stüdyo müzisyeni 

adana çık aradan

  1. şu an müzik piyasasında ismi geçen birçok insandan daha fazla müzik bilgisine sahip müzisyenlerdir. tam olarak yaptıkları iş herhangi bir türde yapılacak albümde ihtiyac duyulan enstrumanı hakkıyla çalmaktır. bir çoğu doğru dürüst müzik eğitimi almamış olsada kulaklarına söylenen herhangi bir melodiyi hemen enstrumanları ile icra ederler.

    her gün bir albüm kayıtında iş bulamasalarda günlük ücretleri 50-250 $ arasında değişir bu kişilerin. albümlerde bulunan hayalet sanatçılardır. kimse kendileri hakkında bir şey bilmez, merak etmez ama duyduğumuz bir çok şarkıda belkide en büyük paya sahip insanlardandırlar.
    (punkmanifestosu, 27.10.2005 17:38 ~ 17:39)


  2. (bkz: ismail soyberk)
    (bkz: erdem sökmen)
    (bkz: gürol ağırbaş)
    (bkz: volkan öktem)
    (bkz: müslüm karaduman)

    ve şu an aklıma gelmeyen müziğin mutfağında ki önemli şahsiyetlerin çoğu konservatuar mezunu olup çok feci şekilde nota ve kompozisyon bilgisine sahiptirler,stüdyo müzisyenliği mükemmel ritm duygusuna sahip olmayı gerektirir,dikkatli dinleyiciler kaset veya cd kartonetlerinden bu insanların hangi enstrümanları çaldığını ve kim olduklarını çok iyi bilirler.
    (şimdilikkararveremedim, 31.01.2006 00:45)
  3. (bkz: onu stüdyoda bulduk)
    (gudu bet, 27.04.2007 12:44)
  4. (bkz: erdinç şenyaylar)
    (dirtypain, 27.04.2007 12:46)
  5. kesinlikle o ülkede ya da evrende en çok saygı duyulması gereken müzisyenlerin başında gelmelidirler. neden denilirse, sahne müzisyeni rahattır, yaptığı iş anlıktır. o an çaldığı icra ettiği o an yaşanandır. bir albüm gibi 20 sene sonra da çaldığı dinlenebilir halde değildir. stüdyo müzisyenliğine göre işinin hatrı sayılır tek zor kısmı hata yaptığı zaman onu geri alma yeniden yapma şansı yoktur.
    stüdyo müzisyenliği telaşedir, sıkışıklıktır, zorluktur. elinde gitarla stüdyoya gelen bir müzisyenin önündeki parçalara partisyon yazmaya çok zamanı yoktur. aranjörün verdiklerini yani başkasına bir temeli o an öyle bir hale sokmalıdır ki kendi imzasını taşıdığı gibi bütünlüğün içinde olsun.
    evde az çok kayıt yapan ya da ciddi stüdyo kayıtlarına girmiş olan müzisyenler bilirler. kayıt yaparken tuşedeki hataları zamanlar arası geçişlerdeki rezillikleri bariz görürüz. ulan ben bunu böyle mi çalıyorum deriz. milisaniyelik bir kayma bir kulağa batan birşeydir. canlıda hissedilmeyen şeyler kayıtta batar. işte o yüzden kaliteli stüdyo müzisyenleri kendi enstrümanında bir elin parmaklarını geçmez.
    stüdyo müzisyenlerinin hepsi gerek tatmin olma, gerek piyasada yüzünü gösterme, gerek keyif için sahne müzisyenliği yapmak zorundadır. ayrıca birçok projeyle de uğraşıp kendi müziklerini icra ederler. lakin şöyle bir örnek vereyim 30 yıllık stüdyo müzisyenliği kariyerinde 3000e yakın albüm kaydetmiş bir ismail soyberk nasıl oluyor o kadar işin arasında oradan oraya sezen aksuyla ertesi gün fenomenle sonra başka birisiyle sahne alıyor, şehirden şehre geziyor. ya da daha global bir örnek vermek gerekirse toto denilen ekibin elemanları * * * * * * teker teker diskografileri incelendiğinde bizim, babamızın, sokaktaki bir insanın dinlediği nice britney spearsden michael jacksona jennifer lopezden chere yüzlerce dünyanın önde gelen şarkıcılarının albümlerinde yer almaktadırlar. ve tarihlere bakıldığında her ay en az 6 albümde yer aldıkları görülmekte. bu sırada toto ile dünya turnesinde olup yeni albüm için çalışmalar da yapmaktalar. buradan çıkaracağımız sonuç belki de new yorktaki bir albüm için ispanyada soundcheck sonrası diğer elemanlar şehri gezerken steve lukather yemek yemeden önce partisyonunu kaydedip kayıt yapıp newyorka yolluyor. en basit örneği evinden bile çıkmadan emre altuğun bir parçasına davul kayıtlarını yapıp yollayan dave weckl. buradan da anlayacağımız üzre tam anlamıyla her açıdan donanımlı olmak gerekiyor.
    geldik işin en önemli noktasına yaratıcılık; birçok insan günlük hayatında, iş hayatında kısacası bütün yaşamında 3000 cümleden sonra kendini tekrar etmeye başlıyordur. lakin yüzlerce albüm ortalama 2000 şarkıya belki de yüzbinlerce müzikal cümle yazıp kendini tekrar etmeyen, üretken ve yaratıcı olan kişidir stüdyo müzisyeni. derine inip düşününce kolay birşey değil.

