görseller
steven wilsonsteven wilson
steven wilsonsteven wilson
belki ilginizi çeker
  1. · death whispered a lullaby
  2. · harmony korine
  3. · kadife sesli şarkıcı
  4. · aviv geffen
  5. · sleep together
  6. · christenings
  7. · lightbulb sun
  8. · linton samuel dawson
  9. · some day
  10. · coldplay
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · darbeci baro taksim e hoş geldin
  2. · aylin aslım
  3. · 18 kasım 2009 fransa irlanda cumhuriyeti maçı
  4. · kemal kılıçdaroğlu
  5. · umutların yitirildiği anda hayata giren sevgili
  6. · peygamberle dalga geçerken ölen sırp spiker
  7. · domuz gribi
  8. · nickelodeon
  9. · aşk

steven wilson  

 sayfa  / 2
  1. porcupine tree frontmani ve opeth prodüktörü saykadelik, melankolik insan.
    (soulforged, 24.06.2005 02:30)
  2. şüphesiz opethin bugünkü yerinde olmasına katkısı çok büyük insan. bütün opeth üyeleri tarafından ne kadar sevildiği lamentations dvd sinde yer alan making of deliverance and damnation kısmında görülebilir. gördüğümüz üzere elinden her iş gelmektedir. öyle ki piyano çalar, gitar çalar, söz yazar, miksaj yapar...ayrıca kendisi porcupine tree üyesidir...
    (petrucciante, 13.03.2006 00:19 ~ 00:22)
  3. ayrıca blackfield ve no-man adlı projelerde de parmağı bulunan mütevazı ve yetenekli müzik insanıdır kendisi
    (berkemal, 18.03.2007 18:16 ~ 19.03.2007 00:23)
  4. tam bir "müzik" insanıdır. porcupine tree'nin esas oğlanı, blackfield'in temeli, opeth'in görünmeyen yüzüdür.
    yaratıcılıkta sınır tanımayan mükemmel bir besteci olmasının yanı sıra, bir çok enstrümanı*** hakkıyla çalabilen, müziğin teknik yönünü de***çok iyi bilen bir dahidir.
    (thecrimson, 19.10.2007 16:17)
  5. trenlerle ve raylarla bir alıp veremediği olduğunu düşündüğüm müzisyen. yazdığı birçok şarkı sözü trenlere gönderme yapıyor. üstelik kendisinin, porcupine tree'nin deadwing isimli albümü için yazdığı film senaryosu da sık sık trenlere, metro istasyonlarına yer veriyor. bu işin altında bir bit yeniği olmalı. ya da ben şu anda dünyanın en gereksiz işiyle uğraşıyorum.

    işte olay falan yaratmayacak şarkı sözlerinden bir buket:


    sleep
    until the colours dissolve
    leave the dream to rain-soak forever
    in blessed moments
    viewed from trains of half-truths. *

    ***


    have we ever been here before?
    running headlong at the floor
    leave me dreaming on a railway track
    wrap me up and send me back. *

    ***

    a light snow is falling on london
    all sign of the living has gone
    the train pulls into the stations
    and no-one gets off and no-one gets on... *

    ***

    train set and match spied under the blind
    shiny and contoured the railway winds
    and i've heard the sound from my cousin's bed
    the hiss of the train at the railway head.

    a 60 ton angel falls to the earth
    a pile of old metal, a radiant blur
    scars in the country, the summer and her.

