efendim su kaplumbağaları ilginç hayvanlardır..nitekim şu güzide evrenimizin hangi hayvanı (!) ilginç değil ki?? yaşadıklar yer okyanus, açık su, tehlikeli su, savaş nedenleri olabilecek sular falan ise daha da ilginç latince bir isim ile çağırılırlar; gel olum buraya, caretta caretta..diğer kara kaplumbağa gibi aciz değillerdir, onlara nazaran daha bir çeviklerdir..hızlı yüzerler yani..finding nemo'da baya komik bir şekilde tasvir edilmiş olan ve hem karada hem de suda yaşayabilen bir kaplumbağadır..***
kimi konservatif türlerini evinizde okyanus olmadığı halde ellerinizle besleyebilirsiniz mesela. çok enteresan kaplumbağa hayvanı çeşidi. bir kere sıcak seviyorlar ve kış boyunca üç ay kadar ( zaten kış o kadar ) uyuyorlar! arada bir yanlarına gidip meraklı gözlerle onlara baktığınızda uyanıp, ters ters, 'ne bakıyon lem, hiç uyuyan su kaplumbağası görmedin heralde ?' gibisinden sizi süzebiliyorlar. bir de tuhaftır uyurken hep suyun altında duruyorlar.
çok uzun süre yaşadıklarını öğrendiğimde, torunlarımızı sırtlarında taşıyabilecekleri hayaline kapıldığımız zeki hayvancıklar, sizi seviyoruz be...
bir zamanlar beslemeye çalıştığım varlık..
ismi tyler durdendı.minicikti.. suyunu her gün değiştirmek gerekiyormuş, bana haftada bir değiştir dediler.. sonra bir gün bir eczanede kocaman su kaplumbağaları gördüm ve "bunların bakımı nasıl oluyor, benim de var bitane minicik" dedim. " bunlar kış uykusuna yatar, bu iki ay sakın dokunmana hayvana, sonra kalp krizi geçirir dil altı hapı vermek zorunda kalırsın" dedi ordaki şakacı amca. ben de "heheeee" şeklinde kıkırdadım ama madem o kadar büyütmüş bildiği vardır, seviyordur hayvanları diye düşündüm. hiç dokunmadım, arada bir yemini veriyordum o kadar. sonra bir gün baktım, tylerda tık yok, bir haftadır aynı yerinde duruyor, yemler de öyle...
kabuğuna dokundum usulcacık, yumuşacıktı.. ölmüştü...
(bkz: requiem for tyler durden)
geçen haftaya kadar bir tanesine sahiptim...pek tatlı şirin bir yaratıktı..ismini* söyleyince kafasını kaldırıp bakardı verdiği tek tepki de buydu zati...onun uyuşukluğu beni mest ederdi...bitkisel ve hayvansal iki yemi vardı...bu hayvancıklar da bizim gibi hem etçil hem otçul oluyorlarmış...hayvansal yemi pek hoş kokmazdı...ona yeşil yaratık diyen ev arkadaşımı büyüdüğünde yiyeceğine inanıyorduk *kabuğu için verdikleri sertleştirici pek işe yaradı diyemem...benim hayvancığımın da kabuğu az da olsa yumuşamıştı...600 yıl yaşadığını idda eden satıcısının yalancısı olmakla beraber çok uzun yaşadıkları bir gerçek idi ama geçen hafta gerçek diye birşey olmadığını öğrendim...
minimum iki tanesini bir araya koyduğunuzda manyak kaynatan hayvanlar. kah birbirlerinin kafalarına basarlar, kah güreşirler, kah kaplarından kaçmak için sinsi planlar yaparlar. özellikle kaptan çıkmak için kurdukları kuleler 19 mayıstaki gençlere taş çıkarır.
kaptan çıkmak için gösterdikleri bir başka olağanüstü çaba ise matrixvari bir şekilde kabın duvarlarında yan yan yürümek suretiyle izleyenleri kırıp geçirmektir.
boyunlarını inanılmaz derecede uzatabilirler.
birbirlerini ittirip ters dönerler; ancak asla bu pozisyonda kalmazlar. anlatılanların aksine hemen düzelirler.
bir kaplumbağanız eksikse her zaman diğer kaplumbağanın altındadır, panik yapmayın.
