son yıllarda
stephen king ve
dean r. koontz gibi usta isimlerle karşılaştırılmaya başlanan
ted dekker’ın
martı yayıncılık tarafından 2008 yılında basılmış ve türkçe’ye "
ten" adıyla çevrilmiş bilim kurgu, gerilim ve aksiyon yüklü romanı. belirtmekte yarar var:
new york times bestseller damgasına sahip.
“asla gözlerine güvenme” deyimiyle yola çıkan roman, karanlık bir tarikat geçmişine sahip wendy davidson’ın summerville kasabasına doğru hareket etmesiyle başlıyor. summerville’da kopan beklenmedik fırtına yüzünden küçük kasabaya mahkum olan wendy burada colt, nicole, carey ve pinkus’la beraber kafa karıştırıcı bir hikayenin baş karakteri konumuna geliyor. bu noktadan sonra kitap “güzellik nedir” sorusuna cevap arayan bir katilin bahsi geçen 5 kişiden intikam almak için yaptığı akıl almaz oyunlara karşı kahramanlarımızın direnişi etrafında dönüyor.
itiraf etmeliyim ki hikaye “en çok satan” damgasının hakkını verecek derecede iyi bir kurguya sahip. kendi içinde dallanıp budaklanan bir öykü ve “hikaye içinde hikaye” türünün başarılı bir örneği olarak gösterilebilir. kitap boyunca yeterli dozlarda azar azar verilen alt hikayeler gelişmekte olan öykünün aslında farklı bir hikayenin tabanını oluşturduğu fikrini okuyucuya hissettirmeden veriyor ve son sayfaya kadar da bütün hikayeyi açığa çıkarmıyor. ayrıca beklenildiği gibi sürpriz sonuyla da okuyucuya göz kırpıyor.
karakterler bakımından kitap gayet yerli yerinde ve okuyucuyu doyuracak zenginlikte, fakat kitabın başında önemli olacağını düşündüğünüz birkaç ayrıntının hikaye geliştikçe o kadar da üzerinde durulmadığını görüyorsunuz ve bir kaç nokta için kullanılmasaymış da olurmuş diyorsunuz. sanki yazar kafasında tam anlamıyla neyi kullanacağına hikaye geliştikçe karar vermiş ve buna göre öyküyü yazarken yönlendirmiş gibi… buna rağmen kitap boyunca karakterlerin yaşadıkları gelgitler ve katile karşı takındıkları tavır ile birbiriyle uyuşmayan bir grup insanın hayatta kalabilmek için neler yapabileceğinin gözler önüne serilmesi bakımından dikkate değer bir roman.
yapıtın en kötü tarafı ve zannımca bütün o kurgusuna ve zenginliğine rağmen yitip gitmesine neden olmuş derecede göze batan eksikliği türkçe bakımından zayıflığı.
kerem çorbacıoğlu tarafından türkçe’ye çevrilmiş olan roman, açıkçası hikaye boyunca keşke hiç çevrilmeseymiş bile dedirttirdi. baskı hatası denilemeyecek kadar çok -hemen hemen hepsi- bitişik olan de bağlaçları, tamamen ingilizce kokan ve az çok ingilizce bilen birinin bile çeviri olduğunu rahatlıkla anlayabileceği düzeyde kötü kullanılmış bir türkçe… bu konuda sanırım çevirmen kadar martı yayıncılık da suçlu, 5. basımına gelmiş bir romana bu kadar özensiz davranılması okuyucu için son derece can sıkıcı bir tutum. koskoca yayıncılar bile bunu yapıyorsa biz burada yok o de ayrı aman bu de bitişik diye yırtınmışız, neye yarar…
ek olarak, aksiyon-gerilim türünden beklenildiği gibi basit bir dile sahip, uzun uzun betimlemeler içermeyen, okuyucuyu sınamadan öylece akıp giden bir roman. bütün o sinir bozucu türkçe’sine rağmen devamlı merak duygunuzu körükleyen ve işbu sebepten de kendini okutmayı başarabilen bir garip roman ten. filmi çekilmeye çok müsait olan öyküsü ve alıştığımız amerikan sinema formatına çok benzeyen anlatımıyla kitap okumaktan çok film seyrediyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. senaristlerin keşfetmesi yakındır diyorum ki sanırım bu da yine ted dekker’ın başarısı.
son olarak, yazarın okuduğum ilk romanı olduğundan öncekilerle karşılaştıramayacağım ama üzerinde emek sarf edildiği belli, konusuyla da anlatımıyla da türünün iyi bir örneği. verdiğiniz zamana değer.
sevenlerine duyurulur.
ek: 6. basımından itibaren kitabın türkçe ismi
oyun olarak değiştirilmiştir.