1. sudur kelime anlamı itibariyle ''olma, meydana gelme '' manasındadır. teoirinin ana fikri kainat, ilahı varlık'tan tedrici olarak genişleme ve yayılma yoluyla meydana gelmiştir. evet felsefeyle az çok iştigal edenler bu sözlerde platon'un izlerini görürler. farabi'de sıkı bir platon hayranı olduğu için mümkün olduğunca bütün eserlerini okumuş ve olayı çevresine göre yorumlamıştır. ancak farabi bu teoriyi ancak fısıldayabilmiştir, telif hakları daha sonra meseleyi açan ibni sina'ya aittir.

    teoride varlık kavramı üzerinde durulmuş ve sınıflandırılmıştır. buna göre varlık vacib ül vücud (zorunlu varlık- tanrı)
    , mümkinü'l vücud ( diğer varlıklar) olarak ikiye ayrılır.mantığı allah’ın kendi zatını bilmesiyle ilk aklı yarattığını ve ilk aklın kendini bilmesiyle ikinci akli yarattığı böylece yaratmanın devam edip gittiği düşüncesine dayanıyordu. yani bu nazariyede yaratma konusunda allah’la varlıklar arasına çeşitli vasıtalar ikame ediliyordu. farabi'den esinlenerek geliştirdiği teoride ibni sina, farabi'den farklı olarak maddeye daha az önem vermiştir.ibn sina’nın sûdûr nazariyesi üç temel üzerine oturtulmuştur;

    1- 'birden yalnız bir çıkar ' prensibi

    2- vacibu l vücud için düşünmek, ibdâ etmek demektir.

    3- varlıkların zaruri ve mümkün diye iki kısma ayrılması.

    ibni sina, aristo'da yer alan ''hareket etmeyen ama hareket ettirici kuvvetler vardır'' prensibi üzerinde durmaz. onun maksadı allah’ın yalnızca bir son ve gaye sebep olmayıp aynı zamanda bir fail sebep olduğunu ispat etmektir. bu sebeple o, allah ile âlem arasındaki münasebeti açık bir şekilde ortaya koymak ve buna bağlı olarak da halk ve ibda nın açıklamasını yapmak için sûdûrdan bahsetmektir. çünkü kelime bakımından halk arapçada yaratma, yoktan var etme manasındadır. ibda ise zamanin sanat anlayisi icerisinde yeni ve fevkalade guzel bir eser meydana getirme,aletsiz, maddesiz, zamansız, mekansız yaratması ve icadı. işte bu aradaki çok ince çizgiyi anlatabilmek için ibni sina bu teoriyi savunmuştur.
  2. orta çağ islam felsefesinde geniş tartışmalara konu olmuş varlık anlayışıdır. ve sanıldığının aksine köken olarak eski yunana dayanmaz. evet, belki farabinin söylediklerinde platonun ortaya attığı varlık anlayışından izler bulunabilir. ama bu çok kaba ve genel bir etkilenmedir. şudur teorisi aslında kadim doğu mistisizmine dayanır. bu anlayışı sistemleştiren de plotinos'tur. müslüman filozoflar da, özellikle ibni sına, ıslam ve kurandan doğan varlık ve yaratılış nazariyesini rasyonalize etmek için şudur teorisine sarılmışlardır. elbette şudur teorisine farlı boyutlar da getirmişlerdir.
  3. yunan felsefesi etkisi altındaki tasavvuf akımı olan vahdet-i vücut anlayışının yaratılışın başlangıcına yönelik teorisidir.
    taşmak, meydana gelmek manalarına gelir. yani derler ki "evrene bakıp herşeyi güzel görmeliyiz. onların hepsinde allah ın tecellese var." panteizm deki gibi tanrıyı alem e indirgemezler ama alemi tanrıya varacak gibi yükseltebilirler.
    bu yüzden insanı da değerli görürler. insan-ı kamil olabilmeyi de herşeyi sevmeye hoş görebilmeye bağlarlar. mevlana gibi..