görseller
sosyal güvenlik reformu 
  
belki ilginizi çeker
  1. · akp hükümetinin en büyük icraatı
  2. · sosyal güvenlik kurumu
  3. · türban onayıyla sınır ötesi operasyon zamanlaması
gündem
  1. · 21 kasım 2009 beşiktaş fenerbahçe maçı
  2. · 28 kasım 2009 fenerbahçe kasımpaşa maçı
  3. · gece yarısını geçtiği halde sözlükte dolaşan kız
  4. · çok istenip de olunamayan meslekler
  5. · itü sözlük yazarlarının aslında içmek istedikleri
  6. · uludağ sözlük
  7. · zongul ducks
  8. · sen vermedin ben vermedim kim verdi lan akp ye oy
  9. · sözlükteki karşıyakalılar

sosyal güvenlik reformu  

  1. ne olduğunu bilmediğim ancak çıkarılamamasının imf'nin türkiye ile görüşmeleri kesmesine ve 2.gözden geçirmeyi askıya almasına yol açtığını bildiğim; ayrıca 800milyon dolarlık kredinin de gelişini rafa kaldıran, çıkamayan şey. reform niteliği taşıyıp taşımadığını merak etmekteyim...
    (neverland, 09.07.2005 02:42 ~ 02:43)
  2. ssk'ların tamamen tasfiye edilmesinin adıdır bu reform. iyi bir şey olsa imf bu kadar istemez zaten. zaten işçi haklarını gaspeden kanuna yeni iş yasası, işsizlere başınızın çaresine bakın diyen kanuna işsizlik sigortası falan demişlerdi. bu da öyle bir şey.
    (gelecegim, 09.07.2005 10:08)
  3. içeriği nedeniyle, "reform" kelimesi üzerinde düşünmeye iten "reform" paketidir. bu tür bir düşünme eylemi için, ahmet insel'in şu yazısını örnek vermek mümkündür.

    http://www.gazetem.net/...
    (neredesin soğuk kış, 05.04.2007 00:41)
  4. çok yapılı bir sistemden tek yapılı bir sisteme geçişin adıdır. şöyle ki, mevcut sosyal güvenlik kurumlarını tamamen ortadan kaldırıp, tek bir sosyal güvenlik kurumuna ( sosyal güvenlik kurumu başkanlığı) dönüştürmeyi hedefler.

    aslında dünyada uygulanan sosyal güvenlik modellerini araştırdığımızda, 2 modelin öne çıktığını görürüz;

    1.ulusal model
    2.mesleki faaliyet ölçütüne dayanan sosyal sigorta modeli.

    işte bizde uygulanmaya çalışılan model, bunlardan ilkidir. bu modele göre, ulusal düzeyde tek bir sosyal güvenlik kurumu vardır ve tek bir bakanlığa bağlıdır. sistemi devlet finanse eder ve nüfusun tamamını kapsar, kapsam dahilinde olanlara maktu bir sosyal güvenlik yardımı yapar. bu modeli ingiltere, yeni zelenda gibi ülkeler uygulamış ancak başarıya ulaşamayınca terk etmişlerdir.

    halbuki dünyada çoğunlukla uygulanan model , sosyal sigorta modelidir. bu model,istisnasız olarak tüm halkı içine almaz, kişileri bağımlı ya da bağımsız çalışma statülerine bağlı olarak kapsam içerisine alır. sisitemi finanse eden ise, devlet değil,kazanç esasına dayalı olan sigorta primleridir. ilk modelin aksine, kişiler mesleki faaliyetlerinin özelliklerine göre farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi olmaları, kazançlarına göre prim ödemeleri sebebiyle farklı yasal düzenlemelere tabi tutulurlar. ab'ye üye ülkelerin büyük bölümü bu modeli uygulamaktadır. şu an uygulanan sosyal güvenlik sistemimiz de bu modelle paralellik gösterir. bu sebeple, yeni sosyal güvenlik reformu ile uygulanacak sosyal model, siistemimizi avrupa sosyal modeli'nden uzaklaştıracaktır. uygulanmaıs düşünülen model amerikan sosyal modeli'ne daha yakındır.

    reformun en önemli gerekçesi, sosyal güvenlik kurumlarının bütçe açıklarının arttığı ve bu kuruluşlara ulusal bütçeden yapılan kaynak transferinin önleneceği ve bu sayede bütçe açığının azaltılarak, faiz dışı bütçe fazlası hedefine ulaşılacağıdır. ancak yeni sistem, sigorta kapsamını genişletirken, finansman yükünü de arttırır. bu da, yukarıda bahsettiğim reform gerekçesi ile çelişmektedir. sistemin finansmanını elbette sadece sosyal primlerle karşılamaya imkan yoktur, devlet de genel bütçeden katkı yapması kaçınılmazdır. ancak, bu katkı bir çok avrupa ülkesinde %30larda iken, bu reform ile bütçeden kaynak transferi azaltılmaya çalışılmaktadır.

