marx'ın görüşleri ve rusya'daki devrimle uygulama olanağı bulmuş olan sosyalist düzenin bize öğrettikleri, sosyalizmin kişilerin, grupların, siyasi partilerin ya da sınıfların kendi istekleriyle gerçekleştirebilecekleri bir toplumsal düzen olmadığıdır. sosyalizm, tıpkı kölecilik, feodalizm, kapitalizm ve emperyalizm gibi insanlığın kendi doğal gelişimi sonucu ortaya çıkabilecek bir düzendir. aşağıda okuyabileceğiniz gibi, bir toplumsal dönüşümün yaşanması için, insan iradesinden bağımsız doğal bir tarihsel süreç yaşanmalıdır.
tüm dünya sosyalistlerinin rus devriminden dersler çıkarması gerekmektedir. sosyalizm, iktidarı ele geçiren güçlerin "evet arkadaşlar, haydi sosyalizmi gerçekleştiriyoruz!" biçiminde kendi kişisel görüşleri ve öznel bakış açılarıyla ortaya çıkabilecek bir olgu değildir. rusya'da uygulama olanağı bulmuş bu düzenin bugün bize gösterdiği sonuçlar, bu kanıya varmamızda yardımcı olmuştur.
sosyalizm, tıpkı "kölecilikten feodalizme geçiş" gibi, "kapitalizmden sosyalizme geçiş" şeklinde insanlığın gelişiminin doğal bir sonucu olarak gerçekleşecektir. marx'ın aşağıda anlatmak istediği de budur. sosyalizm ağır bir yüktür ve bu yükün altından ancak zengin kapitalist ülkeler kalkabilir. kendi oluşturduğu kuram da batılı kapitalist ülkelere yöneliktir.
aşağıdaki yazının bir nevi özeti gibi oldu ama idare edin. yazıyı okuyunca, konu daha anlaşılır olacaktır.
not: yazı benim değildir. tamamı
metin aydoğan'ın
yeni dünya düzeni kemalizm ve türkiye kitabından alıntıdır. hepsi el emeğiyle word'de yazılmıştır.
*****
1970’lerde, artık komünist toplum biçimine (herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre) geçmeye hazır olduğunu söyleyen
sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği, bu düzeye ulaşmak yerine, 1991 yılında dünyanın şaşkın bakışları arasında, kendiliğinden dağıldı.
polonya,
macaristan,
doğu almanya,
romanya,
bulgaristan,
çekoslovakya ve
yugoslavya’daki sistem değişiklikleri daha önce tamamlanmıştı. ikincil “sosyalist” ülkeler çökerken genel kanı,
sovyetler birliği’nin ayakta kalacağı ve bir süre sonra dağılan müttefiklerini toparlayarak, “duruma hakim olacağı” yönündeydi. ancak onun yıkılışı da diğerleri gibi oldu. 50 yıl dünyanın iki süper gücünden biri olan bu büyük ülke, halkını besleyemeyen, dağınık, moralsiz, üçüncü sınıf bir ülke haline geldi. yaratılmış olan muazzam toplumsal servet, akıl almaz bir biçimde talan edildi.
oysa 2. dünya savaşı’ndan sonra, sosyalizmin
rusya’da iç çelişkiler nedeniyle artık yıkılamayacağı, böyle bir tehlikenin ancak dış saldırılarla ortaya çıkabileceği söyleniyor, bütün dikkat ve önlemler bu yöne çevriliyordu. uzay yarışında açık farkla önde olan, dünyanın en iyi eğitilmiş kadrolarına ve ikinci büyük ekonomik gücüne, sınırsız doğal zenginliklere ve süper bir askeri güce sahip
sovyetler birliği, söylenenlerin aksine herhangi bir askeri dış müdahale olmadan kendiliğinden yıkılıyordu.
