"hayatımda ilk kez hiçbir şekilde bahane üretme amacı gütmeden söyleyebiliyorum:
sorun sende değil bende.
seni çok sevdim; ve seni hala çok seviyorum.
(burada 'ama' ile başlayan bir cümle kuracağım; ama bunu bir bahane olarak göreceksin biliyorum...)
ama ben kendimi sevemiyorum. üstelik bu durum yıllardır böyle.
içimde üzerini örtemediğim, içini dolduramadığım derin, ve zehir saçan bir kuyu var. bu kuyudan aklımı kemiren, karanlık duvarlar örüp ruhumu ve kalbimi bu duvarlar arasına hapseden dipsiz bir karanlığın özü çıkıyor ve damarlarıma karışıyor. bundan kaçamıyorum. hiç kaçamadım... kaçabildiğimi sandığım bir anda karşıma çıkmış olmamanı dilerdim...
böyle bir yalnızlığın ne demek olduğunu anlamanı beklemiyorum. hatta umarım bunun nasıl bir şey olduğunu asla öğrenmezsin.
her farklı gün, her farklı yerde, her farklı insana karşı kullandığım maskeleri
** bu gece yakıyorum. ama gerçek yüzümü, bu karanlığı görmeni; beni mutlu edebileceğin yanlıgısına düşüp ben senin iyileştiremeyeceğin bir hastalığın etkisiyle çürürken yanımda olmanı istemiyorum.
evet, seni çok seviyorum; ama daha ne kadar süre 'bir şeyler hissedebileceğimi' bilmiyorum. çürümüş bir ruhun hissedebileceği çarpık şeyleri sana bulaştırmak istemiyorum.
bunları anlamanı bekleyemiyorum; ama üzülmeni de istemiyorum. döktüğün her damla gözyaşı karanlığı bir ton daha koyu hale getiriyor.
bu nedenle 'işin kolayına kaçtığımı' ya da 'bana yardım etmeni istemediğimi ve bu konuyu kestirip attığımı' düşünmeni tercih ederim.
gördüğün gibi; sorun sende değil bende.
seni seviyorum."