ve tabii ki bu bütün anlattıklarımı kanıtlamamamı istercesine ne zaman üzerlerine bir kamera doğrultsam şamatayı kesip mal mal oturmaya başlarlar.
akvaryumda yada özel hazırlanmış kaplarda besliyorsanız bu hayvanlara dikkat etmeniz gerekir,iki tane var ise kesinlikle birbirinin üstüne çıkmak suretiyle kaçmak isteyeceklerdir,şayet kaçarlarsa kuruyup kaskatı kalıp öbür dünyayı boylacaklardır çokça da rastlanmıştır,tabii hayvan ne bilsin dışarda girebileceği bir su olmadığını öyle ki evin halısında gezinen su kaplumbağasını tekrar akvaryuma koyduğunuzda bundan ders alır bu hayvan diye düşünmeyin o tekrar kaçmaya yeltenecektir içgüdüsel bir davranış mı yoksa zekasızlığından mı kaynaklanmakta o bilinmemektedir
bilgisayar karşısındayken yan taraftan "benimle de ilgilen. bi eline al, bi yem ver." dercesine kabı tırmalayıp sahibini izleyen süper sevimli hayvanlar. ayrıca hayatımda gördüğüm en güzel yemek yiyen hayvan.
nasıl bakılacağını bilmediğim için önceleri ne vitamin ne de kabuk sertleştirici kulanmadığım canım hayvanım
aldıktan bir kaç hafta sonra baktım bir durgunluk bir sakinlik hareketsizlik miniğimin üstünde...sürekli dışarı çıkıyor hastamı acaba kurumasın diye bende sürekli suya atıyordum. böyle bir iki hafta geçti, hayvanımın üstünde küçük siyah şeyler oluşmaya, kabuğu sünger gibi olmaya başladı. sonradan öğrendim ki meğersem bu hayvanlar doğal ortamından ayrı kaldığında böyle oluyorlarmş ve kabuk sertleştirci kullanmak gerekiyormuş. hemen bir petshop a koştum. tabi şuan mutlu mesut yaşıyoruz iyileşmeye başladı birde arkadaş aldım ona. ama arkadaşına daha önceden önlem alıp haftada bir sertleştiricisini sürüp vitaminini veriyorum büyüdü keratalar...
hayvan sevgisini içinizde barındırıyor, size arkadaş olabileceğini düşünüyorsanız hamster alacağınız yere su kaplumbağasını tercih edin.
doğduğumdan bu yana bir sürü hayvan besledim ama "küçücük hayvan ne anlar duygusu mu olurmuş"dedirtir belki size lakin; onların da akıllı olduğu kanaatine varırsınız. gerçekten; içinize sokmak isteyeceğiniz, öldürme hissine kapılabileceğiniz [sevgi kaynaklı] sayılı varlıklardan bir tanesi. sizi hiç sıkıntıya sokmaz. eşi ile birlikte yatsın, taşların içinde gezinsin yeter onlara. hele birde kafalarını uzattıkları an yok mu? o sahneyi çok severdim ben beslediğim yıllarda. adeta; yalnızlığınızı paylaşır. hiç değilse; size arkadaş olabilen canlılardır.
singapur cinsinden olanlardan baya beslemiş biri olarak tecrübelerimi besleyen veya beslemek isteyenlerle paylaşmak isterim.
öncelikle bu hayvanların kalkıp evde beslenmesine karşıyım.bu nasıl bir ironi diyeceksiniz ama hayvan sevgisiyle dolup taşan bünyem her seferinde onların petshoplardaki durumlarına acıyıp verin ulan şunları diyerekten dayanamamıştır.çünkü petshoplarda çalışan karacahil yaratıklar bunları balık sanmaktadırlar. neredeyse boylarının üç dört katı su doldurmaktadırlar. nereye gitsem suyun üstünde ters dönmüş hayvancıkları görüp adamlarla kavga etmekteyim. demek neymiş, bunlar balık değilmiş, suyunu kabuğunun sivri kısmı açıkta kalacak kadar doldurmak gerekirmiş.
küçük plastik kapları asla kullanmayın, geniş bir akvaryum alın, ısıtmak için bir ışık konulabilir, ayrıca üstüne çıkıp güneşlenebileceği bir kayası kesinlikle olsun. suyunu çok kirlenmeden temizleyin. özellikle küçükken yemi dışında bir şey vermeyin, et kesinlikle vermeyin. çok nadir yeşillik (marul) olabilir.