    reformun model aldıgı sistemi uygulayan ülkelerde (polonya, macaristan ve kısmen çek cumhuriyeti) sigorta primlerinde büyük bir artışın yaşandığı, emeklilik yaşının yükseldiği, primlerin bir bölümü özel emeklilik programlarına yönlendirildiği için kamunun finansman dengesinin bozulduğu, yoksulluk sınırının altında emelilik aylığı ödendiği için emeklilerin yaşam koşullarının kötüleştiği görülmüştür.
    (kabuklu badem, 08.12.2007 12:14 ~ 13:40)
  5. bu reform 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile yapılacaktır. ancak anayasa mahkemesi bu yasanın bazı hükümlerini iptal etmiştir. ve iptal kararının gerekçesinde, anayasa mahkemesi bildiğimiz tutumunun dışına çıkmış ve farklı bir dayanak noktası edinmiştir. buna göre; mahkeme iptal davasında ileri sürülen gerekçelerle bağlı değildir, anayasa'ya aykırılıktan başka dayanak noktası da bulabilir. iptal edilen maddelerde kimi zaman bu hususa atıfta bulunmuş, kimi zamanda eşitlik ilkesine dayanmıştır.

    iptal kararı ile ortaya çıkan en önemli durumlardan biri de, kamu görevlileri genel sağlık sigortası kapsamından çıkarılmasıdır.karşı oy yazısında kamu görevlilerinin genel sağlık durumları, farklı yasal düzenlemelerin içerisinde yer almalıdır.

    5510 sayılı yasanın en çok tartışılan hükümlerinden biri de, emekliliğe hak kazanabilmek için kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaşını doldurmuş olma ve en az 9000 gün prim ödeme şartını getiren hükümdü. bu hüküm ile, prim ödeme günü işçiler açısından 7000'den 9000'e çıkarılmıştır. bu, ülkemiz koşullarında ulaşılması imkansız bir sayıdır. zaten sezer'in yasayı meclise geri gönderme gerekçelerinden biri de bu hükümdür. ancak anayasa mahkemesi bu hükmü iptal etmemiştir.
    (kabuklu badem, 08.12.2007 12:39 ~ 12:40)
  6. (aglaures, 25.02.2008 17:36)
  7. hükümetin çalışanlara yeni kazığıdır.
    hükümet işçisine demektedir ki;
    -emekli olma, direkt öl çünkü maaş vermiycez.
    -işten seni atsalarda para alma, zaten az maaşa çalışıyorsun buna razısın sen adam seni istediği gibi kullanırken ses çıkarmıyorsunda seni işten çıkarınca mı batıyor sana? işveren yeni bmw'lere nasıl binecek sonra???
    -hastalanma hastalanırsan da biz sağlığı yavaş yavaş özelleştireceğiz cebinden ver sen paranı.
    işverenden alamadığı vergiyi işçisinden %40 alan hükümet, yine işçiye yükleniyor. kimselerin de sesi çıkmıyor... yeter artık demiyor. benden ssk primi, vergi vs alıyorsan hakkımı korumak zorundasın demiyor. iş saatim çok demiyor. fazla mesai vermiyorlar demiyor.
    hepimiz işçiyiz ama işveren gibi davranıyoruz!
    (trinity, 04.03.2008 19:59 ~ 20:09)
  8. mezarda emeklilik diye söylenegelen yasa.14 martta bu saçmasapan yasanın reddi için alanlardayız.herkes..evet herkes çünkü herkes emekli olacak, daha doğrusu olacaktı..iş yavaşlatılacak o gün, sendikalar ortak eylem kararı almışlardır, umarım büyük bir yanlıştan dönülür de yasa çıkmaz..aksi felakettir ülkem için..
    (zeushera, 12.03.2008 16:02)
  9. sosyal güvenlik sisteminde geçmişten bu yana yapılan tüm hataların, yolsuzlukların, tutarsızlıkların doğal sonucunun abartılarak çalışanlardan tahsil edilmesine ve emekliliği neredeyse imkansız hale getirip, emekliliği hak edecek az sayıda kişiyi ise açlık maaşına mahkum edecek olan yasadır. bir emekliye karşılık iki çalışan varmış sistemde ve sistem büyük oranda açık veriyormuş. iyi de her türlü yolsuzluk ve suistimale göz yumup sistemin bu hale gelmesinde rolü olanlar nerede? cezalandırılan var mı, tabii ki yok. bugün bile sadece gazilere tanınan sağlık masraflarına katılım payı ödememe hakkını milletvekilleri ve ailelerine vermekle bu sistemde adaletsizlik sağlanmış olmuyor mu? sonra da diyorlar ki size ne oluyor, bu yasa çıktıktan sonra sisteme giren kişilere uygulanacak bu yeni kurallar.
    (arapbebek, 12.03.2008 16:16)
  10. emeklilik için çalışılması gereken gün sayısını 7000 günden 9000 güne çıkarmayı hedefleyen yasadır. bunu kademeli olarak şu şekilde artırmayı hedeflemektedir. her sene işe başlayanlar bir önceki yılda işe başlayanlardan 100 gün fazla çalışacaklarını bilerek işe başlamış olurlar. yani bugün emeklilik için gerekli süre 7000 gündür. 2009 da işe başlayan bir memur veya işçi 7100 gün çalıştığı takdirde emekli olacaktır. 2010 da işe başlayan ise 7200 gün çalışarak emekli olacaktır. işte bu böyle böyle 9000 güne 2030 lu yıllarda çıkacaktır.