    işte bu yüzden bir ismail soyberk, bir volkan öktem, bir erdem sökmen gibileri çıkmıyor. çıkan ikameleri de her zaman kusur bulunabilecek cinsten bir güvensizlik hissettiriyor. kısacası stüdyo müzisyenleri kolay yetişmiyor.

    o yüzden albümleri alıp sadece dinlemeyelim. o hallere gelene kadar emeği geçen herkese * * * * * hakettiği saygıyı verelim.
    (jellyjam, 19.11.2007 23:10)
  6. mesleklerinin önüne gelen herhangi bir sıfat onları ne yüceltir ne de aşağılar. öncelikle müzisyendirler.

    bu müzisyenlerin konumlarından, yararlandıkları ekipmanlardan ve çalışma koşullarından bahsedelim:

    ülkemizde sayıları sanılandan daha fazla olan bu müzisyenler -ki büyük çoğunluğu aynı zamanda performans müzisyenidir- performans esnasında çaldıklarından çok daha farklı bir sistemle işlerini icra ederler. öncelikle canlı müziğin olmazsa olmazı olan dinleyici kitlesi yoktur, genelde işini yapan profesyoneller izleyicilerdir (dinleyici değil).
    canlı müzikteki ansamble, müzikal coşkuyu veren etmenlerden biri olan geniş zamanda çalma (özgür metronom), müziği anlık paylaşma ve paylaştığın kişiyle yine anlık olan soru cevap birlikteliği stüdyoda bunu katı bir metronom anlayışına, yer yer katı bir partisyon takibine, çoğu zamanda kullanılan teknolojinin*** sağladığı ucuz kahramanlıklara bırakır.

    örnek verecek olursak:

    intro ve a - b bölümlerinden mütevellit dörtlüğe/100 metronomda, takriben 70 mezur süren bir eseri canlandıralım. a ve b bölümlerinin sonuna da capo koyalım. kullanılan enstrumanlar sınırlı olsun. davul, bas, gitar, piyano bir de nefesli koyalım o da flüt olsun.

    şimdi bu 5 enstrumanı stüdyo şartlarında inceleyelim:

    intro:

    aranjör tarafından partileri hazırlanan müzisyenler stüdyoya girer.

    tik tak, tik tak (buna klik deniyor)

    önce davulcu 8 ölçü olarak simule ettiğimiz partisyonunu çalıyor; intronun son ölçüsünde atağını veriyor ve a bölümüne kapıyı açıyor, nam-ı diğer şan teslim.

    bu davul partisi kayıt edilirken muhtemelen kahvaltısını eden bas gitarist atlıyor arabasına soluğu korukent marşandiz stüdyolarında alıyor, takıyor kulaklığı dinliyor davulcuyu ve kayıt diyor, bir tekrar, olmadı bir daha , hadi baştan derken 9. tekrarda o da şan teslimi veriyor ve intronun iskeleti olan iki enstruman işlerini tamamlıyor. sonra gitarist giriyor, aranjörün isteği doğrultusunda yazılı olan akorları basıyor ya da -öküz değil ya- oturuyor kendi yazıyor. flüt melodiyi çalıyor. tamam işte intro bitti.

    ne güzel böldük değil mi? acaba neden? şarkıcı bir dinlesin belki beğenmezse? çünkü aranjör çömez ve kendine güvenmiyor.

    hemen canlı perfomansa dönüyoruz.

