attila ilhan tarafından yazılmış bir romandır.
"ne yapmayacağını bilen fakat ne yapacağını bilmeyen" hasan adlı gencin öyküsü üzerinden türk gencinin bunalımlarını işler. bu yüzden yer yer dibe vuran, vurduran; bolca sıkıntı dolu bir kitaptır... kimi zaman bir
fight club tadı bile yakalarsınız...loser bir modda okunmaması tavsiye edilir. (öyle bir modda olmasanız da muhtemelen bu kitabı okuduktan sonra girersiniz zaten zahmet etmeyin.)
içinizi okur çoğu zaman...kitaptaki kelime seçimi çok etkileyici yer yer fena vurucudur...yazar bunu şöyle açıklar:
"bence 20.yy romancısı okuyucusunun bir sinema seyircisi olduğunu bir an bile aklından çıkarmamalıdır. bu yönden baktınız mı sokaktaki adam "cinematografique" bir romandır. işleme iyice sindirilmiş, söylev ya da monolog değil, hareket ve eylem olarak deyimlenmiştir. "
içinden bazı alıntıları seçecek olursak benim seçtiklerim şunlar olacaktır:
-"ben insan haline gelmiş sıkıntıyım"..."benim " diye cevap verdim "bütün çivilerim sökülmüş. nefes almak gibi kötü alışkanlıklar yaşamakta devam etmeme sebep oluyor."
-"susuyoruz sessizliğin ortasında saatin tıkırtısı meydana çıkıyor. onunki de budalalık. hepsi birbirine benzedikten sonra zamanı sonsuz parçalara bölmek niye?" ( syf 81)
-"evvelce bolluk vardı." lafı ile "ileride bolluk olacak" lafı arasında çok mu fark buluyorsunuz? ben bulmuyorum. her ikisi de yalandır. onun için ben her ikisine de inanırım. yoksa şimdiki kıtlığa nasıl dayanabilirdim?" (syf 88)
-"zamanın geçmesini istemek bende sabit bir fikir. oysa ne bekliyorum ki? adresi yanlış yazılmış bir mektubun, bir sabah uyku sersemi, gelip beni bulmasını mı? ancak uzun uykusuzluklardan sonra varılabilen bir rahatlıkla ölüvermeyi mi?" (syf 117)
-"susmak aptallığın değilse bile iyi niyetin işareti sayılıyor. oysa iyi niyetle aptallık arasında ne kadar fark kaldığını ben epey bir zamandır kestiremiyorum." (syf 137)
- "başka sıkıntın yok mu senin?" - başka sıkıntı? - var elbet ! yaşamak sıkıntısı söz gelişi. nabızlarımın dakikada seksen küsür defa vurması cinsinden, bayağı sıkıntılar. dahası var, hiç değilse senin kadar budala olamamak. (144)
-bir şehri sırtında taşımak …ya da şehrin sırtndan gezinmek ne yürek üzüntüsüne mal olur ki? bunu beni görmeden anlayamazsınız. (145)
-zira ben bunların hepsiyim. bu ise istanbul demektir. ben istanbul’um . bu yüzden kahrımdan ölüyorum. bu olsa olsa, çilemin bitmeyeceğine ve daha çok yaşayacağıma , işarettir. çünkü siz belki bilir belki bilmezsiniz; aslında en çok yaşayanlar, ölülerdir.(167)
-şu ana kadar milyon tane adam gödük ve bunca yüzyılda yapabildiğimiz, saygıya değer ne varsa, hepsini yerin dibine geçirdik. peki ya bunların acısı? bak göreceksin bu acı bizi ya dama edecek ya da topumuz birden çıldıracağız.(168)
-bu harpten hiç kimse sağ dönmedi. (1.dünya savaşına nazire yapıyor) onlar canlarını kaybettiler ama ruhları sağ, aramızda dolaşıyor yaşıyorlar. ya biz? bin beteri; biz ruhlarımızı kaybettik. milyonlarca ceset.(169)
- boşver dedi acıma! acımak, başkasının halini görüp, adamın kendi haline şükretmesi demektir. onun için birinin sana acıdığını anladın mı içerlersin. (116)
-
kur’an’da değil fakat galiba
tevrat ‘da şöyle bir cümle olacak:
“….ve seni
babil'den öteye götüreceğim.” işte benim için, bütün mesele bu! babil'den öte gitmek…kötü bir tabiatım var .babil'den sıkılıyorum. babil bana göre değil. ötesi nasıl bunu bilmiyorum . fakat babil’i istemediğim muhakkak. (syf 197)
işte böyle babil'den öteye gitmeyi arzu edenlerin rastlarlarsa okumaları tavsiye olunan bir kitaptır.
ilhan’ın yer yer ukala, dil bilen, sarhoş, serseri, gezmiş görmüş, yemiş içmiş,hapiste büyümüş tripleri dışında güzeldir.güzel şeyler söyler , "yıldızların bir avuç cam kırığı gibi parladığını" söyler mesela ..ama ben en çok “
sarhoştum kasımpaşa'daydım” diye başlayanı severim hani…