bu çöküşün nedeni neydi? kimileri, çöküşe,
stalin’in ölümünden sonra yönetime gelen “revizyonist” ya da “sosyal emperyalist” yönetimlerin neden olduğunu söylediler. kimileri dağılma nedenini, “stalin despotizmine” bağladı. tüketim malları üretimindeki yetersizlik, kültür devrimi eksikliği, emperyalist propaganda, ahlaksal çöküş, diğer nedenlerdi. gerçek olan neydi? belki bunların hepsi, ya da hiçbirisi. gelinen nokta belki de, olması gereken doğal bir sonuçtu. kimileri eşitlikçiliğin, gerçekleşmesi mümkün olmayan binlerce yıllık “tatlı bir masal” olduğunu, kendinden emin tavırlarla, daha yüksek sesle söylemeye başladılar. kimileri imana dönüştürdükleri inançlarını yitirerek, azgın eşitlik karşıtları haline geldiler. kimileri de, bu tür konuların kafa yormaya değmez, demode olmuş, insanlığın gelişimine engel çarpık düşünceler olduğunu söylemeye başladılar. konuyla ilgilenen küçük bir kesim ise “her şeye karşın” “inadına”, imanlarına devam ettiler. bütün bunlara karşın insanlığı dolaysız ilgilendiren geniş boyutlu bu sorun, gerçek nedenleriyle ele alınıp, güncel politik mücadeleye yönelik sonuçlar çıkarmak amacıyla ele alınmadı.
lenin’in,
ekim devrimi’nin 71’inci günü coşkulu bir sevinçle oynadığı söylenir.
lenin’i oynatan folklorik merakı değildi elbette. 70 gün süren ilk
sosyalist iktidar deneyimi olan
1871 paris komünü’nün yaşam sürecini, bir gün aştığı ve insanlığa daha uzun süreli bir
sosyalist deneyim sunduğu için sevinmektedir. olaya bu gözle bakarak 1991’de, iktidar rekorunu 74 yıla çıkarmanın sevincini yaşamak da mümkün elbette. ancak böylesi dar ve sığ, mekanik bir mesajı içermeyen bu öykü, sınıflı bir toplumdan sınıfsız bir topluma geçmek için, konuyla ilgili yaşanmış tüm deneylerin birbirine aktarılmasını gerekli kılan, zor ve uzun bir tarihsel süreci kapsamaktadır. böylesi bir toplumsal dönüşüm için aylar, yıllar ve on yılların çok küçük zaman dilimleri olduğu açık bir gerçektir.
kapitalizm ve
burjuva yönetimleri beş yüz yılda oluştu.
feodalizmin bin yıllık bir tarihi var. köleci dönem daha uzun.
rus sosyalistleri, bilimsel sosyalizmin kuramcısı
karl marx’ın öngörüleri yönünde bir düzen kurmaya çalıştılar. ancak kurmaya çalıştıkları düzen yıkıldı. sonuçtan hareket ederek şu yargıya varmak mümkün; ya
marxist teori uygulanabilir değildir, ya da rusya’daki uygulama
marxizme uymamaktadır. kötü, yetersiz, zorunlu… tüm öznel eksiklikleri de içine katarak yapılacak bu kaba ayırım, yüzeysel bir biçimde de olsa, nesnelliğin süzgecinden geçirilerek incelenmeli ve buna göre karar verilmelidir.
