soğuk  

adana çık aradan

  1. sıcak olmayan , anlamı sıcağa göreceli olarak belirlenen referans tanımından bağımsız olarak tanımsız olan kavram.

    soğuk bir kişiliktir aslında , enerjinin gittikçe kaybolduğu , hareketin ve devingenliğin kaçamadığı sonsuzluğun simgesidir.yağan kar altında eriyen yaşamın ardındaki güçtür.ya da uzaydaki sonsuz küçük yoğunluktan sağ kalan tek varlıktır.

    (bkz: kış)
    (skuba, 20.01.2005 02:03 ~ 02:03)
  2. ülkemizde en meşuru balkanlar üzerinden gelendir.
    (bkz: balkanlar üzerinden gelen soğuk hava)
    (creepingdeath, 20.01.2005 02:05)
  3. yavşayan pencere kenarı lastikleri vasıtasıyla odada hissedilen şeydir.
    (marla singer, 30.03.2005 14:24)
  4. çoğu kez sıcağa yeğlemenin kişinin bünye dinçliği açısından daha faydalı olduğu,suratınıza çarptığında sizi pek çok anlamsız,karamsar beyin kurdundan kurtarma gücüne sahip,kıyafetlerinizden içeri girdiğindeyse size pekmez shotlatma gücünü de gösteren,kimi kez bir insana sıfat,kimi kez bir çorbaya şikayetken bazen bir klimaya övgü veya bir dondurmaya hasret haline de dönüşebilen,kışın sokakları esir aldığından,odanıza koşup da yumuşacık battaniyenizin altında kıvrılırken aklınıza sokak çocukları,sokak insanları,sokak yaşlıları düştüğünde sizi ılıcık yatağınızdan kaldırıp dünyaya ve hayata söverek bir bardak soğuk su içirtme ve ertesi gün de gördüğünüz sokakta yaşayan herkese bol keseden*dağıtarak yolda yürütme yaptırımı da gözardı edilmeyesi,derideki krause adlı duyu hücreleriyle algılanan bir çeşit somut hissiyat.
    (guest8644, 30.03.2005 15:40 ~ 15:41)
  5. erkeklerin don diyebileceğimiz olaylarda altlarına sıcak tutsun diye eşortman tarzı ince giysiler giydiği görülmüştür..kızların soğuk havalarda etek giymeleri kızların içten ısıtmalımı yoksa ateş ateş yandıklarının bir işaretimidir bilinmez ama tek bir anlam vardır..
    ateş ateş yanılan durumlarda içten ısıtmalı kat kaleriferini çalıştırdıktan sonra dizin 3 parrmak üstüne gelecek şekilde giyilmesi gereken durumdur..
    (surat, 18.10.2005 21:55)
  6. koşarak tuvalete gelindiğinde popoyla klozetin(soğuk gelir genelde) buluşma anında poponun ısındığı hissedilirse soğuk nedir anlaşılmış olur.
    (karoten, 30.12.2005 14:49)
  7. havanın hallerinden biridir. termodinamik kurallar ile net olarak ifade edilebilir. detayları ile polemik yaratımının şu anda önüne geçilmiştir.

    insanların üşümesine, vücutta titreme ve benzeri belirtilerin oluşmasına neden olur.

    kendi içinde evrelere ayrılır.

    az soğuk*
    soğuk,
    çok soğuk,
    ayı titreten soğukları
    göt donduran soğukları
    taşak büzüştüren soğukları
    donduran soğuklar
    öldüren soğuklar

    tamamen hayal mahsulu, anonim, kulaktan dolma yanlışlığı çoktan doğrulanmış kıymeti kendinden menkul evrelerdir bunlar.
    mühim olan gönüller güzel olsun.

    (bkz: nöbetçiler rakımı getirin)
    (subaquatic, 20.12.2007 01:36 ~ 01:53)
  8. ağlamanın eşiğinde ders terk etme sebebi.insanın sinirini bozan şey. buz gibi bir sınıfta, kendi kendine saçmalayan, hani neredeyse avrupa yakası'ndaki burhan'ın gerçek hayattaki hali birini dinlemek zorundaysanız daha da can sıkıcı olabiliyor. bir de alerjiniz varsa, eliniz kolunuz morarıyorsa, artık soğuktan hissedemez hala geldiyseniz, katil olmak için ortam hazır demektir.

    dışarı çıktığınızda ise, artık soğuk etkisiyle mi bilinmez ama insanın gözleri doluyor.küfrede küfrede yürüdüğünüzü bile sıcak bir ortama girdiğinizde anlıyorsunuz ancak.
    (maia, 24.12.2007 19:14)
  9. **günümüzde,izmirli yazarlarımızı bile dondurmaya yetecek güçte olmaya başlamış hava durumu.
    (bkz: noluyo lan)?