    bugüne kadar çalışanlarımızın 20- 25 yıl çalışıp erkenden emekli olup daha sonra - türkiyede ortalama yaşam süresinin 70 - 75 civarında olduğunu düşünürsek 25 yıl çalışıp 25 yıl emekli olarak maaş alındığını gösterir.- yattıkları yerden maaş aldıklarını düşündüğümde bu yönüyle bence doğrudur. diğer maddelerini çok fazla inceleme olanağı bulamadım.
    (kalbime gömerim o zaman, 13.03.2008 13:11)
  11. ülkedeki işsizler, işi olup da sigortası olmayanlar, sigortası olup da asgari ücret üzerinden ödenenler, gençler iş bulamazken 40 ve üzeri yaştakilerin çalışacak iş bulma imkanının olmayışı, emekli maaşlarının düşüklüğü, sağlık hizmetlerinin yetersizliği, sosyal devletin anlam ve önemi, bordrolu çalışanın her ay ödediği vergi ve primlerin nereye gittiği gibi konularla birlikte düşünülüp değerlendirilmesi gereken reformdur. kıdem tazminatının kalkması, açlık maaşı olarak nitelendirilen mevcut emekli maaşlarının daha da düşecek olması, sağlık hizmetlerinde katkı payının artması,
    açlıktan ölmemek için bulabilenlerin emekli olduktan sonra da çalışması durumunda emekli maaşlarının kesilecek olması konularına da bir göz atmak faydalı olabilir.
    (arapbebek, 13.03.2008 13:41)
  12. bu şekilde devam etmesinin mümkün olmadığı, 2 çalışana karşı 1 emeklinin finanse edilebildiği, devlet bütçesinin yüzde 30'unu yutan bir sistemin düzeltilmesi amacıyla yapılan yasa. olur mu olmaz mı bilinmez ama, bu geçiş keşke zamanında yapılsaydı da yumuşak bir şekilde halledilebilseydi. mesele oy avcılığı olmasaydı da sistem bu durumlara gelmeseydi. kuru eleştiri yerine çözüm önerisi getiremeyen, ya da zamanında iktidardayken bu düzenlemeleri yapmayanlar, şimdi ne kadar konuşsalar hava. elbette kabul ediyoruz insanlar zor durumda, çok zengin müreffeh bir ülke değiliz, ama bu şekilde 25 sene çalışıp, 30 sene emeklilikle geçen bir sistemin savunulacak bir tarafı da yok. sistem zaten çökmüş durumda. biraz özeleştiri lazım kanaatimce. kimseyi suçlamadan yargılamadan önce, her şeyi devletten bekleyen mantıktan kurtulup elini taşın altına koyabilecek cesareti göstermek lazım. hepimiz çok iyi biliyoruz kimse kıvırmasın. bu milletin iliğine işlemiş sırtını devlete dayama mantığı. devletin verdiğinin karşılığını bile çoğu zaman alamadığı köhnemiş, hantal bir sistemden bahsediyoruz. bunun müsebbibi elbette vatandaş değil ama, başka bir çözümü olan varsa onları dinleyelim.
    (karahisari, 14.03.2008 14:00 ~ 14:01)
  13. iki ucu b...lu değnek gibi bir sistemin düzenlenmesidir.
    maaştan kesilen ve ya ayrı olarak ödenen, halkımıza fazla görünen* ama objektif bakıldığında çok düşük olan tek kişinin ödediği primler* ile hem emekli ikramiyesinin, hem emekli maaşının hem de çalışırken ve ya emekli iken kişi ve aile efradının sağlık giderlerinin karşılanması matematiksel olarak mümkün görünmeyen bir hadiseydi. bir şekilde bir yerden kırılma noktası yaşanacak ve devlet desteği ile yürüyen sistem tıkanacaktı.
    nasreddin hoca'nın hikayesine dönüşmüştür olay;
    "sen de haklısın"