    (...)

    when i hear the engine pass
    i'm kissing you wide
    the hissing subsides
    i'm in luck. *

    ***


    and from the yellow windows of the last train
    a spectre from the next life breathes his fog on the pane
    i look with you into the speeding black rain
    afraid to touch someone, afraid to ask her for her name. *

    ***

    out at the train tracks i dream of escape
    but a song comes onto my ipod
    and i realize it's getting late... *

    ***

    kendime not: bir daha böyle skindirik girilerle uğraşma, saçma tespitler yapma. sana ne lan elin adamının tren saplantısından?
    (thecrimson, 11.05.2008 18:31 ~ 02.12.2008 00:03)
  6. kendisini geç keşfetmiş olmaktan yakınacak değilim, zira o müzik yaşamına başladığı vakitlerde ben - muhtemeldir ki - ayaklarımı sallaya sallaya bir yerlerde oturmuş, dünyaya iniş izni bekliyordum. ilk başlarda kendisi hakkındaki yegane fikrim bir dahi olduğuydu; uzun bir süredir ise farkındayım ki bu adam hastalıklı bir yaratıcı - sadece müzikal anlamda değil elbette; sw headquarters'da gördüğüm kadarıyla ilginç fotoğraf kompozisyonlarına sahip mesela: bitmeyecekmiş gibi görünen yolları, koridorları çekiyor, fotoğrafların genelinde gözden kaçamayacak kadar belirgin açılar kullanıyor. psikoloji bilimine hakim olsaydım steven wilson'ı bu açılardan da incelerdim - abarttığımı hiç düşünmüyorum, bu adam sadece bir müzisyen değil çünkü, açık açık bir sanatçı. ve aynı zamanda, şu anda gördüğüm kadarıyla ciddi bir referans; içine girdiği hiçbir işte kötü bir sonuç çıkarabilecekmiş gibi görünmüyor.

    şunları da yazmazsan kendimi rahatsız hissederim: russia on ice'ta sesi özellikle mükemmel, dislocated day'de sorunlu ve mükemmel; ve son olarak: dünyanın en güzel "truth" ve "her" diyen adamı*.
    (alternatif maliyet, 09.07.2008 01:09 ~ 09.10.2008 23:57)
  7. efendim kendisi avrupa'nın son zamanlarda yetiştirdiği en büyük müzik adamlarından biridir. ben kendisini roger waters'la kıyaslayanlara önceleri "nah" çekmiştim sonra yavaş yavaş hak vermeye başladım. nitekim bence son 15 yılın dehası olan mikael akerfeldt steven wilson'ı örnek aldığını söylemiştir hatta kendisinin opeth üyesi olmasını çok istediğini de belirtmiştir. zaten steven wilson deliveration, blackwater park ve damnation albümlerinin prodüktörlüğünü yapmıştır, klavye çalmıştır, bazı şarkılarda doğaçlama sololar atmıştır, death whispered a lullaby şarkısının sözlerini yazmıştır, yani opeth'te baya emeği var bu arkadaşın.

    sonra blackfield ve porcupine tree geliyor aklıma. porcupine tree'nin kurucusu, anası, babası, imparatoru. sözleri yazar, besteleri yapar, vokali yapar, soloları atar, albüm kapağına kadar tasarlar. ve bence porcupine tree son yılların en başarılı grubudur. son 3 albümü 2000'li yılların ilk 10 albümü arasına girer. arriving somewhere but not here da en iyi 10 şarkı arasına girer, daha neler neler girer de saydırmayın bana şimdi. blackfield desen ayrı bir olay, melankolinin tavan yaptığı bir grup, 2 albümü de tüm şarkıları güzel olan albümlerden, zaten steven wilson bir projede varsa oradan kötü bir sonuç çıkmaz. israilli arkadaş da iyi işler çıkartmış, pain'in sözlerini yazmış hiç olmazsa.

    bir de kendisi konserlere numaralı gözlükle çıkmaktadır, ilk gördüğümde çok şaşırdım, progressive metal, kafa sallıyor falan ve gözünde gözlük. sonra alıştık tabi, gözlükle daha karizmatik hatta kendisi. ayrıca konserlere yalın ayak çıkar, cooldur.
    (peace sells and i m buying, 01.08.2008 18:03 ~ 03.08.2008 22:51)
  8. uzaktan ya da yakından bir şekilde alakalı olduğu, içinde bulunduğu gruplar/projeler:

