insanların yazdıklarını nitelikli, ilgili kişilerle paylaşma imkanı bulduğu internet sitesi.
internet yazını adına bir
karşı devrimdir
http://www.siyahkahve.com adresinden ulaşılabilen yazı topluluğudur
üye olanların korkmadan çekinmeden kendi isimlerini kullanabilecekleri kadar seviyeli bir sitedir. üyelerin büyük çoğunluğu da böyle yapmaktadır.
tasarımında büyük değişikliğe giderek olayın rengini değiştirmiş sitedir.
(bkz:
olayın rengi bir anda değişti)
bir zamanlar editörlüğünü adı yok dergisi'nin şu anki editörü olan aslı aker yapardı. oldukça değişik türlerden insanın zihnini okşayan yazıların bulunabileceği doyurucu br site.
aydın doğan vakfı genç iletişimciler yarışmasında görsel tasarım kategorisinde 1. olmuş sitedir.
geçen gün zirvesini yaptığımız pek bir güzel amatör yazarlar topluluğudur. çok değerli yazarlarımızında yazıları olan muhteşem site.
internet dünyası adına son yıllarda yapılmış iyi işlerden birisi.
5000 üyeye ulaşması üzerine bir durum tespiti yayımlamış olan sitedir:
"siyahkahve diye bir yer varmış?
2005’in sonlarında kurulan siyahkahve.com 5 bin kayıtlı üyeyi geçti.
yayında olduğu 18 aylık sürede 15 civarında kategoride 2 bin 500’e yakın yazı yayımlandı ve bu yazılara 30 bin küsür yorum yapıldı. bu günlerde her gün 4000 okurun ziyaret ettiği sitede, yayımlanan yazıların yanında, kitaplar ve yazarlar da yoğun şekilde tartışılıyor. üyelerinin gönderdiği yazıları ince bir süzgeçten geçirerek günlük olarak yayımlayan siyahkahve, açıldığı günden itibaren kendine has bir ekolü yaratmayı amaçladı.
güncel konularda yazılan siyahkahve yazıları, internette onlarca blogda ve web sitesinde referans alındı, yazmaya siyahkahve ile başlamış yazarlar yarışmalarda dereceler aldı, edebi eserleri bir çok dergide yayımlandı. siyahkahve benzeri bir çok site, site üyeleri tarafından siyahkahve temeli üzerine kendi tarzları koyularak yayına sokuldu.
geçen sürede, siteye üye olan yüzlerce amatör yazarın yanında, yelda karataş, altay öktem, hakan bıçakçı, solmaz kamuran, reşat çalışlar, roni marguiles, halil gökhan, fahrettin çiloğlu, gülenay börekçi ve sayım çınar gibi edebiyat ve yayın dünyasından önemli isimleri de bünyesinde yazar olarak görme şansına ulaşan siyahkahve’de şimdilerde yeni bir heyecan yaşanıyor.
siyahkahve’de hikayeleri yayımlanan 20 civarında öykü yazarının, daha önce yayımlanmamış eserlerinden oluşacak bir derleme öykü kitabının hazırlıkları başladı. kitaptaki öyküler hazır olduğunda, her biri bir çizere teslim edilecek ve çizerlerin bu öykülere özel olarak yaptıkları çizimler kitapta öyküler ile beraber yer alacak. 2007 sonbaharında çıkması beklenen kitap, bu çizimlerin ve öykülerin kullanılacağı bir sergi ile birlikte duyurulacak.
siyahkahve’nin bu noktaya gelmesinde bize destek olan tüm dostlarımıza teşekkür ederiz.
http://www.siyahkahve.com(superista, 09.06.2007 19:02 ~ 10.06.2007 04:03)
inanılmaz güzel bir site. yapısı ile, yazarları ile, okuyucuları ile, yazıları ile türevlerine ciddi fark atıyor. yayınlanan tüm yazılar en az 2 haftalık bir değerlendirmeden sonra siteye ekleniyor. gelen yorumlar da ayrı bir mutluluk kaynağı.
bozulmamasını dilerim.