    **kolanın içimi için gerekli şartlardan biri.
    (bkz: soğuk içiniz)
    (onbeşdakikareklammıolurbekardeşim, 24.12.2007 19:50)
  10. balkanlardan esen sensiz hava dalgası...
    (deniz büyücüsü, 26.01.2008 12:16)
  11. hakkında derler ki soğuk aslen erzurumlu ama afyon'da* ikamet eder. biz de mevlana torunu olduğumuz için sık sık müsafir ederiz kendilerini.üç günden fazla da müsafirlik olmaz ki canım kardeşim.*
    (buyukdusunuryinebuyukdusundu, 20.02.2008 19:18)
  12. "“onlara hiç benzemiyorum. beni nasıl...”
    susuyor. duvarlardan gelen cevapların uygunluğunu yokluyor. başka bir yerde başka şeyleri görür gibi sakince izliyor verilen cevapları.
    kımıldandı. soğuğun onu öldürebileceğine inanmaya başladım.
    “hiç benzemiyorum onlara. onlardaki yeteneğin zerresi yok bende. aralarında yaşamam imkânsız. yine de bana inanabilmene şaşırıyorum. aslında şaşıramayacak kadar zayıfım. bu soğuk beni öldürüyor.”
    üç gün önce buradaydım. etraf karanlıktı. pencereden sızan cılız ışığın peşindeydim sadece. o günkü elbiseler var üzerinde. ciğerlerine dolan havayı böylesine ıstırapla verişi neden?
    ısınmak için üzerine bir sürü eşya yığmış. titreyişleri yığının altından kendini gösteriyor. kenarına kıvrıldığı pencerenin camları buğu yapmış. etrafına yaydığı soğuk dalganın tesiri bana ulaşamadan pencerenin camında bir anlığına hayat bulup ölüyor.
    ...
    "
    (scissorshands, 27.06.2008 23:15)
  13. "
    ...
    soluğunun ritmi tekrar bozuldu.
    üzerime diktiği gözlerinde başkasını görüyorum, kendimi değil.
    yine de üç gün önceki ölü bakışlardan iyidir. o, bir şey isteyebilmek kudretini kaybetmiş ölü bakışlar. koridordan kapıya doğru yürüyüp gidecekmiş gibi yapıyorum, nefes seslerini duyabilmek için; hayır, duyulmuyor. sanki çok uzağa gidersem yaşadığından emin olacağım da, yakınında durdukça ölümüne yardım edeceğim, hiç tanımadığı bir yabancı olarak. kıkırdıyor. orda olduğumu bildiğini, benden korktuğunu gösteriyor bu. odaya döndüm. geri geldiğime dair hiçbir şey yok. buraya bir şeyleri değiştirmek için geldiğimi hatırladım. düşünemiyorum. sessizce söyleniyor: “onlar gibi değilim”. yavaşça diğer elini sıvazlayan eli, yapacak bir şeyim olmadığını, geldiğim yere geri dönmemi telkin ediyor bana.
    “beni kurtarmaya gelenler hüsranla döndüler yuvalarına, malesef.”
    daha önce de mi? o cılız ışığı benden önce gören olmuş muydu?
    mümkün mü bu?
    şimdi soluğuna yetmeyen kudreti, korkularımı ifşa etseydim ölümcülleşirdi aniden. hem de sadece benim için.
    ...
    "
    (scissorshands, 27.06.2008 23:17)
  14. "
    ...
    kemiklerinin her birini acıtarak –yüzünde göremezdiniz bunu- yatağında kıpırdamaya çalışıyor umutsuzca; alnındaki ter damlalarının farkında değil. o plânları yaparken kendimde miydim ben, aklım neredeydi benim? şaşıp kaldım.
    artık kalbimden gelen bir çağrıya ayak uydurabilirim sadece.
    korku. kokusunu alabildiğim tek şey.
    o cılız ışığın peşinden giderken de ayaklarıma güç veren şey korkuydu.
    zorlanmadan açtığım kapı bile bir yandan çağırıp bir yandan boşvermemi salık veriyordu. korku, mukavemetle cezbolmayı bitiştirir birbirine.
    “bana sadece üşümeyi ve yürümeyi ilham eden bu ışık size mi ait?”
