önemli adamdır.
19. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. popülaritesini 20. yüzyılda kazanan varoluşçuluğun atası sayılır.
hegel'le çok uğraşmıştır.
voltaire gibi hem felsefeci hem de yergi ustasıdır. hegel'i eleştirirken bazen işi dalga geçmeye kadar götürür. hegel'in görüşlerine katıldığı zaman ismini zikretmesine karşın, katılmadığı fikirlerine "şu şu şekilde kurnazca dile getirilen gülünç düşünceye göre" gibi sözlerle atıfta bulunur.
her ne kadar sistem eleştirileri hegel üzerine yoğunlaşsa da yapıtında çok sayıda sistemi kendi üslubuyla yerin dibine sokmuştur. hegel'in bireyin devlet ideasındaki bir "
moment" olmasına ve dolayısıyla tikel özgürlüğün de tümel idea gerçekleşmeden mümkün olamayacağına dair savına, etik yaşamın tümel ideanın gerçekleşmesi gerekmeksizin pekala bireyin inancı doğrultusunda yaptığı seçimlerle oluşabileceği düşüncesiyle karşılık verdiği düşünüldüğünde, kierkegaard'un zaman zaman kontrollü bir sistemsizliğe bile göz kırpabileceğini söyleyebiliriz.
kendisi dindardır, bununla birlikte
hıristiyanlığın sadece pazar günü kiliseye gitmekten ibaret olduğunu düşünen bağnaz kesimi şiddetle eleştirir.
kierkegaard'un varoluşçu damarı bu noktada olanca görkemiyle kendini gösterir.
spinoza'nın
tanrı'nın varlığını kanıtlama çabasına karşılık kierkegaard dogmatik bilincin çok fazla dışına çıkılmaması gerektiğinin farkındadır ve lokal analizler yapma peşindedir. örneğin;
havva'nın
adem'in kaburga kemiğinden yaratılmasının ve adem'in havva ile olabilecek en yakın ilişkiye girmesinin altını çizerken bu ilişkiyi "harici" olarak niteler ve adem ile havva'nın sadece sayısal bir yineleme olduğunu vurgular. bu yüzden ademler'i çoğaltmanın anlamı yoktur. nitekim
doğa, anlamsız bir fazlalığa izin vermez. bu yüzden insan türünün birkaç çiftten oluştuğunu varsayarsak doğa, "anlamsız fazlalığa" sahip olacaktır. kierkegaard burada insanın niteliğine atıfta bulunur. zira spinoza'ya göre "
kendi cinsinde sonlu" olan insan, kierkegaard'a göre aynı zamanda hem kendisi, hem de türün kendisidir. böylelikle konuyu mevrus günah kavramına getirebiliriz.
mevrus günah; tevarüs edilmiş anlamına gelir.
ismet özel'in "tevarüs edilmemiş asaletim" diyerek kendi soyu sayesinde değil de sonradan kazandığı edimlerle kendisini asil olarak nitelediğini düşünürsek işimiz kolaylaşır. bu kavram, adem'in cennetten kovulmasına yol açan "
ilk günah" yerine kullanılır. kierkegaard'un "mevrus günah" kavramını kullanmasının sebebini, şu anda adını hatırlamadığım bir yazarın "
insanoğlu hala o elmayı yemekte" sözüyle açıklayabiliriz herhalde.
teolog olarak da sıfatlandırabileceğimiz kierkegaard'un dindar yönü, asla öneminden bir şey kaybetmemekle birlikte mantığın bir sınırı olduğu gerçeğini kabul ettiğini bize zaten verir. yine de altını çizmek için kendisinden bir alıntı yapabiliriz: "günahın mantıksal bir açıklamasını vermek, ancak bir açıklama bulmak için gülünç bir telaşa kapılanların yapacağı bir aptallıktır."
