belki ilginizi çeker
  1. · suç ve ceza
  2. · kenan evren in intihar etmesi
  3. · melih gökçek vs kemal kılıçdaroğlu
  4. · monster
  5. · baba nasihat ederken halının desenlerini incelemek
gündem
  1. · itü yazarlarının evlenmek istedikleri ünlüler
  2. · domuz gribi
  3. · çok istenip de olunamayan meslekler
  4. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  5. · 22 kasım 2009 izmirlilerin pkk tepkisi
  6. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  7. · dünyanın en seksi şarkısı
  8. · elektronik müzik
  9. · itü sözlük e bir daha gelinse alınacak nickler

suçlu psikolojisi  

  1. (sunflower, 11.11.2006 16:24)
  2. genellikle hukuk fakültelerinde ders olarak da okutulan(adalet psikolojisi dersinin konularındandır),ceza kanununun suç teşkil ettiği eylemlerde bulunan ve suçlu adledilen kişilerin içinde bulunduğu öne sürülen halet-i ruhiyedir.ceza yasası dışında bireyin toplum,aile ve arkadaş çevresinde onaylanmayan hal ve davranışları nedeniylede içine girdiği,hata yaptıran durumdur
    (gelmir tasartir, 14.11.2006 12:56)
  3. "elimde paketlerle eve girdiğimde onu salondaki koltuklardan birinde boşluğa bakarak otururken buldum.o an aslında hiçbir neden olmadığı halde içime büyük bir korku geldi.paketleri bırakmadan salona kadar yürüdüm.başını çevirip bana baktı. "hoş geldin." dedi.
    "bir sürü şey aldım." dedim.
    "güle güle giy." dedi.
    ne oturabiliyordum ne paketleri bırakabiliyordum ne de konuşabiliyordum.sonra birden koltuğun yanındaki komodinin üzerinde duran mektubu gördüm.
    gördüğümü fark etti.mektubu eline aldı.bana uzattı.
    "makas arıyordum, çekmecende bunu gördüm, herhalde bir kocanın, eşinin mektuplarına bakması hakkıdır diye düşündüm." dedi.
    "elbette..." dedim.çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum.mektubu gördüğüm andan beri satır satır gözümün önüne getirmeye, neler yazdığını tam olarak hatırlamaya çalışıyordum.fuat'ın bana yazdığı mektuptu, venedik'ten sonra bana bir mektup yollamış, ben de nasıl bir dalgınlıkla onu öylece çekmeceye koymuş, sonra da unutuvermiştim.

    gizli birşey yapmanın en tehlikeli an'ı, uzun bir süre dikkatle uyguladığımız kuralları unutmaya, bunu aslında hayatınızın doğal bir parçası sanmaya başladığınız andır.
    kendimi öylesine bir hayale kaptırmışım ki sanki yalnız yaşıyormuşum, sanki evli değilmişim gibi hissetmeye başlamışım.
    kafamdan ne çok şey geçiyordu o anda.yüzümün kızardığını hissettiğim için paketleri odaya götürür gibi salondan ayrıldım.ne yapmalıydım?her nasılsa bu mektup birinin eline geçerse ne anlam çıkartacağını hiç düşünmemiştim.içinde çok açık birşey yazılmadığını biliyordum ama yalnızca bana böyle bir mektup yazması bile zaten başlı başına acayip değil miydi?
    paketleri yatağın üzerine bırakıp yeniden geri döndüm.

    benim birşeyler söylememi bekliyordu.geçip karşısındaki koltuğa oturdum.sanki beynim zonkluyordu ve inanılmaz geliyor ama şimdi, bunca yıldan sonra bile satır satır hatırladığım o küçük mektupta neler yazdığını bir türlü hatırlayamıyordum.oysa kimbilir kaç kez okumuştum...

    "bu böyle ne zamandır devam ediyor?" diye sordu.
    "ne, ne zamandır devam ediyor?"
    "bu sana yazdığı ilk mektuba benzemiyor, herhalde sen de ona karşılık yazıyorsun..."
    yalnızca mektuplaştığımızı düşünüyordu.ya da daha fazlasını konduramıyordu.belki de benim ağzımdan böylece daha çok şey alacağını düşünüyordu.
    böyle yakalanmış, ne söyleyeceğimi bilemez durumdayken çocukluğumdan beri esner gibi yaparım.belki zaman kazanmak için, belki rahat görünmek için, bilmiyorum.yine öyle esnermiş gibi yaptım.
    "bir tane daha yazmıştı, ben de cevap vermiştim, çok zaman geçti, buraya geldikten sonra yazmıştı galiba, şimdi de bir tane daha yazmış..." dedim.
    sakin görünüyordu.
    "sana özel bir mektup yazması sence de biraz tuhaf değil mi?" dedi.
    "fuat bey bu, bilmezmiş gibi konuşuyorsun, aklına esmiş yazmış, ne kötülük var bunda..."
    yüzünden birşey anlamak imkansızdı.sinirli miydi, üzgün müydü, kuşku içinde miydi, yoksa acaba başka birşey mi biliyordu, başka birşey öğrenmiş de çekmeceyi onun için mi karıştırmıştı?

    suçüstü yakalanmıştım.