marx’ın, toplum biçimlerinin gelişim ve dönüşüm yasalarını incelerken; “benim toplumdaki ekonomik gelişimi tarih içinde doğal bir süreç olarak kavrayan anlayışım”[1] diyerek belirttiği bakış açısı, bilimi ve nesnelliği gerekli kılar. o; “toplumsal gelişmeyi, yalnızca insanların irade, bilinç, fikir ve niyetlerinden bağımsız olmakla kalmayan, aksine onların irade bilinç ve düşünceleri etkileyip belirleyen, ekonomik yasaların yönettiği doğal tarihsel süreç olarak” görür.[2]
kuramcı olarak
marx, kendisinden önceki araştırmacılardan farklı olarak, toplumsal gelişimin açıklamasını, bütün pozitif bilimlerden üst düzeyde yararlanıp, bilim haline getirdiği kapsamlı öğretisiyle yapmıştır. alman felsefesi, ingiliz ekonomi politiği ve fransız sosyalizminden oluşan bu öğretinin, sosyal gelişim ve değişim ile ilgili temel önermesi ise; herhangi bir toplumsal dönüşümün gerçekleşmesi için, doğal tarihsel bir sürecin yaşanmış olması gerektiğidir. insan iradesinden bağımsız olarak gelişecek bu süreç yaşanmadan, herhangi bir sosyal değişimin olamayacağını çok açık bir biçimde belirtmiştir. ütopik
sosyalistler ve
anarşistlerle, giriştiği ideolojik mücadele bu temel önerme üzerinde yükselmiştir. marx “
kapital”in almanca ikinci baskısına yazdığı önsözde, koufman’dan aktararak açıkladığı görüşlerinde;
“her tarih döneminin kendine özgü yasaları vardır. bir toplum belli bir gelişme dönemi yaşar ve geride bırakır. belli bir aşamadan bir diğerine geçer geçmez de, bir takım başka yasalarla yönetilmeye başlar. kısaca ekonomik hayat önümüze biyolojinin diğer dallarındaki gelişme tarihine benzer bir olay çıkarır…” biçimindeki sözleri anlayışının en özlü ifadesidir.[3]
aynı eserde;
“toplumsal ilişkiler ve koşullar belli ve kesin bir sıra izlemek zorundadırlar. bu zorunluluğu bilimsel bir incelemeyle göstermek için, elverdiği oranda tarafsız ve kusursuz bir çaba harcayarak, hareket ve dayanak noktası olabilecek olayları saptamak gerekir. bunun için mevcut düzenin, insanlar buna inansınlar inanmasınlar, bunun farkında olsunlar olmasından, nesnel olarak dönüşmek zorunda olduğu bir diğer düzenin kaçınılmazlığını gösterir.” der. [4]
"louis bonaparte’ın on sekizinci brumaire’ı” adlı kitabında ise şunları söyler:
“insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar. ama bunu sırf kendi keyiflerine göre yapmazlar. kendileri tarafından seçilen durumlarda değil de, tamamen geçmişten gelen, geçmişin belirlediği koşullar altında yaparlar bunu…”[5]
marx’ın sosyal olaylara bakışı budur. bu bakışa göre
sosyalizm, isteme bağlı olarak kurulan ya da kurulamayan bir öznel tercih sorunu değil fakat, ekonomik, kültürel ve siyasal gelişmeye bağlı nesnel bir olgudur. maddi alt yapısı oluşmuş ise ancak gerçekleştirilebilecek bir toplumsal düzendir.
marx, inceleme ve çözümlemelerini gelişmiş kapitalist ülkeler için yapmıştır.
marx’a göre bu ülkelerde
üretim toplumsallaşırken, üretim araçları üzerindeki
mülkiyet özelliğini korumaktadır. uzlaşmaz nitelikteki bu çelişkinin olgunlaşması, üretimin toplumsal niteliğine uygun olan toplumsal mülkiyeti getirecek, bu da
sosyalist toplumun başlangıcı olacaktır. zorunlu uygunluk yasası adını verdiği bu belirlemenin
sosyalizm için, yüksek düzeyde gelişmiş
kapitalizmi öngördüğünü açıklamıştır. bunun dışındaki öznel eğilimlerle hep mücadele etmiş, bilim dışı önermeleri,
ütopik sosyalizm,
feodal sosyalizm ya da
küçük burjuva sosyalizmi diyerek alaya almıştır.
ekonomik ve sosyal çözümlemelerinin batılı ülkeler için olduğunu sıkça belirtmiş, toplumlara ve ülkelere yönelik olarak, çok bilmiş kahin tavrıyla, “geleceğin aşçı dükkânları için tarifnameler” düzenlememiştir.[6] diğer ülkeleri özgül toplumsal özelliklerine göre incelemiş ve bunları, kuramın evrensel gözlüğüyle inceleme altına almıştır. bunu da en çok rusya için yapmıştır. uzun yıllar “… bütün
avrupa gericiliğinin son büyük yedek gücü”[7] olarak gördüğü
rusya’yı kendi özel koşullarıyla incelemek ve yanlış anlaşılmalara meydan vermemek amacıyla, ilerlemiş yaşına karşın rusça öğrenmiştir. kuramının, “bir
tarım ülkesi olan rusya’ya doğrudan doğruya uygulanmasının yanlışlıklardan başka sonuç vermeyeceğini” ısrarla tekrarlamış ve rusya hakkındaki düşüncelerini uzun araştırmalardan sonra yazdığı iki mektupta toplamıştır.[8] hatta yaşamının son dönemlerinde
türk toplumunun kendisine son derece ilginç gelen toprak ilişkilerini incelemek için
türkçe de öğrenmiş ve “
türk köylüsünün yakın doğuda, devrimci-demokratik bir rol oynayacağını” belirtmiştir.[9]
rusya’da yükselmeye başlayan
devrimci siyasal mücadelenin toprak sorunun çözecek bir demokratik devrimle sonuçlanabileceğini belirten
marx, rusya için dolaysız bir
sosyalist devrimi öngörmemiştir. rusya topraklarının önemli bir bölümünün, tarihsel bir gelenek olarak köylülerin
ortak mülkiyetinde bulunmasının
kollektivist uygulamalar için bir olanak yaratıp yaratmadığını araştırmış ve rus demokratik devrimiyle, batı’nın sosyalist devrimleri arasında teorik ilişkiler kurmuştur. 21 ocak 1882’de
engels ile birlikte kaleme aldığı ve “
manifesto”nun 1890 almanca baskısında yayınlanan önsözde şunları yazmaktadır;
“rusya’da hızla gelişen
kapitalist vurgunculuk ve daha yeni gelişmeye başlayan
burjuva toprak mülkiyetinin karşısında, toprakların yarıdan fazlasının köylülerin ortak mülkiyetinde olduğunu görüyoruz. şimdi soru şudur: bir hayli beli kırılmış olmakla birlikte yine de çok eski zamanların ortak toprak mülkiyetinin bir biçimi olan rus
obchina’sından (köy topluluğu) doğruca ileri
komünist ortak mülkiyetine geçebilir mi? yoksa o da önce batı’nın tarihi evrimi olan çözülme sürecinden mi geçmelidir? bugün bu soruya verilecek tek yanıt şudur: eğer rus devrimi [caps] batı’da proleter devrimini başlatmak için işaret olur da, bu iki devrim birbirini tamamlarsa [caps/] bugünkü rus ortak mülkiyeti komünist bir gelişim için hareket noktası yerine geçebilir. [10]
marx’ın görüşleri, rusya’da kabul görmüş ve rus
marxistleri uzun yıllar, sosyal demokrat parti adıyla örgütlenmişler, demokratik devrim programıyla mücadele etmişlerdir. 1917 yılında kendiliğinden ortaya çıkan sosyal patlama, iyi örgütlenmiş, halkın taleplerine uygun taktikler uygulayan bu partiyi beklenmedik bir biçimde iktidara gelme olanağıyla karşı karşıya getirmiştir. bu olanağın kaçırılmasının ihanet olacağına inan
lenin, gerekçelerini “nisan tezleri” adlı yazılarıyla açıklayarak,
sosyalist devrim aşamasında olduklarını ve “bütün iktidar’ın
sovyetler’e” devredilmesini istemiş ve bunu kabul ettirmiştir.
sosyal devrimin bütün sorunları, günün özel toplumsal koşulları nedeniyle ortaya çıkan, iktidar olanağını değerlendirme indirgenmiş ve tek başına iktidara gelinmiştir. bunu yaparken, rus devrimiyle ilgili
marx’ın ideolojik belirlemeleri, devrimin ilk günlerinde savunulmaya devam edilmiş ve batı’da gelişecek bir sosyalist devrim beklenmiştir.