    edit;
    akıllı bakınız
    imla hatası
    (luto, 14.03.2008 14:21 ~ 14:30)
  14. hükümetin çalışandan emekliye tüm halka atmaya hazırlandığı asrın kazığıdır. insanların bir çok hakkı ellerinden alınacak veya indirime gidilecektir. iktidarın artık halkının yaşam standartlarını hiçe saydığının açık ve aşağılık bir şekilde tescillenmiş durumudur.
    (bkz: sen hala akp ye oy ver canım)
    (lost knight, 14.03.2008 14:37)
  15. deniz gökçenin - bu başlığa tıklayanların tanıyacağını tahmin ediyorum- bugünkü yazısında gene kaşınıyoruz başlığıyla yazdığı yazısında hakkında şunları söylediği yasadır.

    türkiye 1994, 1999 ve 2001 yıllarında üç kriz yaşadı. bunlardan 1999 krizi, 1997 asya ve 1998 rusya krizleri ve 1999 yılında içerde büyük bir deprem ortamı nedeni ile bir ölçüde affedilebilir ama 1994 ve 2001 krizleri tamamen biz kendi kendimizi bıçakladığımız için çıkan krizler.

    bu krizlerin arkasında 1991 yılından 2001 yılına kadar uzlaşamayan, reform yapamayan siyasi koalisyonlarla yönetilmemiz ve bölünmüşlük olgusu var. hatırlanırsa, 1999 yılında ımf ile anlaşma yapmamız için ön şart sosyal güvenlik konusunda reform girişimi yapmamızdı. reform yapmış gibi yaptık ve dış yardım ve destek sağladık. ama gerçekte bahçeli-yılmaz -ecevit koalisyonu tepede uzlaşır görüntüsü verse de altta, bakanlar düzeyinde uzlaşamayan bir tablomuz vardı. kur çapası gibi kendi teknik riskleri olan bir yaklaşımda, bir de özelleştirme, tarım desteği gibi konularda çıkan marazalar, sonunda demirbank olayı ve tabii havada uçan anayasa sonucu, kriz geldi.

    1999 yılında sosyal güvenlik konusunun anayasa mahkemesi’ne taşınması ve geçiş hükümleri nedeni ile uygulanamaması da siyaset kaynaklı bir intihardı ve krizin altyapısını hazırladı. bu olaya verilebilecek tek ad toplumsal intihardır. kaşındık ve sonunda toplumca belamızı bulduk, ağır bedel ödedik. bedel ödemeden öğrenme becerimiz de pek yok. bu da korkutucu !

    ancak o gün nasıl kaşınıyorsak, bugün de gene “kaşınıyoruz”. bunu size ülkenin “en iyimser” ekonomisti söylediği zaman ciddi ciddi düşünmeniz gerek.

    bugün neden kaşınıyoruz ? dün medyaya düştü. anayasa mahkemesi, chp milletvekillerinin anayasa mahkemesi’ne taşıdığı 2003 tarihli üçüncü maddesinin “d” bendini esastan iptal etti. konunun detayları zaten tartışılır ama yapacağı şu anda cari denge açığının en güvenilir finansman kaynağı olan doğrudan yatırımlara bir balta indirmek. doğrudan yabancı yatırımlar kanunu’nun detayları, neyin iptal edildiği tartışılır ama cari denge sorununa ilaç gibi gelen doğrudan yatırımların fena halde etkilenmesi potansiyeli ortada.

    ve bu anayasa mahkemesi kararları, üstelik bir kere daha sosyal güvenlik kavgası yapılan bir ortamda ve dünyada da çok ciddi bir kriz olasılığı varken gündeme getiriliyor. bu nasıl bir toplumsal ahmaklık tanrım ?

    1999 yılında geçiş hükümlerini kavga konusu yapıp uygulamasını baltaladığımız sosyal güvenlik yasası, 2006 yılında da kavga konusu olmuştu. 2007 yılında da. ve bugün de olmakta! kimse bu kavgaların ülkeye maliyetini düşünmüyor. her yıl 25-30 milyar dolar açık veren sosyal güvenlik sistemi faturası kimsenin umurunda değil. anayasa mahkemesi’nin 1999, 2006 ve 2007 yaklaşımları kararları bir yana kimse emeklilik konusunun esasını da düşünmüyor. bireysel çıkarcılık ve yaygın tembellik ortada!

    sosyal güvenlik sistemimizin şu anda çalışan ve ileride emeklilik alacak olanlara borcu ile şu anda emekli olanlar ve onların aile fertlerine olan borcu, türkiye’nin toplam iç ve dış borcundan yüksektir. bu hiç hatırlanmıyor, düşünülmüyor. bunun uluslararası kriz ve cari açık ortamında bile göz önüne alınmaması bir cinayettir. bir gün kimse emeklilik parası alamayabilir, arjantin’de olduğu gibi!