    üstelik ne bildiğini, kafasından neler geçtiğini hiç düşünemiyordum.nasıl olup da onu böylesine unutabilmiştim. nasıl olup da kendimi bu hayale kaptırıp gerçeği kaçırabilmiştim.
    ne garip!
    aslında onun bana kızmayacağını, bunu büyütecek biri olmadığını, bu nedenle başıma hiçbirşey gelmeyeceğini biliyordum.
    daha doğrusu o an'a kadar nasıl olduysa böyle birşeyi hiç düşünmemiştim, düşünmek istememiştim belki de...eğer birşey ortaya çıkarsa ne diyeceğimi, kendimi nasıl savunacağımı hiç kurmamıştım.

    benim herkesle rahat konuşmalarım, erkeklerle arama beklenen mesafeyi koymak yerine flört etmem aslında alışılmış şeylerdi.buna fazla şaşırmazdı.bir yere gittiğimizde başkalarıyla dans etmem, herhangi biriyle uzun uzun konuşmam aksine onun hoşuna gider, benim böyle kendimden emin halimi çok beğendiğini söylerdi.
    bir keresinde bir davetten döndüğümüzde, "sende şeytan tüyü var." demişti. "uzaktan bütün gece seni izledim, sanki herkes özellikle de erkekler seninle konuşabilmek için birbiriyle yarışıyor, yanına gelen sanki mıknatısa tutulmuş gib ayrılamıyor..."
    ama bunu kıskanmış veya kızmış gibi değil, takdir eder gibi söylemişti.

    o, görmek istemediği şeylerle yüzleşmek yerine onları istediği biçime sokmayı tercih eden biriydi.başından beri ben ne düşünüyorsam, bu evlilik için ne hissediyorsam elbette o da biliyordu.ama zaten onun için evlilik, çiftlerin birbirine saygı duyduğu, insan olarak birbirlerini sevdiği, toplum içinde birlikte yer aldıkları bir kurumdu.
    sizi baskı altına alacak, kıskanacak, olur olmaz şeylerden olay çıkartacak, akşamları koltuğuna oturduğu zaman çizgi romanlarını okurken huzurunu bozan tartışmalara girecek bir değildi o...

    peki ama ben niye böyle hissediyordum.neden korkuyordum?onu kaybetmekten?boşanmaktan?rezil olmaktan?
    hayır hiçbirinden korkmuyordum.hiçbiri umurumda bile olmazdı.aksine denilebilir ki o anki ruh halim içinde benden boşanmaya kalkışsa buna belki de sevinmem gerekirdi.
    onu üzmekten mi peki?

    hayır, itiraf etmem gerekir ki onu, üzmekten korkacak kadar derin bir sevgiyle sevmiyordum.üstelik doğrusunu isterseniz o anda beni kaybetmenin onu çok üzeceğini de düşünmüyordum.
    beni bu hale getiren, yakalanmış olmak ve gerçeği söyleyememekti.çok utanıyordum.
    o güne kadar hiçbir zaman yalan söylemem gerekmemişti.ne çocuklukta, ne okulda...ne yaparsam yapayım her zaman olduğu gibi söylerdim, kimseden de korkmazdım.

    gerçekten de hiç gizli saklı birşey yapmadım.aklıma geleni söylemekten çekinmedim.
    ama şimdi hayatımda ilk kez gerçeği söylemeye korkuyordum ve hem utanıyor hem kendimi aşağılanmış hissediyor hem büyük bir vicdan azabı duyuyordum.
    yalanım çıkıp yakalanacağım için mi?başıma kötü birşeyler geleceği için mi?ele güne rezil olacağım için mi?
    hayır, sanırım, ona haksızlık ettiğimi bildiğim için...

    "ben aranızdaki bu samimiyete bir anlam veremedim." dedi birden.
    "herhalde bundan, başka bir anlam çıkartmadın turgut." dedim ve bunu nasıl böyle hayretle, inanarak söylediğime ben bile şaşırdım.
    yüzüme baktı.herhalde daha fazla üstelemek istemedi. "bir daha böyle bir mektup gelmezse ve senden de cevap gitmezse memnun olurum." dedi.

    "ben yazmam ama onun ne yapacağını bilemem." diye cevap verdim."

    başucumda müzik - kürşat başar
    (çat, 05.03.2009 02:47)
  4. dostoyevski'nin okuyucularına iliklerine kadar hissettirmeyi başardığı psikolojidir. öyle anlatır ki, karakola gidip teslim olasınız gelir.
    (yağmursonrasıtoprakkokusu, 05.03.2009 03:01)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil