ben genelde insanlara soğuk davranırım. önceden böyle değildim. insanlarla gayet 2-3 bira çerçevesinde kanka ayağı göt ayağı olabilme durumum vardı. fakat bu kısa sürede şunu anladım ki etrafımda kazandığım bu kişiler ile 2-3 bira çerçevesinde kurduğum ilişki sadece bu çerçevenin içinde kalıyor, ne zamanki çerçevenin dışına çıkmak istesem her daim istemediğim, haz almadığım, beğenmediğim, hoşlanmadığım ortamlarda ve durumlarda kendimi buluyordum. çerçeve içindeki insanların frekansında durmak gibi bir koşula bağlı kalıyordum. sonrasında bu durumun hayatıma verdiği rahatsızlıktan ötürü seçici davranmaya başladım. mesafe koyarak tanımaya çalıştım. hatta mümkün mertebe buzdolabı gibi olmaya gayret gösterdim. bir süre sonra tepkilerin aynen şu şekilde olduğunu gördüm:
"çok soğuk çocuk"
"çok artist, kendini bir bok zannediyor"
"ay onla konuşulur mu ya"
"bu kadar da kendini beğenmişlik olmaz ki"
nitekim hepsi doğru tespitler. ama o kişiye özel. verdiğim tepkilerden, takındığım tavırlardan çıkarılan tespitler. kendimin ve etrafımdaki sıcaklık dağılımını ben kontrol ettiğim zaman gördüm ki istediğim insanlarla mutlu olabiliyor ve davranmak istediğim gibi davranıyorum. sıcak davrandığım insanlara hayatımın kapılarını açıyorum. benle tanışmak isteyenleri önce gözlüyor, beğenirsem sıcak tepkiler veriyorum, beğenmessem mesafe koyuyorum veya ilgilenmiyorum. 2-3 bira çerçevesinde insanlarla kanka ayağı göt olmayı değil, insanları tanımaya gayret gösteriyorum. hızlı bir tanımsız ilişki yumağı yerine basamaklı bir merdiveni tercih ediyorum. karşımdakinin benden daha zeki olup olmamasına değil, beni mutlu edip etmemesine bakıyorum. hayatım bu şekilde çok güzel. size de tavsiye ederim.
"aşık olan insan" da bu nitelemeye katılabilir. aşık olunan kişiye soğuk davranmak, gözlerini ondan kaçırmak, onu görmemezlikten gelmek çok sıkça rastlanabilecek eylemlerdir. zamanla azalır bu eylemler. bu da olgunlaşmadır. evet..
bu gibi durumlarda ya kişi soğuk bir ortamda 21 gün muhafaza edilmiş dahası buzlanmaya bırakılmıştır ve davranışların belirtilen sürede alışkanlığa dönüşmesi geyiğinden yola çıkarak "buz adam profili" çizmektedir ya da yaradılışa saygı duyacağımız bir vaka karşımızdadır. bu durumda operasyonda işimize yarayacak, kalp atışlarını hızlandıracak bir buz kıracağıyoksa sosyal kurnazlıklara gidilmelidir. bahsi geçen kişi sıcak bir ortamda hararetin göbeğinde erimeye bırakılacak ve direk sinirlere çalışan sataşmalarla tepkimeye sokulacak ya da bireysel çabaların katalizörlüğünde ısı alışverişine gidilecektir. bu konuda cözünürlük hesabıyapmalıyız ve bunun hesabı için hesaplanabilirliğin ikamesi olan ve literatürde güven,güven verme,güvenilirlik olarak geçen kavramlara bakmalıyız. güven duygusu katsayısının yerlerde sürünmesi durumlarında sarfedilen yoğun emek ile güven duygusu erkişiye kazandırılabilir. bu kolay olmayacaktır ve başarıya ulaşılması için geçebilecek süre de sizin hayattan soğumanıza neden olabileceğinden bu gibi durumlarda ısrarcı olmamak ve ortamdan "yaylanıp toz kaldırmamak" kesin çözümdür.
genelde burnu kaf dağında olan, kimseleri beğenmeyen insandır. iki çift laf edetmeye çalışırsınız, kısa cevaplarla bazen de sadece kafa sallayarak cevap verir. bir insanla samimi konuşmak farklı bir şeydir, ona tüm sırlarını anlatıp canciğer kuzu sarması olmak farklı şeydir. bu insanlarla konuşmak çoğu zaman sıkıcı bir monolog haline gelir.
çoğunlukla 'ne kadar sıcak olabildiği bilinmeyen insan'lara yapıştırılan bir etiket. bir kolaya kaçma ucuzluğu, kategorizasyon hevesi, habitatı içinde bir 'öteki' yaratıp kendini bu yeni kavram üzerinden tanımlama basitliğidir.
"abi bi espri yapıyosun gülmüyo bile ya kendini beğenmiş it" ambalajıyla pazarlandığı sürece nazarımdaki sempatisini yitirmeyecek bir 'şey'dir soğuk davranan insan. koçtur. .