    -ya hacı, biz introyu çalalım inelim bi bira içelim, olma mı?
    -ya da moruk, bizim davulcu introyu çalsın, ben basçıyım ya! ben sonra çalayım
    -ya baro, bu introdaki ritmi ben bossanova attım; ııhhh olmadı ben fussion çalacam hadi tekrar.
    -ya abi, ben introyu çaldım da flütün beki gevşemiş, hadi beline kuvvet bir daha.

    evet canlı performansa dönemedik, olsa olsa kanlı performans oldu.

    şimdi sizce hangisi yüce?

    ismail soyberk, volkan öktem, erdinç şenyaylar, erdem sökmen gibi bir çok müzisyen başlarında konum bildiren herhangi bir sıfat olmadan da saygı duyulacak ve yüce insanlardır kanımca. yoksa bu insanların stüdyo koşullarında kaydettiği eserler benim açımdan sadece ''ulan bir kanal eksik kaydedemedin mi? şimdi ben seni canlı dinlediğimde nasıl bu tınıyı vereceksin''den ibarettir.

    dikkat edersen daha introdayız.
    (manha de carnival, 19.11.2007 23:48 ~ 20.11.2007 02:20)
  7. haklarında yorum yapmadan önce, kayıt teknolojisi hakkındaki bir kaç eksikliği dile getirelim. kanal kayıt ilk peydah olduğu zamanlar ya da durun. kayıt olayının introsuna yani direk tek kanala alayının kaydedildiği hücum kayıt dönemlerine gelelim. stüdyo müzisyenleri o dönem de stüdyo müzisyeniydi. ve o zamanlar iş canlı performansta yapılan icranın aynısı ve ansamble olarak bir icraydı. stüdyo müzisyenin farkı nereden mi çıktı?
    ülkemiz önde gelen stüdyo müzisyenlerinden volkan öktemi ele alalım. volkan öktem ankarada o bar senin bu salon benim o sokak amcamınoğlunun şeklinde latin, jazz, allahına kadar rock ve pop alemlerinde boy gösteren iyi bir davulcuyken (o zamanlar sadece iyi bir davulcu tam donanımlı değil) yüzüne gülen bir şans ile sezen aksuyla aynı sahneyi paylaşır. ve bu yeteneğin elinden tutmak ister sezen aksu. akabinde istanbula taşınan volkan öktem abimiz orada fırtına gibi eser ve bu işte en iyi konuma yükselir. akabinde stüdyo müzisyeni olur. diğer müzisyen üstadların da hikayesi üç aşağı beş yukarı aynıdır.
    şimdi bu hikayenin üzerine kaldığımız yerden devam edelim. öncelikle zamanın stüdyo müzisyenlerinin doğuşu hücum kayıttan ibarettir. günümüzdeki kanal kayıt teknolojisinde de şöyle birşey vardır ki her müzisyen üstüste ayrı ayrı zamanlarda kanallara kayıt pek yapmazlar. kanal kaydın mantığı ayrı çalmak değil ayrı kanallara çalmaktır.
    kaldı ki ayrı ayrı çalındı diyelim, o an o davulcu orada olmadan onun fikrini sezmek, vermek istediği atmosferi yakalayıp üzerine çalmak tecrübenin kralını ister.

    sahneye gelecek olursak. en basit örnekle şunları söyleyebilirim.

    varan 1:
    bas gitardan saksafon solosu çalan adam dinlediniz mi? ya da piyano sesi, yağmur sesi çıkaran. ben dinledim. hem de süper olmama rağmen bunu kendim yaptım. çok basit. 1000 avroya elde edilebilir bir midi manyetik ve processör ile.

    varan 2 :
    t.c electronics diye bir marka var. vokal processörü. hafif de bir alet namussuz. bilen bilir. kendisi cubase ya da pro tools isimli yazılımlardan çok daha hilecidir. gözlerimle gördüm içine gerekli armoniyle ilgili bilgiyi yüklüyorsun detonasyonlara gerekli pitchbandleri ekliyor mis gibi detonasyonsuz vokal yaptırıyor. üzerine gamı yazıyorsun üçlüsünü söylüyor. 1500 usd. amatörler bile kolay edinebilir.

