genç yaşında hamile kalıp, çocuğunu doğurma kararı aldıktan sonra, kalan hayatını tamamen kızına ve onun mutluluğuna adayan bir annenin hikayesini anlatan film. başrollerinde bette midler, john goodman ve trini alvarado oynamıştır.
özellikle sonu eski türk filmlerine bile taş çıkartıcak cinstendir. bilumum klişelerle dolu olsa bile severek defalarca izlemişimdir.
http://www.imdb.com/...
kendisiyle postane'de harry potter konulu acayip bir tartışma gerçekleştirdiğim dördüncü nesil yazar. ilginç fikirlere sahip, tartışma da bu gidişle referanduma falan dönüşecek gibi.
seinfeldde eleine ve jerry bi davet sebebiyle-tam hatırlamıyorum-jerry nin annesi ve baabsının yanına gidip bikaç gün orada kalıcaklardır.eleine rahatsız kanape ve sıcaklık birleşiminden sırt ağrıları çekmeye başlayınca dayanamaz ve yüklü miktarda kas gevşetici alır.davete gittiklerinde bu kas gevşetici biraz fazla gevşetmiştir onu.tanıştığı stella diye bi kadının arkasından "stellaaaaaaa"diye bağarmıştır.bu okadar meşhur olmuşturki bi sürü tv programında espiri kullanılmıştır.bunun en güzel örneğide gilmore girls te gecenin bi yarısı lorelai ın luke u aşağı çağırırken kızan komşulara inat aynı şekilde "stellaaaa" diye bağırması olmuştur.
oradan oraya savrulmuş, "bişeyler" olamamış, yerinde saymış, kıçına başına bi sıfak ekleyemiş kırkını aşmış heriflerin varlığını sürdürebildiği tek mecrada konu sıkıntısı çekmelerinden dolayı bulaşılmış, kendisi ile babası arasında geçen sıradan bi sürtüşmenin ucu bucağı didiklenmiş, yazı bağlamındaki tükenmişliğin aczi onun anlık hezeyanından çıkarılmış öylesine bi yazar işte.
yaşadığınız hayat nedir ne değildir sikime kadar yolu var, ama insanların mahremiyetine üşüşmeyin lan, biraz utanmanız arlanmanız olsun, hiç mi gençken babanızla-annenizle ettiğiniz şiddetli kavgaların hemen sonrasında "gebermelerini" istemediniz, sonra 5 dakika sonra her şey normale döndü. konu bu değil ama. uzamasın. dedim ya, insanların mahremine sarkmayın, hele bi baba ile kızın arasına girip ik üç sikindirik espri yapma, müritlere yeni bi servis sunma adına küçüldükçe küçülmeyin. günlüğüne yazacağı şeyleri o dağılmışlıkla tüm masumiyetiyle sözlüğe yazmış sevimli tavşanlardan beslenmeye kalkmayın. onlarla mı doyuyorsunuz artık. yaban domuzu-antilop devriniz tükendi dimi? çıkmıyor mu artık? yoksa ilk zamanlar dışında zaten hiç çıkmamış mıydı?
evet, bazen susar kalır insan, hem de öyle çok zor sorularda filan değil he, biri size iki kere ikiyi sorar, ama öyle bi anda ve öyle bi şekilde sorar ki cevap veremezsiniz, öyle kalırsınız. ama siz bilemezsiniz bunu, susabilmeyi yani, o yüzden sizi tokatlamak da gerekmez kendine getirmek için, öyle kızının üzerine titreyen bi baba değil he, sıradan, yani sadece kızı olan bi baba duyarsa, yani üçte biri yaşınızdaki bi kızı tokatlama isteğinizi, ağzınızı yüzünüzü göçertir, yani kusar öfkesini, sonra da "sittirin gidin lan nerelerde, hangi yüce değil de varoşdağda yazıyorsanız yazın, buraya pislik sıçratmayın" diyerek müritlerinize hatim indirtir, ve işte siz de böylece gelirsiniz kendinize.
not: tek başına okunduğunda bi anlamı olmayan bi yazı. okuyabilmek için iki parçaya ihtiyaç vardı varoşdağdan toplanacak. bi tanesi kalmış şimdi. anlamı yarım yani. belki ikincisi de gider silinir yakında. hiç bi anlam aranmamalı işte o zaman. öylece bakıp geçilmeli.
hepaticanın kalbini ısıtan ve ona sahip olan insan.onu anlatacak tek; şey beyaz bir sayfanın üzerindeki, mevsim rüzgarlarının bıraktığı, gülün kokusudur.o kadar saf ve temizdir her şeyiyle.
latince'de yıldız anlamına gelir. ayrıca goethe'nin bir oyunudur. oyun, adını baş kahraman stella'dan almaktadır. 'aşk üçgeni' konulu bir dramdır. sonu, sonradan değiştirilmiş, oyun tragedya haline gelmiştir.
rengimin yeşil olduğunu düşündüğünü söyleyerek beni hayretlere gark etmiş ve tüm girilerimi şöyle bir baştan geçirmemi sağlamış, nerde yeşil betimlemişim ki ben soruları sordurtmuş yazardır. lakin evet rengim yeşildir. yeşil güzeldir.