    yarın sosyal güvenlik yasasının içeriğinin önemini ve sorunlarını aktaracağız. ama vatandaşa sosyal güvenlik konusunda yalan söylendiği tezi sapına kadar doğrudur. çünkü 20-30 yıl sonra gündeme gelecek olan şeyler bugün gündeme gelecekmiş gibi gösteriliyor.

    kaldı ki bugünkü yasa aslında bir ciddi reform yasası olmaktan çok, sistemik bir değişiklikten çok, bir “delik yamama” yasası. ama bazı kesimler bunu bile anlamıyorlar. yarın sosyal güvenlik konusunu biraz eşeleyeceğiz.

    konunun içeriği benim gibi iyimser birini bile çok kötümser yapabilecek kadar önemli! ciddi şekilde kaşınıyoruz ve ciddi risk almak üzereyiz. bugün koalisyon yok, tek parti var ama 2000 yılından çok daha fazla muhalefet- iktidar kutuplaşması var. yapmasak iyi olur! 2001 - 2007 arasında kazanılanlara yazık olmak üzere! ben de korkmaya başladım!
    (kalbime gömerim o zaman, 15.03.2008 17:04)
  16. çıkacak olan yasanın reform olup olmadığı tartışılılmalıdır öncelikle. şöyle ki, genel olarak reformlar bir kurum veya kuruluşu ileriye götürrmek adına yapılır. peki sosyal güvenlik reformu diye adlandıran yasa bizi daha iyi bir noktaya mı götürmektedir? cevabı bulurken çok zorlanmayacaksınız: hayır.

    mevcut olan sistemin kötülükleri, yanlışlıkları bahane edilerek; diğer ülkelerde buna dair ileriye doğru çözümlemeler getirilirken bizler imf'nin dayattığı bir yasayı tartışıyoruz. ve buna ek olarak da gelişmekte olan ve 3. dünya ülkesi olarak adlandırılan türkiye'den bahsediyoruz.

    öncelikle, tüik'in yaptığı araştırmalara göre türkiye'de ortalama ömür 67. getirilecek olan yasayla 65'e çıkarılan bir emeklilik yaşı söz konusu. kademeli olarak çıkılacak bu yaşa, ama bundan kaç yıl sonrası için yaşam koşullarının bundan daha ileride olacağını ve ortalama ömrün artacağını kim iddia edebilir?

    ayrıca, yine emeklilik yaşında değinilmesi gereken bir nokta daha var. kadınların yıpranma payının kaldırılması. kağıt üzerinde bir eşitlik, toplumda tabanını bulacak mıdır? bu sorunun cevabı da öyle pek zor değil: ataerkil toplum sisteminde kadınlar sadece işyerinde değil evlerinde de emekçiler. o zaman sormazlar mı bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye.

    aslında bu yasayla ilgili söylenebilecek o kadar söz var ki. 9000'e çıkarılan prim ödeme gün sayısı. türkiye koşullarında, işsizliğin kol gezdiği bir ülkede. çoğaltılabilir de tüm bu noktalar. kimin yalancı olduğu belgelenebilirken, saf bir savunma yapmayınız, yaptırmayınız.

    ama söylemek istediğim başka bir şey; emekçilerin şu anki konumundan geriye doğru bir gidişin olması, hayat koşullarının değişmesi her zaman itirazla karşılanacaktır tabi ki, karşılanmalıdır da. yeteri kadar pasifize olmuş bir toplumdan böyle bir tepki yükselen yasa söz konusu. var o zaman demek ki bir bit yeniği bunda diye düşünmeden yine boştan alanları doldurlar mantığından uzaklaşıp daha objektif bakılınabilse keşke. üstelik; ülkedeki sınıflar arası uçurum bu kadar büyükken ekonomik yükün yine yoksul emekçi sırtına bindirilmesi size de saçma gelmiyor mu? üstelik istihdam paketi altında işveren artık istediği gibi atını koşturabilecekken ortalıklarda.

    sosyal güvenlik kurumu türkiye ekonomisi için bir kara delik konumundadır, doğru. ama bu yükü hemen bütçenin üstünden alıp emekçinin sırtına bindirmek de ne demek oluyor? dünya üzerinde bir çok örnek varken imf tarafından dayatılan neden böyle bir yasa? sağlığın ücretsiz olduğu ülkeler varken neden sağlık alınıp satılan bir hizmete dönüştürülmek istenmekte?