    varan 3:
    günümüzde laptoplar ve harici ses kartları çok ucuzladı. zaten bunu sahnede kullananların sayısı arttı ve günümüz modern müziğinde(madem günümüzdeki modern pro toolslu kayıtlardan bahsediyoruz) sahnede yer aldılar. ikisi birden 1500 usd. ve sahnedeki davulcu iyiyse monitörüne oradan loop şeklinde verilir metronom kaçırmaz fazla kanal olan kayıtlar üzerine baskın temalar enstrümanlardan gelerek o müzik yapılır. bu yapılamıyorsa davulcuya metronom öğretilmeli üstüste kayıtlara kaynamamalı. aklıma gelmişken laptop bi yana klavyeler bile wave temaları kaydedip üzerine çalabiliyor. (bursada almira otelde bile betül demirin albümündeki bütün sesler klavyeye kaydedilip davulcuya kulaklıkla verilip çalındı. laptopsuz falan. aynı sound çıktı. hem de bursanın kendi mütevazi müzisyenleriyle. not: ben yoktum orada övünmek amacıyla yazmadım)

    şimdi bunların ekonomik olarak toplamı lisanslı bir pro tools ve pro tools gereçleri kadar falan.

    hadi hiçbiri olmasın, 4 kişi akustik performans sahneye çıkıp o albümün soundunu elde eden müzisyenlere ne demeli?

    şimdi neyi düşüneceğiz?

    bilmemkaç kanala kayıt yapmış 35. de kaydetmiş falan filan şeklinde yorumlar gelen stüdyo müzisyenleri stüdyoda iyi işler yapıyorlar. üzerine bu soundu canlıda gereken teknolojiyi kullanarak albümden iyi bile yapabilirler. en basit örneği albümünü hayranlıkla dinlediğim fenomen i sahnede dinledim. o tecrübesiz gitariste ve o gün idarelik gelen bir üflemeciye rağmen albüm soundunun aynısı.
    laço tayfa canlıda albümdekileri yapamıyor peh diyenlere bir kelime etmiyorum allaha havale. ama dikkat ederseniz o canlıyı yakalayabilenler yine o stüdyo müzisyenleri. demek ki var bu insanlarda bir keramet.

    şimdi ayrı bir örnekle işi bağlayayım. peşinen söylemem gerekir ki yanlış anlaşılmasın, mor ve ötesi benim sevdiğim ve saygı duyduğum, dinlediğim bir gruptur.
    dünya yalan söylüyor isimli albümlerini dinlediğimde bir derdim varın albüm soundu çok beğenmiştim. canlıda dinlediğim zaman daha yeni aldığım 70 lik biramı bile bırakıp kaçtım bardan. neden?
    stüdyo işini iyi bilen prodüktör ve müzisyenlerden destek alarak yapıldı o albüm. ve canlıda onu icra edebilecek teknolojiye bile sahip olmalarına rağmen bunu yapamadılar. fakat işin ehli olanlardan düzgün yapılmışını tekrar tekrar gördük.

    sonuç olarak şöyle birşey denebilir ki, bir müzisyene çok çok iyi demek için stüdyo müzisyeni olmasını beklemek saçma. lakin o toplumun hep en iyileri stüdyo müzisyenleri olmuştur ve layığı da budur. bu müzisyenlerin stüdyoda icra etiğini kullanılan teknolojiye bağlamak yersizdir. günümüzde sahne teknolojileri en az kayıtlar kadar kalitelidir.
    (jellyjam, 20.11.2007 00:26)
  8. yaklaşık üç saat önce yaptığım iş.

    kayıt teknolojilerinin gelişmiş olması öncelikle stüdyoları ve elbetteki müzisyenleri de bağlayan bir durumdur.
    zaten günümüzde yeni denilen bir kavramın birkaç saat sonra eski bile olması, konu teknoloji olduğunda içten bile değildir.

    stüdyo müzisyenliğinin temeline inecek olursak:

    stüdyo müzisyenliği ortaya çıkan ürün babında anlatırsak lego oynamak gibidir. işte genel yanılgı da burada başlar. müzisyen kelimesi önüne aldığı bu sıfatla bir başkalaşma bir sıradışılık yaratmaz, özünde iyi olan bir müzisyen stüdyoda da iyidir sahnede de.
    burada sıfat sahibi müzisyene düşen ödev belirli süre içerisinde çoğu zaman katı bir şekilde belirlenmiş siyah noktacıkları sese dökmektir. ama ammmaaaa ayrı ayrı... olmadı baştan şekliyle.
    bu arada konu hücum kayıt olduğunda ortaya konan eserde ruhlu bir birliktelik söz konusudur, ansamble vardır, orda müzik eşzamanlı olarak paylaşılır. dolayısıyla icracı aynı zamanda dinleyicidir. yani farklı bir durumdur.