    porcupine tree - no man - incredible expanding mindfuck - bass communion - blackfield - continuum - anja garbarek - fish - marillion - opeth - anathema - orphaned land

    ayrıca "nerde o hendrix'ler, zappa'lar, gilmour'lar" diye ağlayıp sızlananlara aramaya inanmalarını tavsiye ederek bu adamı hedef göstermekten hiç çekinmem.
    (pushitonmeshitonme, 26.08.2008 13:06 ~ 13:06)
  9. öncelikle ciddi manada takıntılı bir insan olduğunun altını çizmek gerek: trenler, ipod, meshuggah, kişilik bozuklukları, depresyon, mikael akerfeldt, çökmüş genç nesil ve bunun müsebbibi olarak gördüğü mtv ve türevleri, israil [deli bir arkadaş populasyonu varmış orada kendisinin], robert fripp, kısa siyah saçlı kızlar... hepsi bay wilson için uzun bir süre odaklanabileceği konulara dönüşebilir; röportajlarında bunlardan dakikalarca bahsedebilir [kısa siyah saçlı kız'dan hiç bahsetmedi ama şimdiye kadar sanırım, ahah! bakınız way out of here videosu ve insurgentes trailer'ı (ve hatta yine bkz. giri sonu editi)]. 70lerin rock'ına "aşık", en büyük korkusu - olasılıkla - kendini tekrar etmek ve boş oturmak olan bu adamın bu tip şeylere takmış olmasını elbette anlayabilir ve koca bir alkış da koparırız; şikayetçi de değiliz zaten [değiliz, değil mi?].

    sonra zekasından, kararlılığından ve inatçılığından bahsedebiliriz: düşünün; sadece 10-11 yaşındasınız, arkadaşlarınızla beraber gitar çalmayı öğreniyorsunuz ve küt!, "ben müzisyen olmak istiyorum" diyor ve oluyorsunuz; hem de nasıl bir müzisyen... sırf bu kadar küçük yaşta böyle isabetli bir karar vermiş ve bunun için de gerçekten çok uğraşmış oluşu yüzünden bile saygıyı hak eden bir adam bu. kaldı ki körü körüne de girmemiş müzik dünyasına; hem çok sevdiği anne ve babasını mutlu etmek, hem de biraz para biriktirebilmek adına yaklaşık 4 yıl bilişim sektöründe çalışmış, buradan kazandığı parayla da kendi stüdyosunu kurmuş.

    çok yönlülüğü de anılmalı elbette; yani hem tek bir müzik türüne saplanıp kalmayışı, hem de sadece müzikle ilgilenmiyor oluşundan bahsediyorum. ürettiği şeyi birilerinin ellerine tamamen bırakmıyor, alakasız bir saatte plak şirketini arayıp "şu booklet'i farklı bir kağıda bassak daha mı iyi olur acaba?" diye de sorabiliyor. şanslı olduğu nokta şu ki, mesela porcupine tree'nin kendisi dışındaki üyeleri de aynı şeyi düşünüyor eserleri hakkında: müzik, görselliği, gerçekliği, her şeyiyle bir bütündür ve yarattığın müziğe sahip çıkman gerekir. sırf bu bütünlüğü konserlerde hayran kitlesine tam anlamıyla sunabilmek adına panasonic'le anlaşma yapıp, temalarla, görüntülerle bizzat ilgileniyorlar.

    müziğin kesinlikle internetten indirilip çabucak tüketilerek bir kenara atılmayı hak etmediğini her röportajında defalarca tekrarlayan bu mümtaz şahsiyet, tek bir led zeppelin şarkısı dinleyerek "beaan led zeppelin dinliyoruaaam" sözleriyle ortalıkta gezinen tiplere sağlam laflar sokarak müziğe bakış açısını, eğer şu ana kadar kimse anlamadıysa tabii, gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor.

    peki böyle bir müzisyenle nasıl röportaj yapıyorlar? --> gelelim fasulyelerin faydalarına... bey, koş revolver'ımı getir!!!