bunlar çok çabuk mikrop kapan ve kaptı mı %99 ölen hayvanlardır. özellikle gözleri çok hassastır. gözleri bir mikrop kaptı mı kör olur, ordan burnuna bulaşır ve hayvan ağzıyla nefes almaya başlar. göremediği ve koklayamadığı için yem yedirmek imkansızlaşır ve uzun, acılı bir süreçten sonra ölür. çünkü baya aç kalabiliyorlar. sonuç olarak yerlerde falan dolaştırmayın, fazla ellemeyin suyuna elinizi sokmayın ki mikrop kapmasın. ağzını böyle kocaman açıp garip sesler çıkarıyorsa hasta demektir. kabuğunun temizlenmesi ve sertleşmesine yardımcı olması için sürülen ilaçlar var bunlar kaplumbağanın fiyatını katlıyor ama madem hayvanı aldınız cimrilik yapmayın alın, o da bir hayat. kış uykusuna yatar, panik olmayın ama uyanamayanlar olduğu için suyun ısısını belli derecede tutup uyumamasını sağlamayı öneriyorlar, bunun için bir veterinerden bilgi alın. tek kalmasın eş alın bir tane. bunlar kuytu köşelere bayılırlar kayboldukları zaman onların boyutunda mağara sayılabilecek yerlere bakın.
not: benim kaplumbağalarım bir yıl kadar yaşadılar, yaz tatilinde falan yollarda perişan oldular, bir yere giderken birine emanet edin arabada olmuyor.
sonuncusu çok titiz davrandığım halde mikrop kaptı kör oldu ama dediğim gibi bir sürü ilaç sürmeme rağmen ilerledi. beni görünce yem verceğimi anladığı için tırmanmaya başlayan, bacaklarını içine çekince yanlarından etler fışkıran obez hayvan bir deri bir kemik kaldı ve öldü. bir arkadaşımın da vardı, odasına girince oda kanalizasyon gibi kokardı, hayvanın üstü yosun tutmuştu ama öyle bir sahibe maruz kalan hayvan kocaman oldu ve veterinere verdiler.
1-2 senenin sonunda o kadar büyüyorlar ki aldığınız fanuslar dar geliyor hatta artık fanustan cıkıp evin içinde gezer hale geliyorlar.boş fanus gördükçe köşe bucak kamplumbağa aramaya aman üstüne basmasak demeye neden oluyorlar.benimki -cemşit-3 senenin sonunda ıslık çalınca bakmaya,adını söyleyince kafayı kaldırmaya başlamıştı ,elimizden yem yerdi,gün aşırı firar ederdi,geçen sene firar edip,balkondaki kolilerin altında 40 derecede 1 hafta yaşamışlığı vardır,komando gibidir.
10 gün oldu hala yok,sanırım yıkamaya gönderilen halılarla beraber özgürlüğüne kavuştu.
(bkz: cemşit yuvana geri dön)
efenim bu hayvancağızla ilgili trajikomik bir anımı paylaşmadan edemeyeceğim. mevsimlerden kış çok sevdiğim arkadaşım betty blue'nun doğumgünü gelip çattı lakin ben ve yine o zamanlar arkadaşımız olan şahsın cebinde hiç para yok. ne yapsak ne yapsak diye kara kara düşünüp dolaşırken, hem hesaplı hem anlamlı bir hediye alabilmek için, kendimizi bir pet shop'un önünde bulduk. nolduysa ondan sonra oldu ve daldık dükkanın içine o hayvan bu hayvan derken bize en tatlı* gelen hayvanı bulduk sonunda* evet evet gördüğümüz gibi atladık hayvanın üstüne görevlinin biri de bizim üstümüze derken alışverişe başladık. su kaplumbağaları ne kadar? havuzu ne kadar? yemi ne kadar? diye sıraladık soruları hesaplar yapıldı yüzler güldü ve sonunda uygun bir hediye bulunmuştu ama her güzel şeyin bir sonu vardı tam da parayı öderken görevli son darbeyi vurdu:" hayvanın ölmemesi için bu ilacı da almalısınız!!" tüm hayalleri yıkılan ben meşhur soruyu sordum ilaç ne kadar? ve görevlinin verdiği yanıtla dehşete düştüm kaplumbağaya yemine havuzuna verdiğimiz parayla eşit ,ödeyemezdik elbette, adam da ısrarla bu ilacı almazsanız ölür hayvan diyordu.
