efendim iş bu sözcük küçümsendiği denli boş bir
sıfat değildir. sıfattır yani.
'sorunsal' sözcüğünü kullananları 'entellikle, dantellikle' yaftalayanlar ise bilinçsiz bir edimle ironiye belenmektedirler. bu halde, cahillikle ricaattan bir yaftalama ne hacet.
sözcüğün morfolojik yorumuna fransız usulü çatal bıçak ile girişildiğinde; öncel olarak -l ekinin
moğolca bir ek olduğu ve her ne kadar
cengiz türklerin canına okumuş olsa da orta asya türkçesi'nin moğolca ile hatrı sayılır bir münasabeti olduğu bilinmektedir. böyledir yani.
fakat dil işte bu; ekiyle, hecesiyle durduğu yerde durmuyor paşam. dilsel (çok mu entel oluyorum acep '
dilsel' deyince) gelişmelerin seyri içinde bu -l eki türkçede -al, -el biçimleri ile kullanılmaya başlanıyor.
yanal yanal geliyor böyle türkçeye. öte yandan, akabinde türkçenin anadolu'daki sergüzeşti daha ziyade
arapça ve
farsçaya devrilmeye başlamasından kelli bugün hâlâ az çok dil'le ilgilenen herkesin bildiği
nispet i'siyle pek bir sevişmeye başlıyoruz. bu nokta milat olmak üzere ise o sevimli moğol ek unutuluyor gidiyor. bilindiği üzere, yapıştığı sözcüğe 'sözcüğün anlamıyla ilgili şey', 'benzeri' anlamlarını katan bu 'î'; hukuk-hukukî (hukukla ilgili), ferd-ferdî, kısm-kısmî, zikr-zikrî gibi farz-ı misal olabilir.
fakat
tarih tekerrürden ibarettir paşam!
gün oluyor, devran dönüyor; bugün heyhat hâlâ dünyaya egemen olan bir
toplumsal sınıf fransa'da ilerici bir devrim yapıyor. etkileri ve sonuçları muazzam oluyor, bir çağ biterken yeni bir çağ daha başlıyor. hey gözünü sevdiğimin diyalektiği paşam! bu devrim, osmanlı'da kendini 1839'da
tanzimat fermanı ile de hissettiriyor. ve akabinde yaşanan tanzimat dönemi'nde türkçe'ye ateşli
fransız öpücüğü konmaya başlıyor. işte bu dönem daha çok fransızca'dan aldığımız
radikal,
rasyonel,
sosyal sözcükleriyle birlikte unutulan -al, -el eki yeniden hatırlanıp türkçede kullanılmaya başlanmış ve uzun yıllar kullanılan nispet î'sinin yerini almıştır. fakat ek arapça ile münasabet cihetinden -sel -sal şekline bürünmüştür. bu da türkçedeki heceleme mantığının getirdiği bir zorunluluk olmuştur:
cins arapça sözcüğünü sıfat olarak biz artık '
cinsî' değil de
cinsel şeklinde kullanmak istiyoruz. gelgelelim 'cinsel'i hecelediğimizde cin-sel oluyor; türkçe dil mantığına yabancı olmayan bu -sel -sal eki gayrı dile yerleşip kalıyor:
dilsel,
şiirsel,
kırsal,
sayısal,
evrensel gibi...
kumsal gibi maşallah kumsal!
daha ne diyeyim paşam? 'sorun' sözcüğüne getirilen -sal eki mübahtır. niye bu denli her yerde artistlik olsun diye bu sözcüğe saldırılıyor anlamış bir durumdayım elbet. kaldı ki, 'sorun' ve 'sorunsal'ın benzer anlamda olduğunu söyler ama aynı anlamda olduğunu söyleyemeyiz. bu sözcüğün kullanım mecralarına bakmak hacet sanıyorum. felsefe gibi şeytana pabucunu ters giydiren bir mecrada misal, bu ayrım kendini daha ziyade hasıl olduracaktır.
problem-
problematik gibi...
yoruldum.