    - eee bu kadar yan proje? kafan karışmıyor mu şarkıları falan yazarken?
    + güzel kardeşim neden karışsın, aynı anda mı yazıyorum ben şarkıları?

    - konserlere çıplak ayakla çıkıyorsun, neden?
    + küçüklüğümden beri ayakkabı giymekten hoşlanmıyorum. rahat oluyor böyle, ayrıca nasılsa bir kural yok "sahneye ayakkabıyla çıkılmalı" diye, değil mi?!

    - neden "porcupine tree", ne anlama geliyor?
    + sadece saçma mizah anlayışımın bir ürünü işte. artık anlamını da kaybetti zaten; porcupine tree sadece porcupine tree demek, tamam mı?

    - bu kadar projen var senin, nasıl vakit bulabiliyorsun tüm bunlara?
    + sadece sevdiğim şeyleri yapıyorum, o yüzden yorulmuyorum. yani umarım anlatabiliyorumdur, bir projeyi sevdiğim sürece ona ne kadar vakit harcıyor olduğumun hiçbir önemi yok!

    - çıplak ayakla çıkıyorsun sahneye. bir şeyin batmasından, ne bileyim, ayağına bir şey düşmesinden falan korkmuyor musun?
    + niye, ayaklarım jöleden mi? bir şey düşse üstüne şeklini falan mı kaybedecek?

    - çok... proje... tatil... yapıyor musun... steven... [bu soruyu soran "ankara çok gri yea sivil toplum platformu" üyeleriyle aynı kökten geliyor olsa gerek]
    + benim hayatım tatil! sevdiğim şeyi yapıyorum diyorum size ya!

    - porcupine tree’nin anlamı ned...
    + eben!

    - şarkı yazarken hangi projen için yazdığını nasıl biliyorsun? yani neden mesela iki projenin şarkılarını bir arada yazıyorsun? [adamı bir aptal yerine koymadığınız kalmıştı zaten]
    + çünkü eşeğin zikinden dolayı! bak arkadaşım, sabah kalkıp "bugün porcupine tree şarkılarını yazacağım" diyorum ve yazıyorum da. öğlen blackfield'ın kayıtlarına gidiyorum, bitiriyor ve çıkıyoruz. böyle söyleyince tuhaf gelmiyor, değil mi, yapılabilecek bir şey yani?!

    - steven... çok... proje... vakit... farklı müzik türleri... dzzttt....
    + tek bir türe saplanıp kalmak, kendimi tekrar etmek istemiyorum! sizin anladığınız gibi kişilik bölünmesi falan yaşamıyorum yani!!!

    eaah. ben bile sıkıldım. işin gerçeği şu ki, bay wilson [böyle de nasıl bir "fbi'dan geliyoruz adamım, konuşmama hakkına sahipsin!" havası yarattım anlatamam] bu sorulara tam olarak böyle cevaplar vermiyor - ama sadece şimdilik. aynı saçma soruları, adamın kızdığını bile bile sormaya devam ederlerse korkuyorum ki önce kafa göz dalacak, sonra da beyni patlayacak. yapmayın, etmeyin; iki sikindirik soruyla bu adamın karşısına nasıl geçiyorsunuz siz ya?

    [öff. kıskandığımı çok belli ettim.]

    neyse. bay wilson hakkında daha yazarım ben de, dur bakalım. yavaş yavaş.

    işte o edit: insurgentes trailer'daki kız susana moyaho, insurgentes'in 3 fotoğrafçısından biri. bunu öğrenmemle kendisini sanal ortamda tespit etmem arasında geçen süre oldukça uzadı, olsun:

    (bkz: http://www.flickr.com/...)
    (alternatif maliyet, 20.09.2008 23:01 ~ 19.03.2009 16:25)
  10. açıkçası kendisini hiç sevmiyorum. "kendisinden nefret ediyoram." tarzı girim çok şey(çok blue jean panosu) olduğu için de sebeplerini de yazayım dedim. durduk yere celallenmiş de giri sıçmış imajı vermeyeyim.