sonra filmlerden anımsayacağınız bir kareyle başbaşa verip karar vermeye çalıştık ben hediyeyi almak taraftarıydım n'olursa olsun, olmadı ilacını daha sonra alırdık hep parasız olacak değildik ya! son kararımızı verdik ve ilacını daha sonra alırız düşüncesiyle su kaplumbağasını alıp betty'e hediyesini vermek üzere yollara düştük, verdik de çok sevindi hediyeye hatta sevdiği bir film kahramanının adını verdi su kaplumbağasına*çok sevdi bizde sevdik onu.
zaman ilerliyordu ve biz tyler'ın ilacını hala almamıştık neden ki? çünkü hayvana bir şey olmamıştı tipik türk aklıyla " amaaan adam daha çok para kazanmak için kandırmaya çalıştı bizi bak hayvana negzel yaşıyor işte, iyi ki de almamışız" diye düşündüğümüzden. hay düşünce sistemimizin ben!! her neyse tyler kısa bir süre sonra öldü tabi betty salya sümük... canım duygusal arkadaşım nasıl kötü bir insanım ben hala vicdan azabı duyarım ama gülerim de içten içe.
sonuç olarak betty feci haşladı bizi bir daha bana canlı hediye almayın diye haklıydı da. olayın içeriğini ona anlatıp anlatmadığımı hatırlamıyorum anlatmadıysam buradan özür diliyorum, anlattıysam da tekrar özür diliyorum.
*
güneşe konunlduğunda bacaklarını gerip '' aaa güneşleniyoo bu hayvann hihihiih ne de keyfine düşkün şey '' diye düşünülmemesi gereken hayvanlar ya da '' güneşe koyayımda kabuğu neyim gelişsin '' tarzında bi düşüncede belirmesin kafanızda güneş hiç iyi gelmez bu kaplumbağacıklara. mamalarıda pek bi kötü kokar '' ııh nasıl yiyosun lan bu şeyi '' diyede düşünmeyin afiyetle midesine indiriyo. bunların büyüklüklerine dikkat ederek bi araya koyun yoksa birbirini ısırıp öldürebilme yeteneğine sahip olabiliyolar başıma geldi ordan biliyorum. minik bi tospannın yanına 2-3 katı büyüklüğünde olanını koyarsanız hem onun yemlerini yer diğerini elinizle beslemek zorunda kalırsınız bunu gören diğer tospacıkta onu kıskanıp siz ortalıkta yokken hapur hupur minicik tospanın canına okur [ yaşanmıştır gecenin bi yarısında iş üstünde yakalayınca şok oldum ]
ortam ısısına çok duyarlı olduklarından suyun ısısına dikkat etmeniz gerekir. kabuğunun yumuşadığını görmek hayvancıktaki kalsiyum azlığından kaynaklıdır.su salyangozu kabuğu verilir bulunursa ; bol miktarda klasiyum deposudur.
et yerler. kedi-köpek maması çiğ balık-et solucanla besleyebilirsiniz.bitki ancak süs için konur akvaryuma.
annemin yakın arkadaş olmayı başardığı evcil hayvanımız. 10 yaşındaki küçük kardeşin isteği üzerine eve alınan su kamplumbağası, nott'a hiç ilgi çekici gelmemiştir. çünkü nott'a göre, bu hayvan kedi gibi sevilip oynanabilecek bir evcil bir hayvan değildir ve şirin bir yüz ifadesi de yoktur. nott'ın üniversiteyi kazanıp başka bir şehire gitmesiyle birllikte bu hayvan eve alındığı için anne giden nott'ın yerine bu hayvanı koyar ve ilgisini ilginç bir şekilde su kaplumbağasına yöneltir. nott durumu eve gittiği bir gün hayretler içinde öğrenir:
anne:a
nott:n
anne sabah kahvaltısı hazırlamıştır.
a: nott! hadi gel kızım !
n: geldim anne.
tam bu sırada anne kaplumbağaya yönelir:
a: bak bak ablası (!?) nasıl kafasını kaldırmış! yemek mi istiyorsun sen de hıyar seni! (adı falan yok, varsa da annem sallamıyor, genelde hıyar diyor.) kıskandın mı ablayı? dur senin de kahvaltını vereyim.