    objektif olalım, sağlığımıza ve sosyal güvencimize sahip çıkalım!
    (aglaures, 15.03.2008 17:30)
  17. şu anda mecliste bekleyen 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası (ssgss) yasa tasarısıdır. eğer yasalışırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz.
    işte bu yasaya karşı çıkmak için 13 neden;
    1-zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak.
    2-emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000'den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak.
    3-emekli maaşları % 23 - % 33 arasında düşürülecek.
    4-yıpranma hakkı gasp edilecek.
    5- aylık geliri 139,6 ytl'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 -475 ytl genel sağlık sigortası primi ödemek zorunda kalacak.
    6- sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de 'katılım payı' adı altında para
    ödenecek. 'katılım payı' gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak.
    7- bütün sağlık hizmetleri paralı olacak.
    8- sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası genel sağlık sigortası primi yatırmak, hatta bir de
    'katılım payı' ödemek yetmeyecek. şimdi bir de 'ilâve ücret' adı altında para ödemek gerekecek.
    9- bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken türkiye'de 'sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter' mantığı geçerli olacak. daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek.
    10-hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği % 16 azalacak.
    11- emekli bağ-kur'lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında genel sağlık sigortası primi kesilecek.
    12- primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek.
    13-primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak.
    (trinity, 17.04.2008 15:31 ~ 15:32)
  18. zamanında uygulanan popilist politikalar neticesinden gittikçe büyüyen sosyal güvenlik açıklarını kapatmak için uygulamaya konulan yöntem. halkımızın her zaman popilizme oy verdiğinin bilincinde olan yurdum politikacısı, milleti 38-40 yaşında emekli yapar 20 yıl bile pirim ödetmeyip, 40 küsür yıl emekli maaşı öderse (80 yıl yaşadığını varsayalım) sistem buna en fazla 20 yıl dayanır.artık inanılmaz boyutlara geldi. açıkları kapatmak maksadıyla başka devlet kurumlarından kısıtlamalar yapılıyor. yani başka kamu hizmetlerinden mahrum kalıyoruz.

    2 kişinin ödediği prim ile 1 kişinin maaşını karşılamak üzrerine kurulu olan bu sistemde. 2 kişinin ödediği prim ile maaş alan 1 kişinin maaşı beklenen süre zarfında kesilemiyor. birde prim ödeyen 2 kişide emekli oluyor ,işsizlik ve ekonomik gerekçelerden ötürü. sisteme kaynak aktarımı da sağlanamayınca açıkları devlet bütçesi ile karşılamak zorunda kalınıyor. 1992 yılından beri açık veren sistemin (emeklilik yaşının düşürüldüğü yıl), 1997-2006 yılları arasında verdiği toplam açık 687 milyar ytl yani geçen yılki kamu toplam borç stokunun 3 katı. 2008 yılı açığı 37 milyar ytl olarak öngürülüyor.

    65 yaş tabiki insafsızcadır. bugünkü sisteme bakarak 20-25 yıl fazla çalışma anlamına geliyor bu. ama bu millet hakikaten hakediyor bazı şeyleri kardeşim valla 38-40-45 yaşında emekli olunca iyiydi hoşunuza gidiyordu. şimdi oy uğruna size verilenlerin diyetini ödeme zamanı geldi. olan çocuklarınıza torunlarınıza olacak. adnan menderesin dediği gibi odunu milletvekili adayı gösterseler seçersin çıkarın uğruna, 20-25 yıl sonra olabilcekleri, çocuğunun geleceğini düşünmezsin. ama sana ne deme.şu an sana dokunmayan yılan şimdilik bin yaşasın.

    not:sağlık sigortası kısmını bir kenara bırakarak değerlendiridim.
    (manidoo, 23.04.2008 01:50 ~ 01:53)
  19. olayın temelinde sandık sisteminde kurulmuş, sigorta mantığıyla işletilmesi gereken birikimlerin yani keseneklerin bütçe açıkları ve memur maaşlarının ödemelerinde kullanılması yatmaktadır.

    en son 2 yıl öncesinde yapılan düzenlemelerle ssk nın sahibi olduğu çok değerli arazilerde sağlık bakanlığına devredilmiştir.

    olayı baştan alırsak işçi maaşlarından kesintiler yapılmış ve bu ödemeleri karşılığında vaatlerde bulunulmuştur. bu kesintilerle bütçe açığı ödeme gibi kesinti yapılanlara reelde bir fayda sağlamayacak işlerde kullanılacağı söylenmemiştir. oysa ki bu işler için kullanılan para devletin vergi gelirleri gibi bütçesine koyup harcayabileceği bir kalem değildir daha doğrusu olmamalıdır. iç borçlanma adı altında sermaye yada likid sahiplerinden yıllarca yüksek faizle borç alıp ödemelerini yapan hükümetlerin, sandık sistemindeki ssk nın parasınıysa keyfi ve bedelsiz kullanımları işi bu boyuta getirmiştir. enflasyon ve develüasyonlar karşısında sürekli değer kaybeden söz konusu fonlar artık sistemi döndüremez hale gelmiştir.

