farkında olmadığı pek çok şey vardır...
1) siyasetin aslında "hayat kalitesini" belirlediğinin farkında değildir.
en basitinden iyi yönetilmediği, alım gücü düştüğü sürece, bir kitaptan, bir filmden bahsetmesinin ne kadar zorlaşacağını göremez. siyaset, okuduğunuz gazetenin haber anlayışını da etkiler, izlediğiniz tiyatro oyununu da... sürekli şikayet edilen, kız arkadaşın "gösterip de vermeme" kalıbıyla yetiştiği de, akşam vakti arkadaşınızla içtiğiniz iki bira da siyasettir aslında... gidin kayseri'ye... içebiliyor musunuz? peki orada içememenizin nedeni içki ruhsatı vermeyen "yerel yönetim" olmasın sakın?
ve evet... siyaset sadece 550 milletvekilinin uğraştığı bir "meslek" değildir.
bugün ingiltere'de, fransa'da ağzımız açık izlediğimiz demokrasi anlayışı, politikacıların en küçük bir skandalda istifa etme cesareti, halkın yönetilme şeklini sahiplenmesinin, "bana ne" oynamayışının bir sonucudur.
demokrasi
toplumsal bilinçgerektirir ve senin sol frame de yazdığın her başlığı, "siyaset" belirler aslında.
2) gücünün farkında değildir.
evet, burası bir sözlük... google'da herhangi bir şey aradığınızda ilk sayfada linki çıkan bir adres... "yahu bir mayınlı arazi meselesi konuşulup duruyor, nedir bu?" diye arayan 17 yaşındaki bir lise öğrencisinin kafasında yeni bir pencere açmak istemez miydiniz? "farkında olmasını" sağlamak, "hiç böyle düşünmemiştim, vay be!" demesini istemez miydiniz? okuyucu olanları geçtim, bu sözlükte yazanlardan birine farklı bir göz ver, en az iki kişi; sevgilisi ve en yakın arkadaşı da yakalayacaktır o bakış açısını... at gözlükleriyle bakma, at gözlükleriyle bakanların gözlerini çevresine döndürmeyi sağla...
şikayet ettiğimiz şey
birbirimize tahammülsüzlüğümüz değil mi? demokrasi eksikliği değil mi? sen içine kapanırsan, o kapanırsa... nasıl kurulacak köprü dediğin?
3) bilgi paylaşımının ansiklopedik bilgi olmadığının da farkında değildir.
camus nün hayat hikayesini öğrenmek istersem vikipediye bakarım. ama camus nasıl bir yazardır, ne anlatır, nasıl bir tat bırakır, geriye ne kalır, bunu öğrenmek için sözlükten aratırım.
bir yazarın nasıl biri olduğunu girilerinden anlarım... hayata duruşu nasıldır, sert midir, alaycı mı, suskun mudur, agresif mi...
öğrenciler için birşey söyleyemem... hayat daha yeni başlıyor onlar için, uğraşmaları gereken sınavları, finalleri, bütleri, geçilmesi gereken dersler, alınması gereken diplomaları var.
ama... siyaset hayatımızı bu kadar şekillendirirken, 30 yaşına gelip de hayata karşı duruşunu yazılarında göremediğim yazarları anlayamam. hepimiz ayrı fırınlarda pişiyor olabiliriz; hangi fırında piştiğini, görüp bildiklerini, siyasi bakıştan -özellikle- soyutlayarak anlatmasını anlayamam. çünkü o yaşa gelmiş bir bireyin siyasi ya da dini konularda bir görüşü olmamasına benim kafam basmaz, tahayyül dahi edemem. sakladığını düşünürüm, bu da beni tedirgin eder... korkutur.
beğendiğim bir yazarsa ne düşündüğünü görmek isterim, "belki benim de ondan alabileceklerim vardır" düşüncesi de vardır bunda, onu tanıma isteği de... "keşke şu başlığa yazmış olsa, eminim çok iyi yazar" dediğim çok yazar var, yalan değil... ama sustuklarını görmek içimi acıtıyor... kendi bilgi birikimlerine de, okuyanlara da haksızlık ediyorlar gibi geliyor...
ezcümle:
dalga geçtiğimiz
nerde bu devlet? sorusunun cevabı: nasıl yönetildiğimizi kamuoyu belirler, bizler de sesi kısık da olsa, cılız da çıksa kamuyounun bir parçasıyız aslında.... ne demiş amcam? "karanlıktan şikayet edeceğine, bir mum da kendin yak"...
yazdığım en uzun giriydi sanırım... okuyamadıysanız, kınamam emin olun. ben bile kendime hayret ettim.