lenin, 28 eylül 1917 tarihinde kaleme aldığı “
bolşevikler iktidarı almalı mıdırlar?” başlıklı mektubunda; “iki başkentin (
petersburg ve
moskova) işçi ve asker vekilleri sovyetinde çoğunluğu sağlayan bolşevikler iktidarı ele alabilirler ve almalıdırlar.[11] demiş ve bu önerisinin önceki marxist önermelere göre ideolojik konum ve şansının ne olacağını ise, bir gün sonra 29 eylül 1917’de yazdığı “rus devrimi ve iç savaş” başlıklı yazıda açıklamıştır. “rus proletaryası, bir kere iktidarı ele geçirdikten sonra, bütün iktidarı muhafaza etmek ve (sovyet) rusya’yı, devrimin batı’daki zaferine kadar götürmek şanslarına sahiptir. [12]
görüldüğü gibi
ekim devrimiyle iktidarı ele geçiren bolşevikler bunu yaparken, batı’da bir sosyalist devrimin gerçekleşeceğine ciddi olarak inanmışlardır. ele geçirdikleri iktidarı, batı’daki devrimin gerçekleşmesine dek ayakta tutabileceklerini söylemişler ve o aşamada, sosyalizmi rusya’da tek başlarına kurma iddiasında bulunmamışlardır.
lenin, kendisini, demokratik devrim tamamlanmadan aceleci tavırla sosyalist devrime geçmeye çalışmakla suçlayan kamanev’e verdiği yanıtta; “bu yanlıştır. devrimimizin derhal sosyalist devrime dönüşmesine “bel bağlamak” şöyle dursun, böyle bir tutumdan kesin olarak kaçındım; 8.tezde kesin olarak şunu açıkladım: önümüzdeki ilk görev, sosyalizmin getirilmesi değil (dir)…)[13]
ancak batı’dan,
italya ve
macaristan’daki iki cılız ayaklanma,
almanya’da da
spartakistlerin yenilgisinden başka bir haber gelmemiştir. ele geçirilmiş olan iktidar bırakılamayacağına göre, “tek ülkede sosyalizmin inşasının” olabilirliğine kuramsal dayanaklar bulunmuş ve “rusya’da sosyalizmin” kurulmasına girişilmiştir.
1917 rusya’sında olup bitenlere, 82 yıllık deneyimin, çıplak gözle görünen somut sonuçlarına dayanarak bakıldığında,
marx’ın rusya’yla ilgili kuramsal belirlemelerinin geçerli olduğunu görmek ve söylemek için, bugün çok şey bilmeye ve zahmetli zahmetli araştırmalar yapmaya pek gerek yok. rusya’da bolşeviklerin içine düştükleri hata, iktidarı tek başlarına almaları değildi. onların yanılgıları, önceden belirlenmesi ve son ana dek kendilerince de kabul edilmesine karşın,
kapitalist-
emperyalizmin dünyayı ele geçirdiği bir dönemde, geri bir köylü ülkesinde sosyalizmi kurmaya girişmeleriydi. iktidarın verdiği siyasi gücü, sosyal gerçekliğin ve
marxist kuramın önüne geçirerek, öznelliğin yanıltıcı yoluna girmeleriydi. bu gün bunlar kolay söylenebiliyor. herkesin önünde elle tutulur, gözle görülür 80 yıllık bir deney var.
rus devriminin insanlığın gelişimine yaptığı en önemli katkı, belki de bu zengin sosyal-tarihsel deneyimdir. bu deneyi yaşamadan ve kendisi deney olan sovyetler birliği’nin, kuramsal belirlemeleri tam olarak uygulayamamış olmasını normal karşılamak gerekiyor. bilimsel niteliği ne denli yüksek görünürse görünsün, izleyicilerinin görüşlerine ne denli uygun olursa olsun, pratiğe geçmemiş bir kuramı, kuşkuculukla karşılamanın, başlı başına bilimsel bir davranış olduğu da unutulmamalıdır. bu nedenle, rus devrim önderliğinin, sosyalizmi kurmaya yönelecek bir iktidarı yaşatmak için, önce batı’dan devrim beklemesini, sonra “başının çaresine bakmasını” ve bu arada iktidarının süresi konusunda ikirciliğe düşmesini anlamak gerekiyor. devrimin 71. gününde
lenin’in yaşadığı coşku ve sevinci aslında, rus sosyalistlerinin geleceklerinden duyduğu kuşkuyu ve içinde bulundukları ikircilikli duygularını gösteren örnek olarak almak istiyor.