    problem sistemde değil, insanların emekleri karşılığında kazandıkları paralardan kurulan fonun amaç dışı kullanımı ve denizin bitmesidir.

    olaya akp özelinde yaklaşırsak;

    emekçilerin suçlu değil tam tersine birinci dereceden mağduru oldukları hataların faturasını emekçilere ödetmeye çalışmak ve bu yönde düzenlemelere gitmek sosyal adalet duygusunda ve devlete karşı güvende çok ciddi tahribata yol açacaktır.

    kaldı ki, hiç bir bütçesi yada geliri olmayan yeşil kart gibi bir saçmalığa imza atan, kaçak elektrik kullananları bir gecede affediveren yasama ve yürütme organlarımızın emek ve emekçiye karşı bu kadar acımasız olması, bu ölçekte ağır bir faturayı gene işçilere ödetmeye çalışması riyakarlık ve adaletsizliktir.

    özal dönemini yaşamamış yada mehmet barlas gibi isimlerden dinlemiş bir kuşağa bunları anlatmanın çok zor olduğunun farkındayım ama bunlar 20 yılın tartışmalarıdır. bugünlerin geleceğini o günlerden gören isimler devletçilik, statükoculuk, koministlikle suçlanıp susturulmuştur.

    fakat sonuçta gene suçlusu değil tam tersine mağduru olduğu politikalar sonucu kabarmış fatura işçiye ödetilmeye çalışılmaktadır.

    esas dananın kuyruğu sağlıkta dönüşüm tam olarak gerçekleştiği zaman kopacaktır.

    şeffaflık demokratik ülkelerin olmazsa olmazıdır. akp hükümetlerinin ilaç ve özel hastaneler özelinde yaptığı açılımlar sonucu ortaya çıkan açık, vatandaşa bedeli öngörülemez fatura olarak gene yansıyacaktır. devlet sadece hükümet ve meclisten ibaret değildir, olmamalıdır da. akp, devletin bir parçası olan sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, meslek odalarının ve en önemlisi bu devletin vatandaşları olan halkının sesine kulak vermelidir.

    bu ülkenin sahiplerine hak mücadelesi yerine sadaka ve dilenme kültürünü aşılamaya çalışmak köklü bir geleneği olan işçi hareketine meydan okumaktır.

    akp homurdanmaya başlayan uyuyan devi uyandırmaktadır. temsilcilerini parlemento çatısı altına sokmuş, sarı damgası yemiş sendikalar an olur tansiyonu bastıramaz hale gelir, altından kalkamazlar.
    (just call me daydreamer, 23.04.2008 02:21 ~ 02:23)
  20. kanaatimce bu reform yeterince liberal değildir. işi devlet vesayeti altında yürütmeye niyetli görüşlerin ortaya çıkardığı bir reformdur. "sen bilemezsin ben bilirim" "sen zaman miyobusun, sana bıraksak ağustos böceği gibi varını yoğunu yersin geleceğe bir şey bırakmazsın" "sen bana bu kadar para ver, ben sana gönlümden koptuğunca ve senin eşin dostun torpilince sana sağlık sigortası temin edeyim" mantıkları devam etmektedir. olması gereken şey devletin sosyal güvenlik ve sağlıktan elini çekmesi, bu çok önemli iki konunun bireylere bırakılmasıdır. özel sektörde beyaz yakalıların verdikleri sosyal güvenlik primleriyle değme sosyal güvenlik ve sağlık satın alınabilir zira.

    aaa ama pardon ya garibanizm iktidardaydı di mi bu ülkede. değişirse bi mesaj atın, size aklın yolunu göstereyim.
    (bor madenleri, 14.04.2009 18:00)
  21. çok acımasızca duruyor, değil de diyemeyeceğim ama mecbur kalındı onu söyleyeyim.

    peki bu noktaya nasıl gelindi?