    bu aşamada elbette stüdyoda çalan müzisyen saygı duyulacak bir adamdır, ama stüdyoda çalan bir müzisyenin sahnede performans gösteren bir müzisyenle, teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun aynı şartlarda icrada bulunduğunu söylemek saçmalıktır.

    yaklaşık 3 saat önce stüdyodaydım, evde kurulu ses kartı+pc+jack tan kurulu bir ortamda değil. direk kurşun testi ile akustik ölçümleri yapılmış, gerekli izolasyon ve teknik desteğin olduğu bildiğin profesyonel bir stüdyo.
    toplamda üç parçanın gitarları yaklaşık 50 dakikada kaydedildi, teşekkür edildi çıkıldı. ilginç olan nokta şu:

    kayıttan 20 dakika sonra telefonum çaldı.

    arayan bayan kayıtlarına çaldığım dahası yüzünü bile görmeden çaldığım, sesini ilk defa telefonda duyduğum bayandı. nasıl ansamble olacaksak artık. astral seyahatle mi? diyaloğun merabalaşma, teşekkür etme kısımlarını hemen geçip özünü yazıyorum.

    -cennetin önünde adlı parçanın ortasında attığınız soloyu çok beğendim, elinize sağlık, sizden bir ricam var aynı soloyu bir oktav yukardan tekrar çalıp duble kayıt alsak daha hoş olmaz mı?
    +tabi olabilir, yarın şu saatte.
    -ok
    +bye

    akabinde 10 dakika sonra kayıtları alan tonmaister aradı.

    -abi gelmene gerek yok, şarkıcı bir oktav daha üstten birleşsin dedi ben o işi hallettim.
    +nasıl oldu o iş?
    -abi cubase de oktavını alabiliyorsun, ben senin çaldığın partinin oktavını aldım, koyalayıp üstüne yapıştırdım, sen çaktırma yarın geldiğinde senin tekrar çaldığını söylerim, sen de yolunu bulursun. güzel oldu.

    şimdi bu teknolojik ortamda, virtüöz olmayan bir adam olan bana insanlar neden yüce şahsiyet olarak yaklaşsınlar ki? kaldı ki olayı hep enstruman çalanlar olarak irdeledik, şarkı söyleyen biri için konuşmak gerekirse bu gün konuşma sesine dahi katlanamadığınız insanlar bu teknoloji sayesinde kaset yapıyor. onlar stüdyo müzisyeni değil mi?

    varan 1 : bu şekilde sapla samanı karıştırmak gerçekten çok kolay

    ulusoy 2: müzisyen her şartta müzisyendir, onun stüdyoda çalması ustalık derecesiyle doğrudan bağlantılı değildir.

    pamukkale 3: kanal kayıtta kullanılan teknolojik ekipmanların tamamının canlı performansta kullanılabileceğini savunmak yalnıştır, edit, mix, mastering aşamaları düşünldüğünde bu teknolojinin kullanılması ortaya çıkan eseri canlılıktan çıkarır.

    denizli fakülte çamlık minübüs hattı 4 :en başta dediğim gibi hatrı sayılır müzisyenlerin stüdyo performansları onları yüce kılmaz. onlar zaten virtüözlük sınırında gezen veya olayın sonuna gelmiş adamlardır.

    son söz olarak usta müzisyenlerin teknolojiden yararlanmaları -yine belirteyim- onların bulundukları müzikal konumu etkilemez. fakat bu aşamaya gelmemiş veya bu aşamadaki insanların canlı performansını yakalayamayacak müzisyenler bu teknolojinin verdiği nimetlerle aynen mor ve ötesi örneğinde olduğu gibi patır patır dökülmektedirler. onlara neden saygı duyayım ki?
    (manha de carnival, 20.11.2007 01:13 ~ 22.11.2007 00:37)
  9. stüdyoya girip herhangi bir kayıt yapmış bir kişiye değil de, kayıtlarda yeteneği, çabuk idrak ve icra kabiliyeti, yaratıcılığı ve iyi bir müzisyende olması gereken herşeye sahip olan ve önemli prodüksiyonlarda aranan kişilere verilmesinin çok daha uygun olduğu sıfat. zaten halk arasında da bunlara verilir. ve bir albüm kaydı için 1.5 ay sonrasına randevu verebilirler. kulvarında en başarılıların bu mertebeye ulaşabildiğini düşününce genelleme yapmak yanlış olmaz.
    saatlik kirasını ödedikten sonra tesisatçı olan alt komşumla da stüdyoya girebileceğimi düşününce böyle olması daha mantıklı gibi.
    bir de yazmadan duramadım. cubase ile oktavı alınıp yapıştırılabilecek bir ortamda insanlar virtüözite derecesinde çalınmış ve oktavı alınıp duble kayıt yapılması istenen partisyondan dolayı müzisyene virtüöz olarak yorum yapar normaldir..
    (jellyjam, 20.11.2007 03:06 ~ 28.11.2007 21:00)
  10. bazı durumlarda psikolojik savaş veren insanlardır gözlemlediğim kadarıyla.enstruman hakimiyeti ortalama olan biri için bile çok kolay görülebilecek bir partisyonu defalarca denemesine rağmen sürekli aynı yerde hata yaparak kesmek zorunda kalabiliyorlar.bu durumda da psikolog olarak ortamda kaydı yapan teknisyen devreye giriyor.balanslı denilebilecek bir gazlamadan veya eleştirmeden sonra müzisyen konsantrasyonunu sağlıyor ve devam ediyor.