    bu saçmalıkta bir cümle kurabildiğime inanamamıştım. yine de kalbim, üzülmememi, sessizliği bozmuş olmamın şimdilik yeteceğini fısıldamıştı bana.
    elleri seyiriyordu.
    emin olduğum bir şey vardı yine de; hissedemediğim bir soğuk. soğuğu anıştıranın içimdeki korku olduğunu, ceplerimdeki hazinenin bir kısmını burada bırakmam gerektiğini sızlanmadan kabullendim. –peki hâlâ kabullenemediğim nedir?-
    ...
    "
    (scissorshands, 27.06.2008 23:19)
  15. "
    ...
    mum ışığına yürüdüm. uzaklara –bana- kadar şarkısını uzatmış bu zayıf ışık, soğuğa açılan muhtemel geçitler yaratacaktı.
    daha önce kimbilir kaç kez gördüm bu pencereyi. kaç kez aklımdan geçirdim bu odanın sahibini. sadece bakıp geçmişim, üzerine düşünmeden. işte bu binlerce geçişin sonunda, kendimi bir ışığın peşinden gider, bir soğuktan sakınır buldum. kör gibi geçişlerim aradığım kişinin hissizliğine tekabül etti. o gece, karanlığı yadırgamadan nasıl atabildiysem kendimi sokağa, öyle önüne düştüm doğru ışığın. diğerlerinin içinden süzüldü, seçti beni, çağırdı önce, sonra sahibin sözünü dinleyip, nereyi ısıtacak, aydınlatacaksa orada ölümünü beklemeye koyuldu, bir daha beni düşünmeyerek.
    “bu ışık size mi ait?”. saçmaladığımı düşünüyordum.
    sesimin nereden geldiğini araştırıyordu. sessizlik... içimdeki korkunun artık neye benzediğini bile bilmiyordum.
    tavana bakıyor.
    gözlerini sabit tutmaya çalışıyor, seyiren ellerini yatağa bastırıyor, tavana bakıyor, arada bir hafifçe dudaklarını aralıyor, sonra tekrar kayıyor gözleri. sonunda mücadeleden yorgun, yavaşça bırakıyor başını: “onlara hiç benzemiyorum.”
    “başkaları da mı geldi?” dedim.
    “tabii.”
    ışığa çeviriyor gözlerini zorla.
    “anlamıyorum, neden bu ışık geçmişinizi çağırıyor?”
    “nasıl?” diyebiliyorum.
    sesim ulaşamıyor ona. dudaklarıma bakarak konuştuğuma hükmediyor. gülümsüyor. bana körlüğü aşılayanın tebessümü olduğunu anlıyorum. binlerce geçişe bin çeşit tebessüm. pencerenin buğusu, sabah seslerinden başka bir şeye geçit vermiyor. toplanan çöpleri, dik bakışlı kargaları, servise çıkmış kapıcıları, mahmur bakışlı okulluları hayal etmeye çalıştım.
    şimdi, beni neden duyamadığını, ona bir şeyler hatırlattığımı ama yine de hiçbir şey anlatamadığımı bilmekle birlikte, aynı ihtiyacın karşıt muhtaçları olduğumuzu anlıyorum. yavaşça ekşiyor yüzüm, nasıl da farkındayım. acı veren haklı çıkış. yerinden kıpırdamaya neden gerek duysunki, apaçık herşey.
    ...
    "
    (scissorshands, 27.06.2008 23:21)
  16. "
    ...
    “beni kurtarmaya gelenlerden bahsetmiştim, hüsranla dönenler, hatırladın mı?” diye hırıldıyor.
    “bu ışığı kimsenin göreceğini sanmıyorum benden başka.” diyorum.
    hiç beğenmiyorum bu kaygan sesimi. oysa sesimi duymuyor bile.
    faydasızlığımı kafama vura vura öğretmeye çalışıyor sanki.
    alev bir salınarak savurdu bizi. aynı anda, sözleşmiş gibi solgun ışığa karşı nefesimizi tuttuk.
    yine dudaklarını aralamaya çalıştı. soğuğa bir öfke dalgasının karıştığını hissettim; yakmayan, donduran, hissizleştiren, bir türlü duyularımla kavrayamadığım...
    “onlar da geldiler. getirdiklerinden fazlasıyla ayrıldılar.”
    tavana bakıyor. değil ne düşündüğünü, yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorum. ancak soluk verirken yüzünden geçen acı, hâlâ hayatta olduğunu müjdeliyor bana.
