşulmamıştır.fakat içtenlik vardır sunay akın'da,samimiyet vardır,tevazu vardır,tırnağı olamayacak insanlarda olanlar vardır.ne yazık ki işte o tırnağı bile olamayacak insanlar bunu yapmazlar,yapamazlar...