büyük usta, rahmetli
uğur mumcu'dan alıntı yapacağım;
sakıncalı piyade kitabından. bu duruma daha çok uyan bir hikaye yoktur benim için.
***
çelikbaş'ın telgrafı...
fethi çelikbaş'ı tanır mısınız?. tanırsınız, tanırsınız. çelikbaş, politikada demirbaştır. yirmi-yirmibeş yıldır, çok partili yaşamımızın birçok partisinde ayrı ayrı boy göstermiş olan çelikbaş, birara, kafasını bizim davaya da sokmuştu.
sokmuş ve hakettiği karşılığı da alıp gitmişti.
uğur alacakaptan ile birlikte yargılanırken, en büyük suçlarımızdan biri, «anayasa'ya saygı yürüyüşü» düzenlemekti. bizler, anayasa'ya saygı yürüyüşü düzenlemekle, anayasayı çiğnemiştik! yürüyüş, ankara hukuk fakültesi önünde başlamıştı. anıtkabir'de son bulmuştu. bizim suçumuz, anayasa'nın, cebeci ile tandoğan alanı arasındaki bölümünü çiğnemekti.
neyse, gelelim çelikbaş'a:
prof. çelikbaş, - profesör dediysek, kitabı, teksiri var sanmayın, üstadın yayınlanmış bir tek kitabı bile yoktur. bir makale yayınlayarak profesör olmuştur - o tarihte, allah geçinden versin, cumhuriyetçi güven partisi'nin istanbul il başkanıymış.
çelikbaş, bu yürüyüşe katılmış mı?. yok canım, katılmamış. ne yapmış ya?. yürüyüşün, gazetelerde resimlerini görmüş. bu resimlerin birinde, bir kısım öğrenci «halklara kardeşlik» yazılı bir döviz taşıyormuş. çelikbaş. bu resmi görünce, hemen hukuk fakültesi dekanı prof. uğur alacakaptan'a bir telgraf çekmiş ve olayı kınamış.
«eeee. ne var bunda» diyeceksiniz. demeyin. bu politika demirbaşı, uğur alacakaptan sıkıyönetim mahkemesine
düşünce, yememiş, içmemiş, savcılığa başvurmuş ve kendisine neden alacakaptan'ın yanıt vermediğini sormuş.
«yok. bu kadarı olmaz» demeyin sakın!
haydi çelikbaş, askerî savcılığa başvurdu. savcılığın bunu ciddiye alıp, mahkemeye getirmesine ne gerek var?. var efendim. anayasa ihlâl edilmiş. anayasa ihlâl edilirse, suç büyük. gerçi o günlerde, anayasa, silâh yoluyla, «tağyir, tebdil ve ilga» edilmekteydi amma, ne yaparsınız ki, kör bulduğunu dövüyordu!
anayasa çiğnenmişse, değiştirilmişse, cebeci'den, tandoğan alanı'na yürünerek çiğnenmişti. demirel, 12 mart muhtırasıyla birlikte, o pek ünlü şapkasını alıp gittiğinden, «sokaklar yürünmekle aşınmaz» da diyemiyorduk.
çelikbaş da bizi sıkıştırmıştı hani!
alacakaptan'ın bu suçu, hiç bağışlanmaz. koskoca fethi çelikbaş, telgraf çekiyor, ona yanıt vermiyor.. hani «özel ulak» mektup olur ya, bu çelikbaş da, sıkıyönetim eliyle, telgrafına karşılık alacak. inadı, inat. ne yapacaksınız?
duruşmaya geldi.
askerî savcı mustafa akın durumdan çok hoşnuttu. bu kez sahaya, büyük devlet adamı çelikbaş'la «takviyeli» olarak çıkmıştı. kürsünün üzerinden zafer kazanmış komutan gibi bakıyor ve bakışlarıyla «yedim sizi» diyordu sanki.
savcı mustafa akın ile aylarca, karşı karşıya durduk. «duruşma» sözcüğü buradan geliyor herhalde. o durdu. ben durdum, öteki sanıklar durdu. böylece duruşmuş olduk.
savcı konuşurken, zaman zaman içimden gülmek gelirdi. esas hakkındaki iddiasını okurken, ceza yasasının 311 ve 312 nci maddeleri birbirine karıştırıldı. bu maddeler birbirlerine çok benzer. savcı, birinin gerekçesini söyleyip, öteki maddeden cezalandırılmamızı istedi.
