yasalara sırtını dayayan ve sunulan sisteme başkaldırmaya cesaret edemeyenler, hayatını kendisinden öncekilerin ve çoğunluğun kabul gördüğü disiplinlere göre şekillendirmekten başka bir şansı olmadığını düşünen zihinlerin hastalığı. zaten bu mevcudiyeti ortadan kaldırmak imkansıza yakındır. bu düşüncemi eleştirebilirsiniz. lakin gözleme ve biraz tarih bilgisine dayalı bir tespit bu. 4. yüzyılda
babilonya sınırları içinde doğmuşsanız
maniheist olmamanız zordur. veya hindular arasında dünyanın her yerinde saçmalığı su götürmezcesine kabul gören
kast sisteminin devamlılığını koruyor olması da anlaşılmalıdır. aynı şekilde duvarlarında apo posterleri olan bir evde büyüseydiniz ondan nefret etmeniz zaman alabilirdi. kendinize sormuşsunuzdur; neden hepimizin kimliğinde doğar doğmaz "müslüman" yazar? 1443'te istanbul'da doğan kostas 10 yıl sonra aynı yerde doğsaydı aynı hayatı mı yaşayacaktı, doğruyu aynı yollardan geçerek mi bulacaktı? sanmam.
sosyolojizmden kurtulmak çetinleştirir hayatı. bu disiplinden kurtulmaya cesaret edemeyenlerin kendi durumlarına has zorluklarla cebelleştiğini söylemek mümkün. bu grup zorlukları kendisi yaratır. sunulanı kabullenmiş bir zihnin sistemin içinde tutunamamasının beceriksizlikten başka bir nedeni olduğunu sanmıyorum. "herkesin kendi doğruları vardır" sözü de bana göre bir kaçış. dünya yuvarlak ve dönerken "doğru"nun zamana ve mekana göre değişmesi anlamsız.
işte her ne kadar sistemin sizin için uygun gördüğü bir okulda okuyor/işte çalışıyor/aşkı yaşıyor/gazeteyi okuyorsanız da sanki "başka şeyler döndüğünü" düşündüğünüz anı sosyolojizme yorabilirsiniz. ebeveynimin devrimci olmasıyla gurur duymuyorum. veya buna üzülmüyorum. gurur duyanı/üzüleni de anlamıyorum. ayrıca sadece annesi babası islam'ı seçmiş diye müslüman olanları da anlamıyorum. (tevafuk benzeri bir kelime kullanıp beni üzmeyin. bu başka bir şey.)
affınıza sığınarak şimdi bir yabacılaştırma efekti koyalım: (kişi edepsiz olunca aklına makul bir örnek gelmiyor)
- bir insan annesine veya eşine tecavüz edildiğini görse ne yapar?
her ülkenin yasaları var. kiminde idam, kiminde ağırlaştırılmış müebbet, kiminde bilmem kaç yıl hapis. ancak o anda kimsenin aklından bunlar geçmez. "anneme tecavüz ediyor! nöbetçi başsavcı nerede! adalete teslim etmeliyim onuuuu!!!" diyerek koşmaya başlamazsınız herhalde. böyle bir durumda ne yapacağımı söyleyeyim: öldürürüm onu. şu an belki daha makul, daha medeni(!) tepkiler vermeyi düşünüyor olabilirim ama o andaki ruh halimin şimdikiyle aynı olmayacağına eminim. dolayısıyla kişilerin bir sisteme ihtiyaçları vardır. bu sistem kişiyi ani psikolojik değişimlerle beraber daha sonra pişman olacağı aktivitelerde bulunmaktan korumalıdır. kontrollü olmanın yolu kişinin sosyolojizmden, historizmden ve biyolojizmden kurtularak, subjektif düşüncelerini harmanlayarak, gerekirse tırnaklarıyla kazıya kazıya bulacağı bir sisteme sahip olmasından geçer. komünizm, liberalim, hedonizm, anarşizm, agnostisizm, islam, hristiyanlık, budizm, brahmanizm.... veya eklektik düşünceden nasiplenip bir kumpir bile yapabilirsiniz.
kavranması kolay diye varolan sistemi sorgulamamak; algılanması kolay olduğu için popülerleşen hande yener/gökhan özen tarzı müziği chopin'in yapıtlarının önüne koymak gibi bir şey olsa gerek.