henuz 11 yaşında ufacık bir çocuktum. yaşıtlarım ’’
tayfun-hadi yine iyisin,
hakan peker-hey corç versene borç’’ şarkıları ile büyürken ben biraz da annem sayesinde
joan baez,
bob dylan,
janis joplin,
edith piaf,
the who,
yes,
beatles,
pink floyd gibi efsanelerle büyümüştüm. evet henuz bok kadar bebe olmama rağmen bu şarkılar beni daha çok mutlu ediyordu. belki de annemin bana hamileyken sürekli bunları dinlemesinden kaynaklanıyor.
sonra zamana engel olamadık ve 12 yaşıma bastım ve yan daireye yeni bir bayan taşınmıştı. uzun siyah saçları, girdiği yeri aydınlatan bir siması ve harika bir ses tonu vardı.(tamam memeleri de kocamandı) daha ilk geldiği günden itibaren herkesin dikkatini çekmiş olmalı ki, her daim mahalle arkadaşları ile toplanıp nice oyunlar oynadığımız basketbol sahasının altına handan seni seviyorum yazılmıştı. evet adı handan idi. o yazıyı yazan ben değildim fakat herkes gibi ben de tutulmuştum handan ablaya, aramızda 12 yaş fark olmasına rağmen.
ve günler geçti handan abla tam olarak yerleşmiş, neredeyse hergün bize gelip gitmeye başlamıştı. kimse ile konuşmayan bu insan sadece annem ile muhabbet ediyordu. giyim tarzı olarak haddinden fazla aykırı olması, sanırım buna en büyük etkendi. bir gün evlerine gittik annem ile. tabi onlar annemle konuşurken ben direk koca müzik setinin yanına gittim. oradaki kasetlere bakmaya başlarken, gözüme değişik kasetler takıldı. üzerinde iron maiden yazıyordu. evet daha evvel bu ismi duymuştum ama hiç dinlememiştim. handan abla benim iron maiden kasetlerine bakmış olduğumu farketti ki, yanıma geldi ve; istersen alıp dinleyebilirsin,
dedi ben sanki böyle bir lafı bekliyormuşcasına hemen kasetleri aldım.. eve gittiğimizde kaset kapağı en çok hoşuma giden
somewhere in time albümünü taktım. bastım play tuşuna.
aman allahım o da neydi, giden bir ses tonu ile bana göre inanılmaz bir hızda şu dizeler söyleniyordu. müzikal açıdan da fena etkilemişti zaten.
a phrygian king had bound a chariot yoke
and alexander cut the ’gordian knot’
and legend said that who united the knot
he would become the master of asia
helonism he spread far and wide
the macedonian learned mind
their culture was a western way of life
he paved the way for christianity
marching on, marching on
the battle weary marching side by side
alexander’s army line by line
they wouldn’t follow him to india
tired of the combat, pain and the glory
alexander the great
his name struck fear into hearts of men
alexander the great
he died of fever in babylon
evet alexander the great ile karşılaşmıştım bir anda. vakit kaybetmeden oturup bütün albümü dinledim. sonra başa alıp tekrar dinledim, tekrar dinledim. bıkmadan günlerce dinledim. inanılmaz güzel şarkılardan oluşuyordu, dinledikçe dinleyesim geliyordu. tabi, acaba diğer albümleri nasıl diye düşünmeden de edemedim. handan abla’dan aldığım
killers,
the number of the beast albümlerini de baştan sona dinledim ve artık dedim ki evet ben bir iron maiden hayranıyım. işte benim iron maiden ile başka bir deyişle heavy metal ile tanışmama sebep olan albüm bu. ha handan ablayı da unutmamak gerekir tabi. eski aşkıma çok teşekkur ederim buradan. şu anda 37 yaşında kendisi ama olsun ben gene de evlenirim onunla.hatta iki çocoğu varmış gene de evlenirim, olmadı kocasıyla birlikte gelsin gene de alırım nikahıma ulan.(lütfen bu konuya fazla girmeyelim kuzum)
şimdi gelelim albüm üzerine ufak bir açıklama yapmaya. efendim bilindiği üzere maiden’nin bu albümü 1986 senesinde çıkmıştır. bu albümde bruce abinin hiç sözü olmasa da vokal performansı harikadır. hele ki
alexander the great,
deja vu gibi kilit şarkılarda fena yardırmıştır. sözler genelde steve abi ile adrian abi tarafından yazılmıştır. ha unutmadan
synthesizer kullanılan ilk albümdür ama olsundur.