    öncelikle malum şarkısındaki pearl jam hakkındaki tuhaf sözlerini çok ayıpladım kendisinin (oha?). kendisine tepki gösteren kişiler, direkt olarak pearl jam'e hıncından bu sözleri yazdığını düşünmüyorlardır sanırım; ancak "karanlık-siyah-intihar-grunge" şeklinde kavramları kendince eşleştirmiş gibi duruyor buradan bakınca. bu da bana gayet sığ geliyor. geldi. demek istediğim o ki, steven'ın (çelimsiz gördüğümden böyle diyorum) kendince eleştirdiği şeyin simgesi olarak pearl jam'i göstermesi alakasız. artık buna cahillik diyorlar, küstahlık diyorlar, bilemeyeceğim.

    öbürü de böyle uzun uzun açıklamayacağım coldplay are wankers mevzusu. kısacası hoş değil. (görsel: steven wilson/38411)

    edit: merhaba! giriyi komple editledim. içime sindi şimdi.
    (twinkle, 19.11.2008 18:53 ~ 20:06)
  11. "my friend says he wants to die
    he's in a band
    they sound like pearl jam
    the clothes are all black
    the music is crap"

    hiç dinlemediğim bir şarkısının, biraz önce benim kadar gönlünü grunge a kaptırmış bir pearl jam sever,bir cengaverden öğrendiğim sözleridir. şimdi bu adamın grubu varmış falan , böyle sözler içeren şarkılar yapıyormuş. pearl jam e ve grunge a "bok" atarak mı? onların üzerinden kendini varetmeye çalışarak mı? o kadar iddialıysa bu arkadaş ve yandaşları kendi müzikleri ve sözleriyle varolsunlar o zaman. niye mevcudiyetlerini grunge a dayandırıp bii de iiyyy iğreeaaanç gibi bir ikilemle ortalıkla dolanıyorlar ki? bu ne yaman çelişki ya hu

    çok sinirliyim çoook, geçmiyor, geçemiyor sultanım
    (eleanor, 19.11.2008 19:15)
  12. görsellerden baktım. epey çelimsiz bi çocuk. bu eddie vedder'e laf soktu diye celallenen gupçik grungerları neden bi "eddie vedder is a pussy" aforizmasıyla tarihe adını yazmış zakk wylde karşısında göremiyoruz, merak ediyorum. sebep ortada. açık. net. çok konuşmayın. progresifin sarkazmı ve hevi metalin azmanlığı tek bir doğruda birleşiyorsa "bu işte bi iş vardır" diye düşünmelisiniz. varsa yoksa ceremiiz sıpokın yeyyehhee. ruh bu değil.
    (vandal mimar, 19.11.2008 19:24 ~ 10.02.2009 11:19)
  13. koskoca pearl jam i bir ceremizz sıpokın a indiren zihniyeti de yanına almış olduğu görülen şarkıcı kişisi.

    yok tıfılmış da yok niye zakk wylde a karşı değilmişiz falan. ben şahsen karşıyım arkadaşım, tiskiniyorum o şahsiyetten de yok çok kocamaaan bir gitaristmiş (her anlamda), umurumda değil. sevmiyorum, netim. grunge a gönlümü vermişim ben yahu, karşısındakiler benim de karşımdadır. pehhh
    (eleanor, 19.11.2008 19:32)
  14. trains gibi bir şarkıyı yapan adam. ee ne var bunda? abartmayı sevmem. steven wilson'a özel bir sempatim yok; ama gördüğüm kadarıyla pörl cem'e laf sokabiliyor. bu başlı başına bir meziyettir. yani laf sokuyorsun, üstelik bir de pörl cem gibi yıllardır kutsallaştırma politikasından ekmek yemiş bir bende karşı gerçekleştiriyorsun bunu. alkışlanacak hareket. yahu ben bunu arkadaş ortamında yapıyorum, "love reign o'er me'yi roger daltrey daha güzel söylüyor" falan diyorum; üç ay küsüyorlar lan. adam üzerine şarkı yazmış, gelmiş eleştiriyorsun. bir pörl cem cdsi 35 ytl bu ülkede. sorgulayın biraz.
    (vandal mimar, 19.11.2008 19:40 ~ 10.01.2009 16:12)
  15. o değil de:
    (bkz: metallica vs megadeth)
    (iao, 19.11.2008 19:47)
  16. ey grunge ahalisi, sakin! sikko müziğe karşı birlik ve beraberliğe son derece iht... vazgeçtim bu cümleyi kurmaktan, iğrendim bir an kendimden zira.