rusya’da devrimden sonra gerçekleştirilen işler dev boyutludur. 22 milyon kilometrelik, onlarca ulus, yüzlerce etnik yapıdan oluşan bu büyük ülke, çok kısa sürede bir
sanayi toplumu haline gelmiştir. ancak, kapsamlı toplumsal ilerlemeye karşın kurulan düzen, dışardan hiçbir silahlı müdahale olmadan kendiliğinden yıkılmıştır. bu sonuç nasıl açıklanabilir?
sovyetler birliği’nde gelişme sağlayan uygulamaların tümü, demokratik devrim programıyla ilgili olanlardır.
marx’ın “zorunlu uygunluk yasası”na dayanılarak yapıldığı söylenen sosyalizmi kurmaya yönelik
kollektivist uygulamalar, bütün öznel zorlama ve hükümet desteklerine karşın başarılı olamamış ve bunlar rusya’daki toplumsal gelişmenin araçları değil, engelleri haline gelmiştir. bu anlamıyla sovyetler birliği’nde, doğal gelişim düzeyine uygun düşen bir sosyalist uygulama yapılamamıştır. bu nedenle sovyetler birliği’nde, “sosyalizmin çöküşü” gerçekte kurulmamış olan, rusya’da o aşamada kurulması da mümkün olmayan “sosyalizmin” çöküşü olmuştur. söz konusu çöküş nesnel nedenlere dayalı bir çöküştür. bugün gelinen nokta, tarihsel, sosyal ve ekonomik koşulların zorunlu bir sonucudur.
stalin 2. dünya savaşı’ndan sonra yazdığı yazılarda, küçük
meta üretimi, şehirle kır arasındaki karşıtlık, kafa ve kol emeği arasındaki farklılıklar gibi,
sosyalist kuramın, sosyalizmin kurulmasında kilometre taşları olarak gördüğü çelişkilerin aşıldığını açıklamıştır. 1 şubat 1952’de yazdığı “sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği’nde sosyalizmin ekonomik sorunları” adlı makalesinde bu konularda şöyle söylemektedir;
“bizim
meta üretimimiz gelişi güzel bir
meta üretimi değildir, kapitalisti bulunmayan, temelde devlet, kolhoz, kooperatifler gibi ortak sosyalist üreticilerin malı olan işletmelerin üretimidir… kuşkusuz hiçbir şekilde
kapitalist bir üretime dönüşmeyecek olan ve kendi “para ekonomisi” ile birlikte sosyalist üretimin gelişmesine ve pekişmesine yardımcı olmak için kurulan bir
meta üretimidir.”[14]
günümüzdeki gelişmeler, sovyetler birliği’ndeki meta üretiminin “hiçbir şekilde kapitalist bir üretime dönüşmeyeceği” savını çürütmüş durumda. aynı yazıda
stalin şehir ile köy, kafa ile kol emeği arasındaki çelişkiler üzerine şunları söylüyor;
“eski zamanlardaki kuşkudan ve ister istemez köyün şehre karşı olan kininden bir iz kalmamış bulunması şaşılacak bir şey değildir. şehir ile köy arasında, sanayi ile tarım arasındaki zıtlık şimdiki sosyalist rejimimiz tarafından, tasfiye edilmiştir… kafa ile kol emeği arasındaki çıkar zıtlığı da sosyalist rejimimizde yok olmuştur. şimdi kol emekçileri ve yönetim personeli düşman değildirler, fakat üretimin gelişmesiyle ve iyileşmesiyle şiddetle ilgilenen, arkadaşlar ve dostlar olarak, tek bir üretici topluluğun üyesidirler. eski zıtlıklardan iz kalmamıştır.[15] “üretimin gelişmesiyle şiddetle ilgilenen” bu dostlardan yönetici konumundaki “emekçiler” bugün, devleti yağmalayıp ceplerine indirdikleri büyük servetlerle olağanüstü bir zenginlik içinde yaşarlarken, kol emekçileri acı veren bir sefalet içindedirler.
