sıradışı olimpiyatlara alınması gereken bir uğraş. her ülkeden binlerce kadın ve erkeğin önüne konana acı soğanlardan kaç tanesini doğrayabileceği üzerine bir yarışmaya adını verebilir. dört yılda bir bu dalın gerçekleştiği mekanlarda gözyaşları sel olabilir.
(bkz: buradan yetkililere sesleniyorum)
doğranacak olan soğan sebzelikten alınır, o geri bırakılıp yan tarafta daha bakımlı olanına göz dikilir ve bir elde bıcak diğerinde soğan masaya gidilir. ne zorluklarla topraktan çıktığı bilinmeyen o soğana yokmuşcasına bakılır ve kabukları haşurt huşurt soyulur, bilinmez ki o soğancığımızın da bir ruhu vardır, okşanmak ister, sevilmek ister, tıpkı bir elma gibi soyulmak ister. elinde bıçak olan şahıs hiçbir şefkat gösterisinde bulunmadan yerde masum masum yatan soğana bıçağı batırır ve ikiye böler. soğan bölünmekten yada parçalanmaktan korkmaz aslında, onun korkusu her yemekte bir aksesuar olmasıdır. hiçbir zaman bir yemeği süsleyemeyecek olması, yemeklerde ilk önce kavrulup şeklinin yok olması ve her zaman önemsiz bir sebze olması.. bu yüzden ağlatır soğan insanı, o ağlatmak istemez aslında ancak ona veremediğimiz değer karşısında yüreği incinmiştir ve intikam sırası ondandır.
kesilirken yayılan bir gaz aslında gözleri inceden tahriş eder. göz yaşartıcı siprey gibi. o sebepten gözler yaşarır... sanırlar ki soğanı değil evladını doğruyon... böyle bi ağlama gelir.
soğan ve sarmısakta sülfür içeren aminoasitlerin türevleri vardır.bir soğan kestiğinizde bunlardan's1 propenylcysteine-sulphoxide' adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden 'proponal-s oxit'adlı kısım ortaya çıkar.bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz (zayıf asit tuzları, ya da zayıf bazik tuzlarının suda çözünmesi sonucunda oluşan iyonların h2o ile tepkimeye girmesi) olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar,yaşarmasına neden olur.
aşağıdaki yazının alıntı olmasına ek; niye embesile anlatır gibi bi tavır takınmış yazan kişi anlamadım.
"öncelikle soğanlar kuru ve yaş soğanlar olarak ikiye ayrılır. burada bahsedilen kuru soğandır. soğanı soymakla başlıyoruz. büyük ya da orta boy keskin bir bıçak soyma işlemi için idealdir. soğanın tek bir kabuğu yoktur, kat kattır. dolayısıyla bazen soyarken nerede durmanız gerektiğini bilemezsiniz. genelde pürüzsüz ve en kaygan katmana gelindiğinde durmak gerekir. yalnız geldiğiniz bu yüzeyde çürük vs.den kaynaklanan renk değişiklikleri varsa ve/veya sunta gibi bir katmansa bu katman, o zaman bir kat daha inebilirsiniz. soyarken en kolay yol, soğanın başından varsa püsküllerini de dahil ederek küçük bir kapak kesip, buradan aşağıya doğru boylamasına bıçakla dış yüzeye fazla derine inmeden bir kesik atmaktır. portakal soyarken olduğu gibi. sonra bu kesikten katmanları kaldırıp, saat yönünde (daire şeklinde) çekerek soyma işlemini tamamlayabilirsiniz. doğramaya hazırsanız, soğanı önce boylamasına olarak ortadan ikiye bölüyoruz. yarım soğanlardan birini alıp, tümsek (dış bükey) kısmı üste ve soğanın baş kısmı (boylamasına) bize bakacak şekilde kesme tahtamıza soğanı yapıştırıyoruz. soğanı sol ucundan sağ kısmında boşluk bırakarak sol elimizle (solaklar sağ eliyle) sıkıca kavrıyoruz. ve bıçağı kullanmakta usta olduğumuz ve boş kalan elimize alarak, soğanın kuzey ucunda 75 derece açıyla tutarak, en sağdan yaklaşık 3 milim sola soğanımızın üstüne hizalıyoruz. dikkat! bu kısımda elinizin herhangi bir bölümü olmamalı. bölgenin güvenli olduğundan emin olup, hizalama işlemi tamamlandıktan sonra, soğanın kuzey ucundan başlayarak, güney ucuna doğru, bu bölümünü gövdeden ayıracak biçimde bıçağımızı güneye doğru hızla çekiyoruz. işlem bittiğinde küçük soğan küpümsüleriniz olacak. daha sonra aynı işlemi tüm soğan bitene kadar sağdan sola doğru sürdürüyoruz. soğanın sonlarına doğru geldikçe bu işlem biraz zorlaşacaktır. soğan küçüldükçe tuttuğunuz bölgeyi küçültün, yavaş yavaş soğanı tutma görevini parmaklarınıza devredin. böylece daha rahat edersiniz. parmaklarınızın da hayatı kurtulur. ayrıca dert etmeyin 3 milimden biraz daha kalın olabilir dilimleriniz. işin en önemli kısmı olan soğan doğrama işi bittikten sonra yemeği yarı yarıya bitirdiniz sayabilirsiniz. gözlerinizin sulanmasından hiç bahsetmiyorum, ona yapacak bir şey yok, selpak olsun mutlaka yanınızda."
eğer gözünüzde lens varsa hiç sorun olmadan yapabileceğiniz eylem. gözünüz yaşarmadığı için her soğan doğranması gerektiğinde aranan insan olursunuz o ayrı.
bu eylem esnasında gözlerin yanması ve şapır şapır akmasının önüne burun yerine ağızdan nefes almakla geçilebilir. burnunuzu kesinlikle kullanmayıp tamamen ağzınızdan solunum yaparsanız gözleriniz akmaz. neden olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. anne bilgisi.
edit: gözlerimiz, burundan koku aldığımız için akıyormuş. (embesil bi açıklama oldu ama neyse) soğanın tadı değil, acı olan kokusuymuş aslında. burun bu kokuyu alınca rahatsız hissedip göze burun içini temizlemesi için sinyal verirmiş. bu esnada gözyaşı sadece dışarıya değil, aynı zamanda burnun içine de akarmış ve nispeten rahatlatırmış. mihman'a bilgi için teşekkürler.
yemek yapmak için mutlaka yapılması gereken bir eylem değildir. ayıklanmış, doğranmış ve dondurulmuş olarak satılıyor kuru soğan. derin dondurucuya atıp, yemek yaparken kullanılacak miktarda alınıyor, gerisi mis gibi duruyor dolapta, gerekirse aylarca yani. göz yanması, ellerin kokması falan yok, fire ve çürüyen filizlenen soğan ise hiç yok.