    kendisi pearl jam'e "sikko, ot, bok" demekle suçlanmaktadır; fikir teatisinde bulunduğum grunge insanlarından biriyle* vardığımız ortak kanı şudur ki "demez diye umuyorduk ama dediyse ayıp etmiş hakikaten." şimdi, bay wilson ve porcupine tree hayranlığımı bir kenara bırakırsak, öncelikle bahis konusu şarkı fear of a blank planet'ın popüler kültür üstüne giden bir şarkı olduğunu belirtme zorunluluğu hissediyorum; bu haliyle de grunge kültürünü herhangi bir haliyle eleştirmesinin saçma olacağı kanısındayım. buradaki fikir en fazla gitarı davulu kapan ergen insanlarımızın grunge'a sardırması olarak yorumlanmalı şahsi kanaatimce, pearl jam'e özel bir hakaret falan filan yok.

    kaldı ki, sabahtan beri net üzerinde arayıp da bulamadığım fakat zamanında bilgisayarımın derin köşelerine atmış olduğum bir steven wilson röportajı buldum, orada kendisi şöyle demekte:

    "and this year we did two festivals in germany and we played alongside sonic youth, pearl jam and placebo and it seems now the kind of music we make is no longer been put outside the mainstream." 2007 haziranında yapılmış bu röportaj ve evet, bahsi geçen şarkının bulunduğu albüm de 2007'de çıkmış idi. şu durumda, steven wilson'ın birlikte çaldığı insanlara "bok atacak" kadar sapkın, deli, olmadı kibirli ve küstah bir ingiliz olduğunu iddia etmeye kalkarsanız üzülürüm yani.

    durum budur. adamımızın hiçbir yerde "pearl jam sikko müzik yapar" dediğini de duymuş/okumuş değilim. itirafları vardır* ama pearl jam hakkında bugüne kadar böyle tuhaf bir laf söylemiş değildir.