    çok daha ilginçleri de mevcut.benden odayı tütsü ile harmanlayıp ışıkları kapatmamı , soğutmamı , ısıtmamı isteyen insanlar oldu.ama pek bir şikayetim olduğunu söyleyemem.ancak bazıları ününden ve şanından olsa gerek ukalalık da yapmadı değil hani.örneğin bir trompet mikrofonlama sırasında "bak bu sm57 biliyorsun değil mi" gibi bir soru ile karşılaşmıştım."ayakkabı ayağa giyilir biliyorsun değil mi" diye sormak gibi bir şey bu benim için öyle söyleyeyim.

    piyasadaki stüdyo müzisyenlerinin belki de çok ufak bir kısmı ile tanıştım ama genel anlamda bu insanların işlerine ne derece profesyonellikle yaklaştıklarına tanıklık ettim.ancak şöyle bir durum da var ki , teknolojinin getirilerinden haberdar olan kimileri , sanki o kendinden bir şeyler katabileceği performansta daha sıradan hareket ediyor veya yaptığı ufak hatalar için "editlersiniz ya" diyerek işin içinden çıkıyor.belki zaman meselesi belki profesyonelliğin getirisi diye düşünüyorum ama ara sıra kaydettiğim şeyin sanatsal durumuna baktığımda içeride kaydı yapan insandan aslında daha fazlasının alınabileceğini aklıma getiriyorum.ama tabi ki içlerinde bu teknolojik nimetlere inanılmaz boyutlarda karşı çıkıp , azimle yapabileceğinin en iyisini yapmaya kasan insanlar da yok değil.

    bir de insanların kafasında kalan sahne , stüdyo kaydı arasındaki bir kaç temel farklılıktan bahsetmek gerekirse ; bir stüdyo müzisyeni açısından değil genel sound açısından bakacak olursak, mixing ve mastering aşaması çok özenle ve profesyonelce yapılmış bir albümün canlı icrasında kayıttakiyle "aynı" soundu alması bana göre hemen hemen imkansızdır.bunun nedenlerini anlatmaya ne kadar gerek var bilemiyorum ama öncelikle mekan akustiği , aynı anda çalınan enstrumanların her birinin mikrofonlanması ve bu mikrofonlardan her birine de diğer enstrumanların sesinin karışması en temel nedenlerden biri.eğer böyle olmasaydı canlı performans için kullanılan eq , comp , gate gibi temel dinamik efektler mixte olduğu gibi her enstruman için ayrı ayrı ve çok daha ayrıntılı uygulanabilirdi.tabi türkiye'de kimse 500 000 dolarlık bir ssli de canlı performansda da kullanmak istemez sanıyorum.zira bu ve benzer aletlerin preamplerindeki kalite de albüm sounduna direkt etki eden unsurlardan.tabi burada anlatılabilecekler bunlarla sınırlı kalmaz ama tamamen ayrı bir konuda konuşulması gerekir diye düşünüyorum.bu sadece çok ufak bir giriş olarak düşünülebilir.ama tüm bunların yanında elbette ki albüm sounduna "benzer" bir sound ile performans icrası söz konusu olabilir.kaydı ve mixi yapan kişi ne yaptığını ne kadar iyi biliyorsa, bu benzeme durumu da o kadar artacaktır.
    (zaknafein, 20.11.2007 04:01)
  11. erdinç şenyaylar'ın bir söyleşi esnasında kendini bu şekilde nitelediği görülmüştür; "ben stüdyo müzisyeniyim ve türkiye'de çok az stüdyo müzisyeni var.."
    (dirtypain, 20.11.2007 04:11)