    “tek merak ettikleri ne kadar ileri gidebileceğimdi. koşuyu ne kadar uzun tutacağım, cesaretimi ne kadar daha yüzlerinde hissedecekleri.”
    dediklerinden hiçbir şey anlayamayışımı, neden burada olduğumu bilmeyişime bağlayarak görmezden gelebilirim ama bu, gerçeğin açık ettiklerinden mahrumiyet anlamına gelmez mi? ne istediğimi bile bilmiyorum.
    “bana yardım et” dedi hırıltıyla. “yapabiliyorsan yap şunu.”
    hissedemediğim soğuk usulca yanıma yerleşti. varlığına inandığım ama duymayı reddettiğim o keskin soğuk, birden bir eşiği aştı ve gözlerime baktı. önce ne yapacağımı bilemedim. diğerlerinin kaçış nedenlerini az sonra acıklı bir şekilde öğreneceğimi sezdim. burnum kanıyor. üzerimde ince bir kan ırmağı... irileşmiş gözlerim, farkındayım, ama aksi gelmiyor elimden.
    inanç silâhtır” diyerek gülümsüyor.
    ...
    "
    (scissorshands, 27.06.2008 23:24 ~ 23:26)
  17. "
    ...
    ışık tekrar aramıza geçti. bu bir duvar.
    “bir öncekinin gitmesi epeyi kısa sürmüştü. on dakika. belki de beş dakika. bilemiyorum daha da kısa olabilir. bu pek de önemli değil. her gelenle soğuğun farkına tekrar varmam, unuttuğun bir günah nasıl azap veriyorsa yıllar sonra bile, öyle deşmesi tekrar ayazın... işte benim için önemli bir şey varsa budur. başkasını düşünmeme fırsat kalmıyor. benim sınavım böyle kısır bir döngüye mahkum: neden geliyorlar? neden gidiyorlar? neden soğuk? neden üşüyorum? neden üşümüyorlar? ne zaman biri gelecek? ve nihayet, ne zaman gidecek? bu soruların önceden çalışılmış cevapları var. yine de çok zamansız... zamansız geliyorlar. anlıyor musun?”
    sustu. hâlâ burnumdan akan koyu kırmızı sıvıya bakıyorum. bu acayipliğin onun başının altından çıktığını düşünüyordum.
    “neden geldiler buraya?”
    “başka yere gidemezlerdi de ondan. kendine bak bir. bir düşün. sen biliyorsun bunu bence. herkes bir öncekinden habersiz, hepsinin gözleri ışıldıyor. sonra bir öncekinin de pişmanlığını ve günahını devralarak buradan kendilerine dahi hissettirmeden kaçıyorlar. hangimiz diğerimize işkence ediyoruz bilemiyorum, bunca zamandır biriktirdiğim altın kurallara rağmen.”
    ne olursa olsun, çektiğim bu tanımlanamayacak ıstıraba rağmen doğru olanı yapmak istiyorum.
    doğru olanı bulmak için türlü yollar denedim ama, çareye, geçmişimdeki acı hatıralardan daha fazla benzeyen çıkmadı. belirsiz ve can yakan... o zaman ne yapmıştım diye hatırlamaya çalışıyorum. bildiğim tek şey öncekilerin yapamadıklarına cesaret etmem gerektiği.
    “ne yapmam gerektiğini bilmeye ihtiyacım var.” dedim.
    “yapılmayanı yapmak istiyorsun ama karşılığında ölesiye üşüyeceğini -ve o kadar ki bir türlü ölemeyeceğini- biliyor musun?
    ...
    "
    (scissorshands, 27.06.2008 23:28)
  18. "
    ...
    soru sormuyor.
    yalvarıyor.
    “çok önceleri, ben gafilken, ‘daha fazla hissetmek’ derken, önüme türlü ihtimaller çıkarılmıştı. hiçbirini umursamadım, sadece daha fazla hissetmek...”
    yanına yaklaşıyorum, sırtımdaki hissedebildiğim her lif geriliyor.
    “burada kalmak istiyorum.”
