çelik gibi sinirleriniz varsa kullanmaya başlayın, aksi taktirde bir süre sonra dünyanın küresel bir kasabaya dönmüş olduğu gerçeğiyle içiniz buruş buruş oluyor. "yeni sayfa getir de ortalık şenlensin" tuşuna basmak zorlaşıyor ve
danny elfman vari melodilerle başlayan
s and m konseri başlarken o ruhta yaşattığına benzer coşku yok olarak "her şey artık birbirine benziyor"a dönüşüyor.
gezip dolaşmaktan zevk duyacağınız bazı belli konular(siteler) var, bunları resim/
fotoğraf, mimari yapılar ve
teknoloji olarak belli başlıklarda toparlayabiliriz. eğer ilgin varsa mimari yapılar üzerine olan sitelerde dolanmak güzeldir, ama bir süre sonra sıkıntı verir, çünkü neredeyse hemen hepsi minimalist histerilerle inşa edilmiş bu evlerde yaşamanın türkiye şartlarında çok zor ve ulaşılamaz olduğunu fark edersin. içlerinde havuzları olan, yaşadığın şehirdeki en büyük belediye parkından 4 kat daha büyük bahçelere sahip evler.. ısınma derdi duymadan böyük böyük camlardan duvarlarla birleştirilmiş evler.. stumble'da mimari odaklı siteleri gezmek bir zevktir; eğer kendi yaşadığın evin 90 metre karelik çıldırtıcılığını unutabilirsen. eğer bir
mp3 çalar almak için bile bazen aylarca para biriktirmek zorunda olduğunu unutabilirsen.. stumble'da mimarlık şaheseri evlere dalıp gitmek bir nevi yetişkinler için
evcilik oyunudur; bütünüyle hayal olarak..
resim/fotoğraf ağırlıklı sitelerde gezmek iyidir, hoştur, uslu bir çocuk olursan belki bir gün şirinleri görebilirsindir.. ancak belli bir zaman sonra modern galeri sanatçılarının ne kadar yaratıcı da olsa
absürdve postmodern işlerine bakmanın sana pek de bir şey katmadığını "gerçek sanat insanı iki büklüm kıvrandırır" sözlerini hatırlarken anlarsın. şehire, insanlara dair fotoğraflar ise en az 30.000 metre uzunluğunda objektife sahip fotoğraf makinaları tarafından çekilmiştir, "bende de öyle mercek olsa ben de çekerim bunları, urfa'da oxford vardı da biz mi okumadık" dersin. stumble'da fotoğrafçılık olayı ikiye ayrılır: ya
national geographic soğukluğunda "
perudan,
çinden,
hindistandan egzotik manzaralar çekip chill out dinliyoruz" olayı vardır, ya da "gökdelenlerle dolmuş şehrimden enstantaneler işte, eheh" tarzı vardır.. özet olarak, karşınıza çıkan resim çalışmaları hep bir yerlerden tanıdık olma sıkıntısı yaşatır.. fotoğraflar ise bu dünyaya ait olduğu kadar, bir o kadar da
photoshop manyaklığı içinde makyaj kokuları yayar buram buram..
teknoloji siteleri çoğunlukla satın alamayacağınız şeylerden bahsederek sinir bozar. dalgınlığa gelinirse öyle bir havaya sokar ki insanı bu sayfalar, bir an için odanızda, hemen arkanızda, en az 2
apple bilgisayar, bir
nintendo wii, bir tane lcd hd tv ve daha nice orgazmik şey içinde yüzdüğünüzü sanmanıza neden olur. kişisel olarak, stumble'ın önüme getirdiği teknolojik oyuncaklara sahip olmaktan 4 yüzyıl kadar gerideyim ben. paranın gözü kör olsun, napiim, baba parasıyla bi yere kadar oluyor.
daha bir ton şey var bu manyağın kollarında, ama genel olarak benim takıldığım siteler bunlar ve dolayısıyla anlatabileceklerim de bunlar.. genel olarak sitelerde esen dalgalardan ve eğilimlerden son olarak bahsedecek olursam: apple, ipod ve facebook manyaklığı hemen her sitede karşınıza çıkıyor.
steve jobs ve
bill gates çekişmesinden doğan komiklikler, iki farklı markanın yan yana reklam vermesinden doğan ironiler,
pac man,
super mario gibi oyunların gerçek hayata uyarlanması veya yeniden farklı konularla işlenmesi gibi durumlar en çok karşınıza çıkan şeylerden.. berlin, paris gibi şehirlerden metro istasyonlarında, sokaklarda gerçekleştirilen etkileşimli sanat olayları ve afganistan, ırak gibi ülkelerden duygu sömürüsü yaparak prim kazanan fotoğraflar da sıklıkla karşınıza çıkanlardan..
bir süre sonra gerçekten kendini kapana kısılmış hissediyorsun. dünya koca bir köy olmuş: fakirlik ve yoksulluk ve açlık hemen burnunun dibinde! zenginlik burnunun dibinde! mutluluk ve üzüntü burnunun dibinde artık her şey burnunun dibinde..
peki ya gittikçe büyüyen
iç sıkıntısı ve doyumsuzluk ve heyecan verici yeni bir şey bulamamanın endişesi?!
işte o tam içinde,
sızım sızım.