üyelerin yazılarını facebook'ta da listeleyebilmesini sağlayan yeni eklenti ile büyük teknolojik atılım yapmış sitedir.
http://apps.facebook.com/...
ilk incelemelerimde gayet hoşuma giden ancak içinde bulundukça buranın da diğer sanal alemlerden farklı olmadığını görmeye başladığım site.
yazılar 2 haftalık denetlemeyle yayınlanıyor ve beğenilmeyenler köpüksüz kısmına ekleniyor. ancak köpüksüz kısmında güncelleme son derece yavaş, bugün ayın 16'sı ancak köpüksüze eklenen son yazının eklenme tarihi 3 ekim. yani yaklaşık 2 haftadır bir yazı eklenmemiş, bu da siteye gönderilen yazıların değerleme ve yerine yerleştirilme kısmındaki aksaklığı ortaya çıkartıyor.
köpüksüz'de yer alan pek çok kaliteli yazının neden yayınlanmadığı bir soru, sitede yayınlanan pek çok abuk subuk konulu yazının neye göre değerlendirilip onaylandığı ayrı bir soru.
incelemelerim devam edicek...
her geçen popürleğini artıran edebiyat sitesi.
yazar çoğunluğunu edebiyattan anladığını sanan lakin bir boktan anlamayan insanların oluşturduğu sitedir son zamanlarda. ilk zamanlarında kesinlikle durum böyle değildi... insanlar yazmak, okumak, ondan da ötesi paylaşmak için girerlerdi bu siteye. site yöneticileri seçiciydiler, en azından piyasa olmak gibi bir kaygı taşımıyorlardı.
buna karşın avi albohayre, duran uruç, ayşegül engin, umut deniz kılıç ve mustafa burak sezer gibi son derece sağlam kalemleri de bünyesinde barındırmakta bu site. lakin her gün yazıları binlerce kez tıklanan, tespit yaptım sanıp entellektüel oldum zanneden lakin entel olmaktan bir gıdım ileri gidemeyen pek çok dandik yazarın bu siteyi gitgide işgal etmiş olduğu da bir gerçektir.
geçen yaz keşfedip üye olduğum fakat sonra kullanıcı adımla giremediğim,yazamasam da okuyup bilgi ve fikir edindiğim edebiyat ağırlıklı kültür site/forum.
ayrıyeten,yelda karataş gibi eleştirmenle aynı konu üzerinde yorum yapmak keyif verir.
ortadan kaybolmuş site.
artık "real estate cancun hotel evde at siyahkahve.com" başlığıyla açılan site. nereye kaybolduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok. burdan yetkililere sesleniyorum. birileri bizi bilgilendirsin ki boş yere "bi deniyim belki açılmıştır" diye yorulmayalım artık. onu bırak artık sitede çıkan linkler de siyahkahveyi unutturacak türden siteler. "istanbullu kızlar", "evlenmek istiyor musun?", "kocam beni aldatıyordu", "konu göğüs olunca oestro", "çılgın kadınların mekanı", "seks geceleri" başlıklardan yalnızca birkaçı. daha fazlası için:
http://www.siyahkahve.com/
üye olmak isteyip form doldurduğumda pek bi kafiyeli olan isim soyadımı gerçekçi bulmayıp "sayın ... hanım (tabi bu gerçek adınızsa)" şeklinde mail atıp benle kafa bulmuş sitedir. yine de küsmedim, darılmadım onlara, okunası sitelerin başındadır.
*
sade az şekerli kahveyle birlikte eski bağımlılığım. çok kaliteli denemeler, yazılar okumuştum.bayadır standby'da sanırım.
(bkz:
okan yılmaz / bir nevrotiğe (k)açık mektup)
(bkz:
selen özdemir / iyi olmayı kötülüğe borçlu kız)
...derken gemiler vuruyordu karaya, biz fetih diyorduk düştüğümüz her adaya. tanrısız, cuma’sız, bir ıssız arıyorduk oysa sonra gene adresler birikiyordu, hani bir sarım bi esrardı hani, olanca kumanyamız,hep aynı bayat öznelerdik kendimize, gene tiksiniyorduk, gene tiksiniyorduk, içimiz kaldırmıyordu aslını hani; ulu orta çürüyorduk?
...bi köşeye kıvrılıp gebermekti oysa olanca müstahakkımız!
birimizin tılsım dediğine, öbürümüz kalsın diyorduk, laf uzuyordu da hani bağlayacak bir yüklem arıyorduk… anımsasanıza.
hah işte, yani diyordum ki size; biz işte o günlerden zanlıyız birbirimize. tanışmasak!