kierkegaard'un "kaygı kavramı" ile ilgili düşünceleri , belki de sözlük yazarı olsaydı onun "sanatının doruk noktaları"nı oluşturacaktı. o'na göre kişi ne kadar yeteneğe sahip olursa olsun, şayet kişiyi doğru yoldan, tanrı'nın ve imanın yolundan alıkoyacaksa onu bir kenara bırakmalıdır. acı, pişmanlık ve ıstırap dolu bir yola girse de, kişi eğer sabrederse huzura kavuşacaktır. her şeyini bu uğurda kaybetse bile yılmamalıdır çünkü en kötü anında bir ses duyacaktır: "devam et. her şeyi yitiren, her şeyi de kazanır." (
matta)
bu kişi başına gelecekleri düşünmeksizin kendini "kaygı"nın içine bırakmalıdır. yalnız unutulmaması gereken bir nokta vardır:
kaygının niteliği çok önemlidir. özellikle "
kötüye ilişkin" kaygı çok tehlikelidir. bu tür kaygı, "
hayvani yıkım"ı beraberinde getirir ki bu tanım aslında bizim ucuz psikologların ve psikiyatrların her bunalıma giren kişiye "
çağımızın hastalığı: depresyon" tanısı koyarak tedavi yöntemleriyle afedersiniz adamın ağzına sıçtıkları duruma benzer. elime geçen metinlerde
adler ve
freud'un bile hayvani yıkım konusunda kierkegaard kadar özenli bir tespit yaptığına rastlamadım. tespit şudur:
ilk olarak kierkegaard'un "hayvani yıkım"a uğramış kişilere
demonik tanımını yaptığını söyleyelim. bir ukalalık yapıp kelimenin köküne inmeye çalıştığımızda bu kelimenin "
damien"la akraba olduğunu, "
şeytani" anlamına gelebileceğini ve hatta dilimizde "
zındık" olarak kullanılabileceğini de ekleyebiliriz. demonikler öncelikle kurtuluşa ilişkin "seninle ne yapacağım?" sorusunu sorarlar. bu soru beraberinde "beni yıkıntımla başbaşa bırakın!" düşüncesini getirir. bu durumda demonik, içinde bulunduğu durumu kapsamayan geçmişine atıfta bulunur ve en tehlikeli cümleyi sarfeder: "
o sırada kurtuluşum mümkündü!" böylelikle ne ceza, ne de tekdir onu kaygıya sevketmez; bunu yapacak olan, altı oyulmuş özgürlüğe ve dibine inilmiş özgürlük - olmayana ilişkin sözcüklerdir. kierkegaard'a göre böyle demonikler arasındaki sarsılmaz ve kaygılı bağlılık çok önemli boyuttadır"
"iyiye ilişkin" kaygıda ise kişi ebediliği arzulamalı ve buna ulaşmak için uyanmalı, cesaret göstermelidir. kişi doğru yolda kendine işkence eder. dünya zevklerinden arınmak durumundadır çünkü "
sonlu" hiç bir şey ona fayda getirmeyecektir. aksine afyon etkisi yapacaklardır.
insanlar genelde kierkegaard'un yazdığı belli bir paragrafa rastlar ve "ne diyor bu adam" diyerek onun dünyasına girer ya da aynı sebepten ondan uzak durur:
"evlenirsen pişman olursun; evlenmezsen yine pişman olursun; evlen ya da evlenme, pişman olursun; ister evlen ister evlenme pişman olursun. dünyanın aptallıklarına gül geç, pişman olursun; gözyaşı dök yine pişman olursun; dünyanın aptallıklarına gül geç ya da gözyaşı dök pişman olursun; dünyanın aptallıklarına ister gül geç ya da gözyaşı dök pişman olursun. bir kadına inan, pişman olursun: inanma yine pişman olursun; bir kadına inan ya da inanma pişman olursun, bir kadına ister inan ister inanma pişman olursun. kendini as pişman olursun, kendini asma yine pişman olursun; kendini as ya da asma pişman olursun,; kendini ister as ister asma pişman olursun."
aslında kierkegaard için her şey babasının çılgınca bağnaz ve katı hıristiyanlığından imanı için gerektiği kadarını almasıyla başladı. sonra aldıklarını "iyi de niye lan?" sorusuyla birlikte varoluşçu düşünceyle harmanladı. böylelikle 42 yıllık hayatına "modern anlamda varoluşçuluk kavramını ilk kullanan filozof" ünvanını sığdırdı.
adorno,
nietszche gibi 20. yüzyıl fikir adamlarının esin kaynağı oldu.
mekanı cennet olsun.