stalin’in sözleri yalnızca söz olarak kalmıştır.
sosyalizme ulaşmak, çok yönlü toplumsal gelişmeyi gerekli kılıyor. sosyal gelişimin durdurulması mümkün olmadığına göre; insanlar arasındaki eşitsizliği kaldırarak, gerçek özgürlüğü ve sonsuz barışı sağlayacak olan ileri bir toplumsal düzene doğru gidilecektir. bu düzeni gerçekleştirecek olan siyasi eylem, toplumsal yapının doğal gelişimiyle uyumlu olmak zorundadır. sağlanacak uyum oranında, insanlar arasındaki gerilimler azalacak ve ilerlemeye yönelik sosyal dönüşümler daha sancısız gerçekleşecektir. devrimci mücadelenin başarısı, kendisine yaşam veren sosyal gerçeklikle sağlayacağı bütünleşmeye bağlıdır. toplumla yabancılaşan bir siyasetin, söylemleri ne denli gösterişli olursa olsun başarılı olması mümkün değildir.
sosyalizmi kurmanın ağır yüküne, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimini üst düzeye çıkarmış
zengin ülkeler ancak dayanabilir. o da en az birkaçı birlikte olarak. “herkesten yeteneğine göre” alırken “herkese ihtiyacına göre” dağıtmanın, büyük zenginlikler yaratacak bir
üretim bolluğunun sağlanmasıyla mümkün olabileceği açıktır. yaratılan ekonomik zenginliğin yüksek nitelikli toplumsal kültüre ve ileri bir demokrasiye ulaşmış olması da, ayrıca gerekmektedir. bunlar sosyalizmin kurulması için gerekli olan
nesnel koşullardır. bu koşullar yerine gelmeden,
kişi,
grup,
parti ve hatta
sınıflar, ne denli özlem ve çaba içinde olurlarsa olsunlar sosyalist toplumu [caps]”
kuramazlar”[caps/] 1917 devrimi’nin, rusya’yı yarı-sömürge ve yarı-feodal (kimi yörelerde feodalizm öncesi-göçebe) bir konumdan, bir sanayi toplumu haline getirmiş olmasına karşın, sosyalizme ulaştıramamış olmasının nedenlerini burada aramak gerekiyor. adına sosyalist devrim dense de, rus devriminin kapsam ve içerik olarak “demokratik devrim” niteliğini aşamadığı, bugün daha net olarak görülebilmektedir.
kaynak: “
yeni dünya düzeni kemalizm ve türkiye, 20. yüzyılın sorgulanması” ,
metin aydoğan, kum saati yayınları, 3. baskı, 1. cilt, sf. 222-232
[1] “kapital” karl marx, 1.cilt, 1.kitap, sol yay. sf.14
[2] “louıs bonaparte’ın onsekizinci buramaıre’i” karl marx, köz yayınları, 1975 sf.13
[3] “kapital” karl marx, 1.cilt, 1.kitap, odak yay. sf.48
[4] a.g.e. sf.47
[5] “louıs bonaparte’ın onsekizinci buramaıre’i” karl marx, köz yayınları, 1975 sf.13
[6] “kapital” karl marx, 1.cilt, 1.kitap, odak yay. sf.45
[7] “manifesto” karl marx – friedrich engels, öncü kitabevi, yay. sf.10
[8] “türkiye üzerine” karl marx, gerçek yay. sf. 10-11
[9] a.g.e sf.11
[10] “manifesto” karl marx – friedrich engels, öncü kitabevi, sf.24
[11] “nisan tezleri ve ekim devrimi” v.i. lenin, sol yayınları, sf.153
[12] a.g.e. sf.187
[13] a.g.e. sf.31
[14] “son yazılar 1950-1953” j.stalin, sol yayınları, sf.108
[15] a.g.e. sf. 117-118