...ya meşgulsünüz ya yorgunsunuz sonra ya da bilmem ne. ne sıkım bi’şey yani bu tokalaşmak. hem neden bunca isim biriktirir insan kendine, sıçıp sıvamayacaksak?
sema cihan /alıntı
(bkz:
sema cihan / teşrik-i mesai : ön sevişme)
bir nevrotiğe (k)açık mektup / okan yılmaz
bu mektubu sana ben, bir sara krizinin hudutlarından yazıyorum. belki de bir mantar zehirlenmesi, bir histeri nöbeti ya da alelade bir titremedir bu. bu mektubu sana ben, büyük ihtimal, küçük iskender’in çıplak ayaklarıyla ezdiği boş ilaç şişelerinin içinden yazıyorum.
zil zurna bir oda ve litreler dolusu şarap üzeri bira; yarısının tükenmiş olduğuna bakma, kadınlar için dilenmeye alışkınım ben, hele de beni okuyan sensen, bak daha galonlar dolusu alkol var mutfakta. bir kedi, bir yaşar kurt cd’si, david lynch filmleri ve bir fotoğraf makinası var hem daha sonra. ve sonra birkaç gitar, kaçıp giden kadınlardan kalma oyuncaklar ve seks üzerine haber kupürleri var duvarlarda, kedi maması ve küflenmiş bir tencere makarna, parça pinçik edilmiş karton parçaları ve ölekalmış bir düzine balığa nazır patlatılmış üç şişe bira daha. artık hazır sanırım her şey, okuyacağın en ilginç adam ben olmalıyım şu anda. ama diyorum ya; bu mektubu sana ben, bir zihin felcinin eşiğinden yazıyorum. burada düzen arama.
dinle, sınırın hangi yakasındasın bilemedim ama, o can sıkıcı götlüğünü bırakıp kulak asmalısın bana. ağzının alışageldiği üzere bir aptalım ve ötesinde, belki itiraf edemediklerinin bir toplamı olarak koca bir göt evladıyım. sen bunu fısıldamaktan asla sakınmadın ve ben her defasında “bilirim, öyleyim” diye yanıtladım. ama değilimdir, bunu herkes bilir; ‘şuur’ yükünün anlamını yakaladığım gün ölçüyü özgür bıraktım. ölçüsüz içer, ölçüsüz sevişir, büyüklerime sarkar, küçüklerimi irkiltir, bir neden yokken ağlar, her yer nedenken susar, bazen mızıkla çalar, nadiren şiir yazarım. öğürmelerle gelir benim ilhamım, ben bir sokak sanatçısıyım, iki kusar bir yazarım; gece tek telli bağlamasıyla ölesiye sololar çakan şarapçım yoksa sokakta, gezegenin en azılı anarşisti kesilirim. ben bir anarşistim, bunu da bilirsin, her rüyamda beyaz burjuva kızı düzerim.
kibar bilirler beni, belki sen de; efendi ve uzlaşılır alelade bir hanım evladı gibi… ama soluk boruma iki yüz elli promil alkol damlattığında, ki ben içkiyi soluk borumla içerim, uğruna tapındığın tüm idollerini saniyesinde toprağa gömerim. kafka ve kundera ve fante ve diğerleri; gözlerin dolana dek hepsine söverim ve ne kılığım ne de zekam yetiyorsa seni kandırmaya, bileğinden kavradığım gibi babanın her daim güzel kızından sakındığı o arka cephenizdeki küf kokan sokaklara sürüklerim bedenini. gözaltların kabarır, saçların dökülür, göğüs uçlarını kemirip koparırım ve o ufak kalçaların pul pul dökülür; vücudunu rendelerim kentin tüm kör köşe başlarında. bilirsin, ben tehlikeliyim, beş duyunun beş türlüsüne de işerim ve ötesini düşlemeye kalkarsan eğer, düşlerine girer ve tüm kurgularına tecavüz ederim. dudaklarında biriken tüm sözcükleri elimin tersiyle oraya hapseder, içlerinden seçtiklerimi parmaklarımın arasından salarak teker teker birbirine zincirler, her seferinde hoşuma giden cümlelerini dinlerim. tanırsın beni, bazen merhametsizim, reglin yaklaştığında ilk yüz doları ben öderim ve bir parça kanla da duvara çizerim: “ben reglim ve daha ufak aletler isterim.”