bu duruşmada da, ünlü fransız bilim adamı duverger'nin kullandığı «proleter uluslar» kavramından hareket ederek, komünizm propagandası yaptığımı kanıtlamaya çalıştı. bir başka duruşmada da, atatürk'ün sovyet diplomatı aralof'a söylediklerini suç sayıp cezalandırılmamı istemişti. ben savcıdan çok hoşnuttum. «soldan sağa sağdan sola salla bayrağı düşman üstüne» türküsünden komünizm propagandası sonucu çıkarması da, savcının yeteneklerini kanıtlayacak başlıbaşına bir doyurucu örnekti.
böyle bir savcı, bakalım. çelikbaş gibi dört başı mamur devlet adamını hangi suçun kanıtlanması için kullanacaktı?.
duruşma yargıcı yarbay saadettin üçüncüoğlu, o ara izin yapıyordu. çelikbaş'ın, tanıklığı da, aksilik bu ya, işte o günlere rastladı.
savcı söz alarak konuştu:
—efendim, sayın tanık, prof. fethi çelikbaş'ın dosyada mevcut bir müracaatı var...
duruşmayı yöneten hava yargıç binbaşı ferşat oltulu, savcının sözünü kesti:
—evet, okuduk.. okuduk, birşey anlamadık.
—efendim, izah edeyim.
—edin.
—sayın profesör. anayasa'ya saygı yürüyüşü sırasında..
yargıç ferşat oltulu:
—yürüyüşe katılmış mı?
—hayır.
—peki ne işi var bu dosyada?
—izah ediyorum. profesör o tarihte. güven partisi istanbul il başkanıymış.
—ne olmuş?
—telgraf çekmiş.
ferşat oltutu bu kez, yerinde, kabineye alınacak bakan gibi sabırsızlıkla bekleyen çelikbaş'a dönüp sordu:
—siz savcılığa başvurmuşsunuz. demişsiniz ki ben alacakaptan'a telgraf çekip, onu kınadım. ne olmuş kınadıysanız?.
çelikbaş:
—kınadım, efendim. çünkü halklara özgürlük, kardeştik gibi sloganlar kullanılmıştı.
oltulu :
—bunları alacakaptan mı söylüyordu?.
—hayır.
—öyleyse?
ferşat oltulu. bu kez alacakaptan'a dönüp sordu:
—bir diyeceğiniz var. mı, böyle diyorlar?.
uğur alacakaptan'ın yanıtı, çelikbaş'ın pembe yanaklarını mosmor etmeye yetmişti. yanıt şöyleydi:
anayasa'ya saygı yürüyüşünden sonra, birçok kimseden övgü ve yergi mektupları aldım. çoğuna cevap vermedim. işte o günlerde bir zarf aldım. zarfı açınca, içinden, affedersiniz,
dışkı çıktı, yani insan pisliği çıktı.»
alacakaptan, çelikbaş'a dönerek:
—bu
dışkıya da cevap vermedim. çelikbaş'a da. çelikbaş, yerinde bir adım atmıştı ki, alacakaptan
yeniden söz aldı:
—tanık profesörün, siyasî hayatı, çok dalgalı geçmiştir. belki yarın, bakan olmak için, «halklara özgürlük»sloganını ilke yapan siyasî partilere de girebilir. bunu bildiğim için kendisini ciddiye almadım. bir de bu nedenle telgrafına cevap vermedim.
çelikbaş, bu konuşmanın altında kalmazdı. ağzından birkaç anlamsız söz çıktıktan sonra tam, «komünizm» diye başlayan gündem dışı bir konuşmaya hazırlanıyordu ki, sıkıyönetim mahkemesi yargıcından hiç ummadığı bir karşılık aldı:
—çık dışarı, çık!
çelikbaş şaşırmıştı. yargıç oltulu. bağırıyordu:
—meclis değil burası, çık dışarı!
ve çelikbaş, yüzü mosmor, başı önünde, köskös, mahkemeden dışarı çıktı. herhalde çıkarken «allah, allah, burası, sıkıyönetim mahkemesi değil miydi yoksa?.» diye söylenmiştir.
telgrafın karşılığını, geç de olsa almıştı.
***
uzun lafın kısası
dışkıya bulaşmayacaksın arkadaşım.
dışkıya cevap vermeye kalkarsan başına daha fazla bela alırsın, hem de kendini üzdüğünle kalırsın. boşver o zaman, uğraşmaya, dinlemeye, muhattap almaya değmeyene kulaklarını kapat; tahrik olma.