    ışık tekrar titreyip geriye taşıyor beni. en karanlık gecede kendimi sokağa atışımı... sonra bir anda ensemden çekip cılız ışıklı harabe bir binanın önünde bırakışını hatırlatıyor. defalarca önünden geçip gittiğim, pencerelerini belli belirsiz bir zevkle seyrettiğim bu evin, bana ilk defa bir anahtar olabileceğini... korkunun önce sakındıran yüzünü göstermesini... ve sonra da, kendimi farkettiğim dakikadan beri benimle olduğunu bildiğim cezbeden yüzünü kalbime teşhir edip, yukarı çıkmam gerektiğini fısıldadığını hatırlatıyor. bir saniyeden kısa bir süre dünyanın öteki tarafına bakıp düşünmüştüm. bu binadan başka değerli bir şey kalıp kalmadığını, zaman kaybetmeden iyice bir tartmıştım. ama cılız ışık bir an titredi ve yine oyuna kattı beni.
    “hep burada mı olacaksın?
    “başka bir seçeneğim olduğunda...”. yarıda bırakıyor.
    ışığın aramızda durup sırasını savmasını bekliyorum.
    ...
    "
    (scissorshands, 27.06.2008 23:29)
  19. "
    ...
    “en başta da seçenekler vardı sözde. ama... ben... gözüm görmüyordu onları. bir tek şey: daha fazlası. hissettiğimden daha fazlasına gücüm yetecek. böyle düşünüyordum, sahi. istediğimi de tercih ettiğim sundu bana. bir daha eskisi gibi olmamak... tercih.”
    “bu ışık beni sürüklüyordu buraya. nasıl olabildiğini bilmiyorum ama...”
    duruluyor. “ya,” diyor, ciddi ciddi. “sürüklüyor.”
    “sürüklüyor.” hırıldıyorum. “gözümün görmediği başka ihtimaller de var, işte.”
    “üşümeye öykünmeme sebep içimdeki korkuydu ve bunu sızlanmadan kabullenmem, ceplerimi boşaltmam gerekiyordu.”
    “biriktirdiğin hazinenin bir kısmı.”
    soluk verişi daha acısızlaşıyor gittikçe.
    üşüyorum.
    “bu hiç kolay olmuyor. birinin yükünü sırtlanmak, onun acısına ortaklık...bilmiyordum belki, ama kendime verdiğim ilk ders bu oldu; biri yükümü hafifletebilir. haketmek... hakedilmek. ortaklık.”
    teninin rengi yerine geliyor.
    üşüyorum.
    “şimdi” diyorum. “doğruyu yaptığımı biliyorum.”
    “sadece kendin için yapıyorsun bunu” diyor.
    “senin için de.”
    itiraza gerek duymuyor, ittiriyor üzerindeki yığını.
    mumun alevi gözlerimizi irileştirecek kadar zayıflıyor, hâlâ ağlatacak kadar temkinli davranışları.
    “hava aydınlanıyor.”
    “evet.”
    belki de gücünü yettirip ayağa kalkabildiği ilk gün bu. hafifçe esnetiyor kemiklerini.
    burnumdan başlayan uyuşma, ince, keskin bir nefes gibi ayakuçlarıma yürüyor.
    korkuyla ilk yüzyüze gelişim bu, kendi korkumla.
    bir kuş sesi geliyor.
    bakışlarımı sabitlemeyi beceremiyorum artık.
    ...
    "
    (scissorshands, 27.06.2008 23:31)
  20. (bkz: rölativizm)
    (ilsu, 12.12.2008 16:48)
  21. bitirmek üzere olduğum, ama "kitapevi arayışına girmeli miyim yoksa bu yazılanları kendime mi saklamalıyım?" sorusuna henüz cevap veremediğim kitabımın başlangıç cümlesi. evet, sadece "soğuk." diye başlıyor.
    (photographer, 25.01.2009 13:35)
  22. şu an kocaeli sınırları içerisinde götümü dondurmaktadır..

    cumartesi bugün,hani şöyle çıkayım içeyim diyorum ama nasıl üşeniyorum..onu bırak hava güzel olunca oturduğumuz 2-3 tane terası olan bar var ama bu soğukta gidip şimdi terasta da oturulmaz..bu ne olm,elim ayağım titriyor allah belamı versin..yaz gibisi var mı amına koim..varsın ısırsın sivrisinekler bacaklarımı kollarımı,yok abi soğuk fena bişey..
    (bardan adam, 31.10.2009 16:48 ~ 16:49)