    (değerlendirmenin ilk kısmında sağlık harcamaları dikkate alınmayacaktır.)

    bakın bugün brüt asgari ücret 666,00 tl, net olaraksa 477,18 tl'ye denk geliyor. teoride öyle kabul edilmez ama biz aradaki farkın tamamını işçinin sosyal güvenlik maliyeti olarak saysak bile bu tutar 188,82 tl'ye denk geliyor. eski sistemde olsa 25 sene (tam çalışssa 9000 gün eder ama genelde 6-7 bin gün ortalamayla) ayda 188,82 kuruş ödeyen bir işçi emekli olduğunda (20 yaşında başlayıp 45 yaşında emekli olduğunu düşünün) ayda yaklaşık 500 tl maaş alacak. kötümser bir tahminle 60'e kadar yaşadığını farzedersek 15 sene eder.

    yani : sgk 25x12x188,82 topluyor ama 15x12x500 ödüyor. ondan sonra sgk niye açık veriyor, vermez mi? burası işin asli arızası. sistem çarpık bir kere. şimdi gene iyi niyetli(!) yaklaşalım, sistemi kuranlar matematik bilmiyordu herhalde deyip bırakalım.

    bir de aslında hiç olmaması gereken matematikten ziyade memleketin her alanına sinmiş çarpıklığıyla alakalı meseleler var:

    ssk yaklaşık ilk yirmi senesi boyunca (haliyle) sadece para toplasın ancak biriken tutar -en iyi niyetli ifadeyle- bütçe açığını kapatmakta kullanılsın.
    her seçim döneminde yandaş belediyelerin prim borçları affedilsin.
    birkaç yılda bir işverenlere prim affı çıkarılsın.
    hatta bir dönem çıkarılan yasayla 900 iş günü prim ödemesi olan askerlik borçlanması yaptırılarak (yaklaşık 2500-3000 tl arası meblağ karşılığı) insanlar emekli edilsin.

    ondan sonra sgk niye açık veriyor, vermez mi?

    işin sağlık harcamaları kısmını anlatmaya aslında ne benim nefesim yeter ne de bilgi birikimim. ama yine burada da bazı noktalara değinmek lazım.

    yine ayda ödenen bu 188,82 lirayla ortalama 4 kişilik ailenin her bir ferdinin sağlık harcamlarının (muayene, ilaçlar, ameliyat masrafları vs.) ve hastalandığında (elbette belli şartlar dahilinde) maaşının yaklaşık 2/3'ü oranında istirahat parasının karşılandığını düşünün. devlet bunları vermesin demiyorum ama sgk'ya sövmeden önce bu kadar enayi başka bir sigorta şirketi varsa onu söyleyin.

    sistemin sağlıklı işlemesi açısından yıllar yılı sağlık harcamalarına ilişkin kalemlerin satın alımı ve kullanımına ilişkin net bir sistem geliştirilemedi. bir bakıyorsun ihaleyle yapılıyor bu işler, bir bakıyorsun birtakım fiyat cetvelleri düzenleniyor ve onun üzerinden halledilmeye çalışıyor mesele.

    kurumun karşıladığı sağlık harcamasıyla ilgili kalemler sürekli değişiyor.

    işin enteresan tarafı size şunu söyleyeyim tüm bu noksanlıklar içinde kurumun en büyük handikapı yakın zamana kadar kurumun özellikle giderlerini takip ve kontrol etmeye yarayabilecek net bir işlem mekanizmasına sahip olmayışı. şöyle ki ali bey fi tarihinde aldığı sağlık karnesiyle doktora gidiyor yeterince azimliyse muayne hatta ameliyat bile oluyor. çünkü doktor eline vizite kağıdını aldığında primlerinin tam yattığı gözüküyor. bilgisayarın b'si olmadığı için kontrol imkanı yok. (ssk'ya ilk bilgisayarlar 90'ların ortalarında verildi) o karnelerin eskiden kırtasiyelerde satıldığını da belirtmek isterim. her neyse amacım burda ali bey'i rencide etmek değil. doktor munis'e de laf diyecek değilim. devlet kontrol etsin diyeceksiniz de her biri ayrı bir civan 1000 tane sgk müfettişi de görevlendirsen o karanlıkta çok güzel körebe oynanırdı başka da birşey olmazdı.

    şimdi bu anlattıklarımdan sonra (sövülecek çok yanı var o ayrı) yine de kızacaksanız bu reforma siz bilirsiniz. "iyi sen 60'ına kadar çalış" da diyebilirsiniz. ama yer yüzündeki tüm sistemlerin birincil amacı öncelikle süreklilik sağlamak, ayakta kalmaktır. o bakımdan bu çok geç kalınmış bir reformdur. bugün yaş haddi tekrar düşürüldüğü takdirde aspirin almak bile zamanla dert hale gelecektir. bu da madalyonun öbür tarafından bir yazı olsun. dert yanan çok da çözüm getiren de yok hiç olmazsa bunu okuyup avunursunuz belki.
    (aksamustune dogru kis vakti, 14.04.2009 19:16 ~ 19:33)
  22. üniversiteleri "zor yönetiliyor!", "çok galabaluh!" gibi sebeplerle "bölek baboli." diyenlerin tüm sigorta kuruluşlarını birleştirme düşüncesiyle neyi hedeflediklerini düşündürten reform.
    (koskoca devletin adı osman lan, 14.04.2009 19:19)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil