bu adam sinema tanrısı kesinlikle öyle gelmiş ben sinema olayı için geldim ufak bir işim var gidicem demiş ama baya uzun sürmüş sürsün derim ben daha fazla sürsün bize güzel filmler izletsin bu adam örnek olsun insanlara onun gibi olmak isteyenlere.
idealizm konusunda örnek olay olarak anlatılan bir hayat hikayesine sahiptir. daha delikanlılık çağlarında kendisini kimse adam yerine koymadığından holywood film setlerine gizlice girerek kullanılmayan bir konteyner'ı kendince dekore etmiş ve üstüne isminin yazdığı bir levha asmıştır.
iyi bir yönetmen olmasına karşın yahudi olmasından dolayı filmlerinde 2. yahudi propagandasına ağırlık vermektedir. özellikle 2. dünya savaşındaki soykırımı konu edinen filmlerde bokunu çıkartır.
(bkz: saving private ryan)
(bkz: munich)
(bkz: schindler's list)
usc sinema okuluna iki kere başvurdu ancak ikisinde de kabul edilmedi. bunun üzerine kaliforniya üniversitesi'ne girdi
eğlence dünyasına girmek için üniversiteden ayrıldı
filmlerinde baba karakterlerini genellikle sorumsuz, ilgisiz olarak tasvir eder, örneğin, "e.t. the extra- terrestrial " (1982) filmi
filmlerlerinde genellikle çocuların bazı tehlikelerle karşı karşıya oldukları gösterir. örneğin, the color purple (1985), empire of the sun (1987), saving private ryan (1998) filmleri
devamlı ıı. dünya savaşını referans verir
önemli görüntü veya karakterleri genellikle arabanın dikiz aynasından gösterir. örneğin, e.t. the extra-terrestrial (1982), jurassic park (1993), schindler's list (1993), artificial ıntelligence: aı (2001) filmleri
hollywood'un en zengin iki kişisinden biri
entertainment weekly'de "eğlence dünyasındaki en güçlü kişi" seçildi (1997)
dreamworks skg film şirketinin sahiplerinden biri
drew barrymore'un vaftiz babası
2001 ve 2002 yılında forbes'in "amerika'daki en zengin 400 kişi" listesine girdi.
27 mayıs 2002'de spielberg'e yale üniversitesi tarafından fahri doktora ünvanı verildi.
1994, 1995 ve 2003 yıllarında premiere'in "hollywood power listesi"nde birinci seçilmişti.
"the last gun" (1959)
"escape to nowhere" (1961)
"battle squad" (1961)
"firelight" (1965)
"night gallery" (1969)
"amblin" (1969)
"columbo: murder by the book" (1971)
"duel" (1971)
"something evil" (1972)
"savage" (1973)
"the sugarland express" (1974)
"jaws" (1975)
"close encounters of the third kind" (1977) (en iyi yönetmen oscar adaylığı)
"1941" (1979)
"raiders of the lost ark" (1981) (en iyi yönetmen oscar adaylığı)
"poltergeist" (1982)
"e.t. the extra-terrestrial" (1982) (en iyi yönetmen oscar adaylığı)
"twilight zone: the movie" (1983)
"ındiana jones and the temple of doom" (1984)
"the color purple" (1985)
"empire of the sun" (1987)
"always" (1989)
"ındiana jones and the last crusade" (1989)
"the visionary" (1990)
"hook " (1990)
"jurassic park" (1993)
"schindler's list" (1993) (en iyi yönetmen oscar ödülü)
"lost world, the" (1997)
"amistad" (1997)
"saving private ryan" (1998) (en iyi yönetmen oscar ödülü)
"the unfinished journey" (1999)
"a.ı. artificial ıntelligence" (2001)
"minority report" (2002)
"catch me ıf you can" (2002)
"the terminal" (2004)
"war of the worlds" (2005)
"munich" (2005) ~ "ındiana jones 4"
"team of rivals"
çin'in pekinde düzenleyeceği olimpiyatların sanat danışmanlığı görevinden çin'in sudan politikası yüzünden bırakan abdli yönetmen. devlet eliyle soykırımın yapıldığı yerlerden darfur, sudanın batısında bulunuyor, sudan demişken geçenler second ladysi ile ankara'ya cumhurbaşkanı abdullah gül'ün daveti üzerine gelen şu iki eşli cumhurbaşkanının devlet başkanı olduğu sudan'dan bahsediyorum. sudan ile ekonomik antlaşmalar yapmak üzere gelen başkanına acaba gül spielberg'in gösterdiği gibi en azından şu kadarcık bir tepki göstermiş midir merak ediyorum darfurda oalnalr hakkında. ne de olsa yürekler acısı bir dram yaşanıyor orada. ölümlerin üzerinden siyaset yapmalar son bulsun diyip sitivin amcayı tebrik ediyorum almış olduğu bu karardan dolayı.
yahudileri anlatan, koruyan kollayan filmler çekmesi normaldir. ayrıca bolca oscar da veriliyor böyle filmlere, adam niye bu konuları seçmesin ki? diyelim, olmaz da, fatih akın türklere yapılan bir zulümle alakalı film çekti ve oscar aldı, sanır mısınız benzer filmler çekilmez? yani, ekmek getiren filmler, konular siz ne kadar ünlü olursanız olun çekici unsurlardır.
