|
|
- porcupine tree frontmani ve opeth prodüktörü saykadelik, melankolik insan.
- şüphesiz opethin bugünkü yerinde olmasına katkısı çok büyük insan. bütün opeth üyeleri tarafından ne kadar sevildiği lamentations dvd sinde yer alan making of deliverance and damnation kısmında görülebilir. gördüğümüz üzere elinden her iş gelmektedir. öyle ki piyano çalar, gitar çalar, söz yazar, miksaj yapar...ayrıca kendisi porcupine tree üyesidir...
- ayrıca blackfield ve no-man adlı projelerde de parmağı bulunan mütevazı ve yetenekli müzik insanıdır kendisi
(berkemal, 18.03.2007 18:16 ~ 19.03.2007 00:23)
- tam bir "müzik" insanıdır. porcupine tree'nin esas oğlanı, blackfield'in temeli, opeth'in görünmeyen yüzüdür.
yaratıcılıkta sınır tanımayan mükemmel bir besteci olmasının yanı sıra, bir çok enstrümanı*** hakkıyla çalabilen, müziğin teknik yönünü de***çok iyi bilen bir dahidir.
- bir çok efsaneye göre efsaneliği ezelden hak etmiş müzik insanı ama hala hak ettiği yerde değildir. bi çok saçma salak grup yada sanatçı bozmasını efsaneleştiren gerek amerikan piyasası gerek ingiliz piyasası nasıl olurda bu nadide insanı hala gün ışığına tamamen çıkarmamışlardır. ülkemizde de fazla popüler olamayan şahsiyettir.
ayrıca nerede o pink floyd diyen ve bu insanı tanımayan insana insanca insanlık görevimi yerine getirip; "tanı! tanı ey insan evladı" derim.
- trenlerle ve raylarla bir alıp veremediği olduğunu düşündüğüm efsanevi müzisyen. yazdığı birçok şarkı sözü trenlere gönderme yapıyor. üstelik kendisinin, porcupine tree'nin deadwing isimli albümü için yazdığı film senaryosu da sık sık trenlere, metro istasyonlarına yer veriyor. bu işin altında bir bit yeniği olmalı. ya da ben şu anda dünyanın en gereksiz işiyle uğraşıyorum. olsun, böyle müzik yapacaksa gerekirse trene binip gezdirelim wilson'ı?
işte olay falan yaratmayacak şarkı sözlerinden bir buket:
sleep
until the colours dissolve
leave the dream to rain-soak forever
in blessed moments
viewed from trains of half-truths. *
***
have we ever been here before?
running headlong at the floor
leave me dreaming on a railway track
wrap me up and send me back. *
***
a light snow is falling on london
all sign of the living has gone
the train pulls into the stations
and no-one gets off and no-one gets on... *
***
train set and match spied under the blind
shiny and contoured the railway winds
and i've heard the sound from my cousin's bed
the hiss of the train at the railway head.
a 60 ton angel falls to the earth
a pile of old metal, a radiant blur
scars in the country, the summer and her.
(...)
when i hear the engine pass
i'm kissing you wide
the hissing subsides
i'm in luck. *
***
and from the yellow windows of the last train
a spectre from the next life breathes his fog on the pane
i look with you into the speeding black rain
afraid to touch someone, afraid to ask her for her name. *
***
out at the train tracks i dream of escape
but a song comes onto my ipod
and i realize it's getting late... *
- kendisini geç keşfetmiş olmaktan yakınacak değilim, zira o müzik yaşamına başladığı vakitlerde ben - muhtemeldir ki - ayaklarımı sallaya sallaya bir yerlerde oturmuş, dünyaya iniş izni bekliyordum. ilk başlarda kendisi hakkındaki yegane fikrim bir dahi olduğuydu; uzun bir süredir ise farkındayım ki bu adam hastalıklı bir yaratıcı - sadece müzikal anlamda değil elbette; sw headquarters da gördüğüm kadarıyla ilginç fotoğraf kompozisyonlarına sahip mesela: bitmeyecekmiş gibi görünen yolları, koridorları çekiyor, fotoğrafların genelinde gözden kaçamayacak kadar belirgin açılar kullanıyor. psikoloji bilimine hakim olsaydım steven wilson ı bu açılardan da incelerdim - abarttığımı hiç düşünmüyorum, bu adam sadece bir müzisyen değil çünkü, açık açık bir sanatçı. ve aynı zamanda, şu anda gördüğüm kadarıyla ciddi bir referans; içine girdiği hiçbir işte kötü bir sonuç çıkarabilecekmiş gibi görünmüyor.
şunları da yazmazsan kendimi rahatsız hissederim: russia on ice ta sesi özellikle mükemmel, dislocated day de sorunlu ve mükemmel; ve son olarak: dünyanın en güzel "truth" ve "her" diyen adamı*.
|