çevresindeki insanların sinir bakışlarına ve sözlerine maruz kalan insandır. halbuki o sadece beraber vakit geçirdiğinde konuşacak bişeyleri olan, yanında rahat davranacağı insanları seçmek istemektedir. herkesle samimi olup vıcık vıcık arkadaşlıklar yaşamaktansa, sadece 1 kişinin dostluğu ona yeter. zaten soğukluğu da sadece diğerlerinedir.
arkasından söylenen sözler mi? söyleyen insanlar gibi onun da bir önemi yok...
insanlara sıcak davranabilerek de mesafeyi koruyabileceğini öğrenememiştir. yazıktır. nitekim gülmek yüzde başlar , vücuda ve sonra odaya yayılır. etraftakiler göründüğü gibi değil olduğu gibi olma haline çabuk erişir. sonra bakılır soğuk var mı ve niye soğuk diye. hayat şartlarından mecburen üşüyen insanlara söz yok ama onlarla beraber kasarak soğuk duranları bir arada düşününce ...ben de üşüyorum . sıcak girişimcilerin işi kolay sanılsa da nirvanaya ulaşanlar bilir , işin aslı o değildir . müdür bile yaparken suratsızından ararlar . ben sevmiyorum bu insanları . aynaya baksınlar .
eğer muhatabı ile herhangi bir husumeti yoksa, mizacı gereği böyle davranan insandır. insanları tanımak için bir süre bekler, gözlemlerine göre davranışlarının mesafesini ayarlar. beşeri ilişkilerin yol açtığı olumsuz durumlarda, sosyal kelebeklere göre daha az başı ağrır.
çekingendir, utangaçtır, alışınca geçer. fazla üstüne gelmeyin canım yani. hayır bir de insanlar onları sevmediğimi, burnumun büyük olduğunu falan düşünüyorlarmış başta. kırılıyorum üzülüyorum, bilerek yapmıyorum valla bak.
konuşmayı seven bir insan olmadım hiç. çoğunlukla ben dinlerim, eğer delirmediysem tabii; delirdiğim zamanlarda da taş çatlasın üç arkadaşım vardır bunu anlatabileceğim, gerisi de rol kesilebilecek insanlar statüsündedir, hiçbir şey olmamış gibi davranırım. soğuk davranmamın ya da soğuk görünmemin ilk nedeni bu işte: konuşmayı sevmiyorum yahu!
ikinci nedende, "çekingenlik" ve "sınırlara müdahaleyi engelleme" durum ve fikirlerine eşit miktarda pay verilir - en azından benim yaptığım bu. "çekingenlik"; çünkü tanıştığım her insan, beni gerçekten gülümseten bir hareketini görene kadar "kesinlikle güvenilmez" statüsündedir; evet, birkaç kişi dışında kimseye güvenim de tam değildir. "sınırlara müdahaleyi engelleme"; çünkü iki güler yüz göstermem karşısında, benden hayatımı en ufak ayrıntısına kadar önüne sermemi bekleyen ve daha bir sürü şey talep eden dangalaklar var ortada, hadlerini bildirmeyi de bilirim elbet ama işin o noktaya varması her zaman canımı sıkar; mesele, o noktaya gelmeden karşımdaki insana haddini bilmeyi öğretebilmek ki bunu da daha tanıştığınız ilk saatten "kankito/kardi/tatlım/hayatım" hitaplarını uygun düzende arka arkaya getirerek başaramazsınız - ha yapabilen varsa da kendisini tebrik ederim; ama şu ana kadar bir tane bile başarıya ulaşmış insan görmedim bu şekilde davranarak. ilk tanışmada enseye şaplak-göte parmak bir ilişki içine girebilenleri bu nedenle hayretle karşılarım her zaman, sonra da "bozuştuk yahu" diye yine bana gelirler anlatmak için.
üçüncü neden de insanları gözlemleme ihtiyacı duymam. sıcak davranayım, peki, "ah, ne şirin şey" falan desinler; ama olmuyor öyle bir şey, yapamıyorum. ne yazık ki insanların çok sert şekilde ayrıldıkları noktaları bulma ve bunların üstüne gitme konusunda oldukça başarılıyım, daha ilk saatten "rengimi" belli edesim de olmaz. rengimi belli etmek istersem de önce karşımdaki beni anlayabilecek mi diye bakarım, boşu boşuna konuşmayayım diye!
en yakın arkadaşlarıma sorsanız, benim için ilk izlenimlerinin "burnu havada, kıçı kaf dağında, kendini bir halt zanneden..." tarzı şeyler olduğunu öğrenebilirsiniz aslında ama siz bunu yapamayacağınız için ben söyleyeyim dedim; bu arkadaşlarımın ilk izlenimlerini itiraf ederkenki suçlu kedi bakışları her zaman hoşuma gitmiştir ama. "ahaha olabilir!" der ve geçerim.
aynı şeyi yapıyorum ben de şimdi: benim gibi davranan insanları gördüğünüzde, biraz düşünün lütfen. düşünmeseniz de olur, "olabilir, ahaha!"
kendi yalnızlığını saklamak için yapmacık samimilikte milyonlarca arkadaşlık ilişkisine giren bir tip olmak istemeyen biri olabilir mesela. az ve öz dostlarıyla ve yalnızken daha huzurlu olabilir bu insan. kalabalığın içinde boğulacakmış gibi hissediyor olabilir kendini. ezmeden önce, kötülemeden önce bi düşünün derim.