ama anlamalısın, şapşal, böyle davranmak istemiyorum. kaba değilim; gezegenin en kaba ülkesinin en kaba şehrinde dahi kaba olmayı beceremedim. sana dair ne varsa, o iskoç pub’ının taburesinde adının ilk telaffuzuyla başlayıp bir otel odasında terinin kokusuyla sonlanacak geceye doğru, varlığına dair neleri tadacaksam, hepsiyle yıllar öncesinde ama peşinen ve ebediyen hemhal olmuş gibiyim. seni ezberledim ve zihnimin tüm çıkmaz sokaklarına robot resmini iliştirdim. rastladığım yerde geri basıyorum, anlıyor musun, kokunu aldığım yerde tüyüyorum; ben doğduğun ve öldüğün toprağın kokusunu taşıyorum. kaderinin bir post-it gibi panomda asılı durmasının sana verdiği acıyı tahmin edebiliyorum. çünkü kaderimin bir post-it gibi asılı durduğu kaldırım diplerinde depar atıyorum. çünkü kardeşlerinin ırzını kendilerine saklayan ensest abilerin gölgelerinden ürküyorum. ve başıma ablalarının zar kulu kesilen otuz birci veletlerin sapanlarından kaçıyorum. çünkü üçüncü sayfa katillerini bile maymuna çeviren alınyazının gebe kaldığı tüm o canavarlar, gün geldiğinde beni kevgire çevirip bok çukuruna atacaklar. seni bir kere ezberledim ya, rastladığım her yerde geri basıyorum, anlıyor musun; kesişim kümemize, bir sabah ateşe vermek üzere, saman depoluyorum.
bu mektubu sana ben, çirkinliğimin diplerine kazdığım tünellerden yazıyorum. çünkü bilirsin, ucubeliğin ve yüksek güzelliğin lanetleri ikizdir, seni anlayabilmenin tek yolu, güzelliğine kazacağım kaçak tüneldir. ışığı az ve havası basıktır ama ne ironidir ki, tüneli aşabilenlerin hepsi astım hastasıdır. anlıyorsun ya, güzeli görmenin yolu çirkin olmaktır. zaten bu yüzden kaderin bir post-it gibi panomda asılıdır. çektiğin acının odama yaptığı ziyaretlerin üç bini bulduğunu düşünürsek eğer, ezberimdesin kadın. ve inkarından korkunç bir biçimde sıkıldım.
kaderine vakıf olmamın verdiği sıkıntıyı beceriksizliğimin itirafı dindirecekse eğer, hakikaten vasıfsızlığın doruklarındayım. ilkokulda yaşıtlarım a, b, c, d, e diye giderken, ben alt alta “a” diye sıralardım, jenerasyonumun en esaslı seks mektubunu dokuz yaşında yazıp muhatabımın annesi tarafından yakalandım, yaklaşık bir sene sonra servisten sarkıp olgun kadınların ampullerini taciz etmeye başladım, annemden aşırdığım parayla kendime delik bir su tabancası ve kuzenime koca bir aile oyunu satın aldım, o akşam yuttuğum acı biberi hala ağlayarak sıçarım, sanırım ortaokulda blok flüt içinde sigara taşıdım ve benden hoşlanan şişman kızı şişmanlığıyla incittikten sonra hoşlandığım kızın şişmanlığıma gülmesini otuz bir malzemesi yaptım. yaşıtlarım test çözerken ben günlük karaladım ve üniversite sınavında uğradığım hezimet sonrası günlüklerimi tutuşturup kız arkadaşımın içine kaçırdım. bir süre “baba” lakabıyla dolandıktan sonra testin negatif çıkmasıyla birlikte alkole abandım ve bak aklıma ne geldi, o gece yaşar kurt konseri çıkışı kentin en işlek yerine mideler dolusu safra bıraktım.
bu mektubu sana ben, insan ömrünün ilk önemli yol ayrımının gölgesinden yazıyorum. kambur girdiği ergenliği kambur tamamlayan bir adamın ezberindeki bu talihsiz kaderin, şerrimden muaftır. dilediğin kadar tükür kendine, bana sıçramadığı sürece, yiyip içip sıçtığını tanrıya rağmen helal kılıyorum. çünkü bilirsin, ucubeliğin ve yüksek güzelliğin lanetleri ikizdir, seni anlayabilmenin tek yolu, güzelliğine kazacağım kaçak tüneldir. bense o tünelin ömürlük yolcusuyum. uzak dur çünkü sana soluğundan daha hızlı sızıyorum. “anasını satarlar melodinin” diyor ya yaşar kurt, işte ben melodinin anasını böyle satıyorum.
bu mektubu sana ben, bir cep kanyağının omuzlarından yazıyorum.
dehşetle,
bok solucanın.
http://www.siyahkahve.com adresine yine bir haller olmuş site.
son zamanlarda bir türlü açılmayan site
özlediğim ve son zamanlarda bi türlü giremediğim site. kaliteli yazıları ve üyeleriyle beni kendine bağlamıştı ama yine ortadan kayboldu. belki de sadece bende böyle bilemiyorum