n: (şaşkınlık içindedir. iç ses: "ablası" mı dedi?!) siz baya yakınlaşmışsınız.
a: e sen gidince alındı ya bu, ben de bunla konuşuyorum tüm gün evde. senin gitmenle yaşıt bu. zaten kardeşin de bakmıyor. yemini de ben veriyorum. çok tatlı ama. tüm gün beni dinliyor.
n: hmm, peki ?!
ilk bakışta çok sevimsiz gelebilirler.su kaplumbağası istiyorum diye tutturunca babamın bir arkadaşı hediye olarak alıp gelmiş sağolsun.o anda işin ciddiyetini anladım, aslında tam olarak isteyip istemediğimden emin olmadığımı da.tek korkum ona çok alışmak ve bir gün ölüsüyle karşılaşmaktı ve beklenen oldu, ona alıştım.(yok henüz ölmedi)hayatında hiç bir hayvana dokunmamış olan ben ona dokunabiliyorum.ne isim koysam diye düşünürken, televizyondaki kadının kocasına "sebastian hayatım duşta mısın?" diye seslenmesi tesadüf olamazdı.evet, ona bundan daha çok yakışacak bir isim daha olamaz diye düşündüm.dişiyse de artık kusura bakmasın.sebastian henüz bulunduğu ortamdan çıkacak kadar büyümedi.ama daha uzun mesafeli yürümesi için bıraktığımda namına hiç yakışmayacak hızlılıkta olduğunu görüp, genlerine de veremiyorum, mübarek karınca gibi sanki.onunla ilgilenirken kendimi anne gibi hissediyorum bazen.güzel şeyler bunlar.
(bkz: paylaşmak istedim)
çok delikanlı hayvanlar bunlar. ne zaman baksam, "bir durum mu vardı bilader?" dermiş gibi bakıyorlar. sık sık kafalarını sudan çıkarıp nefes alıyor, gözlerini pörtleterek dışarıyı izliyorlar. ayrıca yaptığım deneyler sonucu anladım ki müziği de sevmiyorlar, kulaklığı yanaştırınca kafalarını içine sokuyorlar.
bir de küçükken cinsiyeti anlaşılmıyormuş bunların, büyüyünce eğer tırnakları çıkarsa dişi olduğunu anlıyormuşuz. hadi bakalım.
bundan yıllar önce bir su kaplumbağası vardı.
şeffaf plastik havuzunun süs palmiyesi altında bütün gün keyif çatar, aylak aylak gezinir, iğrenç kokulu turuncu yemlerinden yerdi.
tek başına olduğundan biraz da sıkılan bi hayvandı kendisi ama coolluğunu elden bırakmazdı. yalnızlığını asla ve asla belli etmezdi.
öte yandan kardeşinin kaplumbağası ile sevgi dolu ilişkisini kıskanan ,kampumbağalara karşı bi önceki hayatından garezi olan psikopat abla ve yemlerin kokusundan rahatsız olan anne ortak bir plan hazırladılar.
kendi halinde ,kimseye zararı olmayan ,namazında niyazında su kaplumbağasını kontrol etmek için okuldan hevesle gelip havuzuna bakan masum çocuk kaplumbağanın korkunç bir vaziyette yattığını , yemlerin suya saçılmış olduğunu görür.
kaplumbağayı canlandırmak için havuza elini daldıran çocuk keskin bir koku duyar. anlar ki kaplumbağası çamaşır suyu ile zehirlenmiştir.
akabinde ne ağlamaları ne de onun intikamını almak istemesi işe yaramamıştır. çünkü ablası hakkında bir delil yakalayamamıştır. su kaplumbağası sakin bir törenle çocuğun annesi tarafından çöpe atılır.
olay kapanır.
küçücük adacıklarda yaşayamayan akvaryumda bakılması gereken sesiz sakin ve sizi dinlendiren hayvanlardır.
elma vb.. meyvelerle ve kurutulmuş karidesle beslenmelidirler.
basit gibi gözüken bakımları çok zahmetli bir iş olduğu gerçeği ile sonuçlanır. 3 günde bir fırçalanması gerekmektedir.
suları soğuk olmamalıdır.