filmlerinde devlet yardımı alan, bu yüzden amerika ve israil propagandası yapan, schindler's list, saving private ryan gibi sinematografik açıdan çok iyi filmleri olsa da devletin kıçını yaladığı için asla bir quentin tarantino etmeyecek yönetmen. terminal, war of the worlds gibi fiyasko filmlerinden bahsetmiyorum bile.
gerçek adı tam olarak steven allan spielberg olan amerikalı bir film yönetmenidir kendileri. sinema konusundaki bu inanilmaz yeteneğini ise daha küçük yaşlardayken belli etmiştir. henüz daha gençken kendi yaptığı amatör filmi insanlara izletirken kardeşi de patlamış mısır* satmıştır. bu spielbergin sahip olduğu hem ticari zekayı hem de sinema konusundaki başarısını bize gösterir. zaten dikkat edilirse görülür ki çektiği filmler iki türdür. bunlar ticari başarısı daha çok konuşulmuş filmler*** ve başyapıt sayılan filmler** olarak ikiye ayrılır. çektiği filmleri izlerken hiç sıkılmazsınız ama artık spielberg' den çoğu insanlar gibi bende bir başyapıt beklemiyorum artık. eski tarafsızlığını biraz yitirmiştir kendisi malesef.
adam 14 yaşından beri savaş filmi çekiyor./ (bkz: escape to nowhere)/bunda sürekli savaş anılarını dinlediği, 2.dünya savaşına katılmış babasının etkisi olduğu inkar edilemez kanımca.
''yakından baktığımızda hiçbir savaş onurlu değildir. savaş vahşettir, savaş dehşettir.''
bir düşünmeye kalksak spielberg acaba kimi sinema eleştirmenleri tarafından şişirilen bir balon mu,yoksa yaşayan en iyi yönetmenlerden biri mi?son zamanlarda yaptığı filmlerden dolayı sanırsam ilk grup büyüyor.ama ben söylemeliyim ki,ben ikinci grup taraftarıyım..30 yılı aşkın süreyi kapsayan filmografisi,baya etkileyici filmlerle dolu olan bir yönetmenden söz ediyoruz.ama hollywood da her daim öne cıkan etiketleme bu yönetmenede yapışmış durumdadır.ve bu etiketin adı-soyadı kısmında e.t'yi çeken adam yazıyor.oysa bu isim verilen adam aynı zamanda azınlık raporu,empire of the sun,schindler's list ,er ryan'ı kurtarmak filmlerini çektiğini unutmayalım.spielberg'in amerikan emperyalizminin sinemadaki uzantısı olup olmadıgı tartısısılır ama filmlerinin hepsini asla bir kaba koyamayız.spielberg'ün genelde filmografisine bakarsak genellikle bir aksiyon filminden sonra rahatlama,daha sakin filmlere el atıyor.jurassic park'la büyük hasılatlar yaptıktan sonra hatta sinemada bir akımı değiştirdikten sonra sırf öyküsünü beğendiği için yönettiği amistad filmini çekmiştir.ındiana jones 3 ün ardından da daima filmini çeken bir yönetmendir.spielberg er ryan'ı kurtarmak filmini çekerkende artık kendi istediğim filmleri yapacagım dedi.kariyerinin bu noktasından sonra artık onun filmlerinin altları daha da çok katmanlılardı.bu sözünü de yapay zeka,azınlık raporu,sıkıysa yakala gibi filmleri çekerek bu sözünü ispatlamıştır.terminal biraz istisna gibi duruyor.bunun iki nedeni olsa gerek.spielberg'in dediği gibi 'insanların gülmeye ihtiyac duydugu bir dönemdeyiz.bu yüzden onları güldürecek bir film cekmek istedim.',ya da spielberg soluklanma moduna girmişti.terminal veya dünyalar savaşı gibi filmler spielberg'un buyuk film listesinde topu topu 4-5 filmi olabilir..
kendisine harry potter serisini çekmek için öneri götürülmüş fakat kendisi "çok daha görkemli projelerim var" diyerek bunu reddetmiştir. akabinde artificial intelligence adında "yapay zeka" gibi devasa potansiyele sahip bir bilim kurgu konusunu fazlaca sıçıp sıvıyarak seyirci karşısına çıkmıştır. belki en azından harry potter serisini daha güzel yapabilirdi diye düşünüyorum. ya da yapamaz mıydı acaba? tam emin olamadım bak şimdi.
filmlerinde bolca sergilediği çocuk sevgisinin ,enteresan bir yörüngesi vardır. empire of the sun, jurassic park, extra terrestrial gibi başyapıtlarında çocuk seyirciye fırlamanın önde gideni , sorunlu yaratıklar olarak gösterilir. ama gel gelelim filmde zaman ilerledikçe bunlar birer şekerpare , dünya tatlısı yaratılar olurlar. örneğin jurassi park da alan grant arabasına binmek isteyen çocuklar hakında " onlar kokar, hastalanır , çok konuşurlar" der. ama filmde zaman ilerler , olaylar gelişir ve bu çocuklarla geçirdiği vakitler sonrası ,kendi hayatını ortaya koyacak kadar çocuk sevgisini kazanır.
bu, spielberg sinemasının, toplumun çocuk algısına bir cevabıdır sanırım