    "sarılın gari!"
    (alternatif maliyet, 19.11.2008 20:24)
  17. efendim müzik grupları arasında olur böyle şeyler.zekeriya vedder a sallar , james mustaine e sallar, zeki müren ronnie james dio ya.söylenenler haklıdır haksızdır bir yana bahsi geçen grupların müzikalitelerine etki etmez.yani koskoca pearl jam 1-2 şahsın dokundurmasıyla zedelenmez.ha sinir bozucu olabilir belki ama çok da büyütülecek olaylar değil bunlar.koskoca kurt cobain de sonuna kadar kaydırdı eddie vedder a ama karşılığı çok ilginç oldu.kurt intihar etti ve sonraki ilk konserde eddie vedder eli kalbinde vokal yaptı.
    (floydzede, 19.11.2008 20:28)
  18. pearl jam'le "karanlık-siyah-intihar-grunge" kavramlarını özdeşleştirmiş şarkısında. suçu bu. yahu pörl cem değil mi black'i yapan? normal bir algı gereği pörl cem ve siyah-karanlık temalarının uyuşmasından daha naturel bir şey göremiyorum. grunge'a gelince zaten adamlar bu işin dünyadaki mümessili. geriye kalıyor intihar. pörl cem değil miydi yav worldwide suicide'la milleti aylarca bekleten, "abi ilk on saniyesi çok güzel ama bakalım albüm çıksın gümbür gümbür dinlicem" dedirten? benim aklımda bu dörtlü gayet rahat eddie vedder'la örtüşüyor. steven wilson'ın aklı da böyle çalışmış olsa gerek. ne yapsaydı? "armut reçeline hayır" diye pankart mı açsaydı? leş.
    (vandal mimar, 19.11.2008 20:49 ~ 20:50)
  19. eddie vedder'ın tutarsızlığının sorumlusu olarak anılmaması gereken, kendi halinde bi insan olduğu düşünüyorum. bilen bilir (özellikle gerçek pörl cem fanleri) eddie biraz dengesizdir. bugün black dediğine yarın red diyebilecek duygu yoğunluğundan mustarip biri. neticede sanatçı. sanatçılar böyle. yoksa nereden beslenecek bunca sanatçı? mesela pearl jam'in dünden bugüne yapmış olduğu "lilac duck", "pinkish orange", "blue sea", "purplemania" gibi şarkıları hiçbirimiz bilmiyoruz. (gerçek pearl jam fanları da dahil.) bu şarkılar da gökkuşağının tüm renklerine sonsuz kucak açmış eddie'nin duygu yoğunluğunun ürünüdür elbette ama hiçbiri bir black gibi yakalayamamış dinleyiciyi ki şu an esamesi okunmuyor bu eserlerin.

    neticede bizim cesur müzik insanlarına ihtiyacımız vardı. bu eksikliğin wilson tarafınca giderildiğini düşünüyorum. öyle bugün bilek, öteki gün turuncu. renk tayfı gibi. tavır ortaya koyacaksan steven gibi koyacaksın. aslan steven. ben hala yaşıyorummuş, elayvmış. öldün sanıyoruz sanki. ölmemişsin, belli. peh. tutarlı olun, canımı yiyin.
    (vandal mimar, 19.11.2008 21:30 ~ 21:41)
  20. insani yön konteksinde eddie vedder'le kıyaslanması imkânsız adam. evet, eddie insani açıdan muhteşem bir insan. ölmemesi ile dahi bunu kanıtlıyor. dönemdaşı müzisyenlerin neredeyse hepsi 90lı yıllarda otel odalarında çatır çatır ölürken günde üç kilo brokoli ve beş adet sigarayla günümüze kadar gelmeyi başardı. konserlerinde içtiği şaraplar da aslında hep vişne suyuydu. sırf bu açıdan saygıyı hak eden bir insan. hayranlara saygı duymak saygıyı hak eden bir davranış olsa gerek. (kurt'ün ve nicesinin saygısız herifler olduğu fikrine ulaştınız sanırım buradan)

    şimdi bulamadım ama eddie vedder verdiği röportajlardan birinde en sevdiği şarkısının black olduğunu açıkça ifade etmişti. yani sadece dandik ya da gerçek pörl cemcilere özgü bir takıntı değilmiş bu. black'in popülaritesinde bu beyânın etkisinin olamayacağı fikrine pek sıcak bakmıyorum. adamın giydiği kadife ceketi terkos pasajlarında arayan koca bir neslin "pearl jam eşittir bilek" yargısına meyledip renk tayfındaki felsefik altmetni kavrayabilecek bilinç seviyesine erişmeye vakitleri olmamıştır gibime geliyor.

    neyse neyi tartışıyorduk? steven wilson popüler kültüre geçirme iddiası ile bir albüm yapmış. albümde pearl jam soundunu küçümsemiş. iki saattir yazıyoruz, bir kere popüler kültür demedik dikkat edersiniz. sizce de bu eddie ve popüler kültür arasındaki ilişkiyi ortaya sermiyor mu?
    (vandal mimar, 19.11.2008 22:28 ~ 22:35)
  21. hadi her şeyi geçtim de (şu klişeyi de yapıyorum ya) o kadar entry girilince hakkaten öldü sandım lan. yüreğimi ağzıma getirdin sözlük..bu arada pearl jam candır..eddie vedder daha bi candır..küslük falan olmaz..öpüşüp barışsınlar..
    (robadan, 19.11.2008 22:56)
  22. doksanlı yıllarda bıngıldağı gelişmiş olanlar hatırlayacaktır, kurt cobain ile axl rose'un birbirlerine, şarkılarına, karılarına, kızanlarına laf sokmaları meşhurdu. bugüne baktığımızda ise, kurt öldü, axl da bizim için öldü. o kayıkçı kavgalarını hatırlayan kalmadı. oysa şarkıları hala baki kalar gökkubber falan işte toparlayamadım. üzmeyelim kendimizi. ha, evet steven wilson, iyi bi çocuğa benziyor.
    (tembel, 20.11.2008 10:27)
  23. "sabah oldu, geçti bunlar" diyordum. arkadan bir gitar sesi bile yükseliyordu, şöyle akustiğinden sakin sakin. filmin sonuna geldiğimizi vurguluyordu, hatta ending creditse bir kaç dakika kalmıştı. ancak aramızda the return of steven wilson, akabinde the night of living wilson gibi devam filmlerini çekmeye niyetlenenler var belli. üretkenliğe gerek yok, tembellik iyidir.

    gelecekten gelen edit: yıl 2011, ay ocak: warner bros steven wilson ile steven wilson 5 için el sıkıştı. gösterim tarihi: 21 aralık 2012.
    (iao, 20.11.2008 10:34 ~ 10:34)
  24. sözkonusu şarkısını(fear of a blank planet) bir kere bile dinlemeden adam hakkında yorum yapılmasına anlam veremiyorum. ipini koparan geliyor. bu mu eleştiri? bu mu sosyalizm? bakın pearl jam albümlerine 35 ytl veren pis kapitalist gençlik bu adamcağızın şarkısını limewiredan bedava indirip "du bakayım ne diyor?" deme zahmetine dahi girmiyor. yazık. halbusü bu title track, public enemy insanların fear of a black planet'ına şahane gönderme yapıyor; fakat her nedense konu pörl cem lafının geçtiği, şarkının %5'ini dahi oluşturmayan o uyduruk kısımda takılıp kalıyor. bu yörüngeden derhal çıkın. paragraf bit.

    hiç kutsalım olmadı. sanırım bu noksanlıktan ötürü dünyanın bir ucunda götünde eşofman, elinde gitarla takılan insanlardan bana hayatın anlamını veyahut da muhteşem bir dünyanın sol anahtarını vermelerinden ziyade halihazırda yaşamakta olduğum iyi ya da kötü hayata fon müziği yapmalarını bekledim. bu sebeple ki pörl cem'in veyahut da bir başka bendin kutsallığına tamah etme gibi bi zorunluluk içerisinde olduğumu sanmıyorum. siz de sanmayın. şu hayatta her şey her nasıl ki "kutsal" olabiliyorsa default gelen bir eleştirilme hakkına da sahiptir. demem o; kutsallarınız bakire kalamaz. zaten eddie vedder da demiyor mu dünya pis, leş, kötülüklerle dolu diye? adamcağızı yok yere haksız çıkarmayın.
    (vandal mimar, 20.11.2008 19:02 ~ 30.11.2008 17:56)
  25. lisedeyken pearle jam dinlemişliğim vardı. once in a while olsun olsun, conduroy olsun güzel şarkılardı diye aklımda kalmış. bence laf sokmaya hiç gerek yok pearle jam'e. steve wilson ayıp çok etmiş. pearle jam'in ününden faydalanmaya kalkmış. gerçek pearle jam severler de daha sakin olmalı. pearle jam kadar saygın bir müzisyenin üzerinden tartışma yürütürken kişisel hesapları deşmek, arada inceden laf sokmak falan yakışmıyor onlara.
    (recai pengül, 20.11.2008 19:28 ~ 19:44)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil