vejeteryan birinin kebapçıda hissettiklerini hissetmektir.o derece korkutucu, o derece mide bulandırıcı. sivrisinekler genelde sabaha sadece birer kızarıklık bıraktıkları için ''aa sivrisinek ısırmış'' denir,geçilir. o ana şahit olmak ise bambaşkadır.yaşadıklarımı aktarayım hatta:
saat akşam 8 gibi yazlığımızın 5 hektarlık bahşesinde, hindistan'dan özel olarak getirtilmiş ipek ile, elde örülmüş elbisem üzerimde; oradan buraya koşturmakta, saçlarımı savurmakta;güneşin ılıklığında adeta ruhumu yıkamaktaydım. etrafta beyaz kelebekler, yer yer arılar,laleler,sümbüller,güller,uzun çimler vardı. uzun çim dedim çünkü bahçıvan ekibimizin başındaki alfred'e ,çimleri biçmemesini, uzun bırakmasını ;üzerlerine uzanıp enerjimi toprağa aktarmam gerektiğini söylemiştim. çünkü irlandalı
yoga öğretmenim bana bunu önermişti.neyse efendim askılı bir elbise, oldukça hafif. ışıl ışıl tenimden akıp gidiyor adeta.''hop tirininay naay naynay ninay nom'' naralarıyla neşeli bir biçimde dönüp durdum bahçede. sonra sanki
heidi ve peter'le dağda bayırda saatlerce koşmuşum gibi bir yorgunluk çöktü üstüme. çimlere uzandım.gökyüzüne bakakaldım, düşüneyazdım.başımı yana çevirdim ve biraz da yan yattım. başımı kendi omzum üzerine koymuştum, kolumu baktığım yöne doğru uzatmıştım. birden bir sivrisinek koluma kondu. o kadar yakındı ki aman tanrım, kanımın çekilişini hissettim;dehşet içinde bir çığlık attım. koşarak malikanemizin altın ve gümüşten yapılmış olan devasa kapısına ulaştım. içeri girdim, gücüm giderek azalıyordu.bir hizmetçi bir koluma, diğeri öbür koluma girdi hemen. ''elleşmeyin kendim hallederim.''dedim ve malikanemizde bulunan 15 banyodan hangisini seçeceğimi bilemedim. duvardaki krokiye baktım ve derhal en yakın banyoya doğru ilerledim. aynada koluma baktığım an bir kızarıklık gördüm. daha önce tenime bir toz zerreciği bile değmemişken bunu görmek beni derin üzüntülere gark etti. bayılmışım.
uyandığımda odamda yanan şömineyi gördüm. kan beynime sıçradı. baş ucumdaki zili hafifçe salladım.hemen hizmetçi içeri girdi.''şükür uyandınız hanımefendi'' dedi. ''
gerizekalı'' dedim.''yaz günü neden şömineyi yaktın?''. ''ama efendim titriyordunuz'' dedi. ''söndür şunu!'' dedim ve saten yatak örtümü üzerime çektim.o sırada babam girdi içeri, annem de tam girecekti ki bilmemkaç karatlık elmas bilekliği kapının koluna takıldı. annem bir hışımla kolunu çekince bileklik koptu, paramparça oldu. ''atın şunu çöpe'' diyiverdi hemen. ''canım annecim ne de çok özlemişim seni'' dedim.babam hala titrediğimi görünce derhal aile doktor ekibimizi çağırdı. beyin cerrahından, jinekoloğa; kardiyoloji bölüm başkanından,kemik hastalıkları uzmanına; hepsi tek tek baktı. ''biraz dinlenirse her şey hallolur'' dediler, her biri yirmi bin dolarlık tedavi ücretlerini aldı ve çıktı. dedikleri gibi 3 gün kadar dinlendim. kuş sütü de dahil kahvaltım her gün yatağıma geliyordu, hizmetçiler tarafından saçlarım taranıyordu;yine onlar tarafından önce sütle daha sonra su ile yıkanıyordum.akşam yemeklerinde ıstakoz ve
portakallı ördekten başka bir şey yiyemez hale gelmiştim. öğle yemeklerini ise fransa’dan getirttiğimiz sade kruvasan üzerine havyar sürdürüp yiyerek geçiriyordum.o derece hastayım yani.
ondan sonra japonya'da şahsım için özel olarak üretilen ve pırlanta kaplattığım 4 adet cep telefonuma, iki adet laptop'uma; teknisyenlerin söylediği üzere birçok mesaj ve mail yağmış. onları okuyacak kadar gücüm yoktu o sebeple ayrıntıları bilemiyorum.özel uçaklarıyla piste inen; paris hilton'un başı çektiği
güya dünya’nın en zengin genç kızları kapıma kadar geldi.çok ağlaklardı tiksindim, harçlık verdim gönderdim.
yataktan çıktığım gün ise derhal kuaförümü, makyözümü,stilistimi çağırttım.beni hazırladılar ve
spa'ya gitmek üzere garaja indim.şoförüm fernando,
hammer'dan bozma limuzinimin kapısını açtı.böylece yola çıktık.spa'da oldukça rahatladım.geri döndüğümde ise beni bir sürpriz bekliyordu.
bahçede önce
unicornlara rastladım.hiç şaşırmadım. bulmuşlardır bir yerden dedim. meğersem ailem, iyileşmemin şerefine türlü organizasyonlar düzenlemişler. unicornlardan sonra bir
sorceress çarptı gözüme. bu sefer hakikaten şaşırmıştım. ''vay canına baba, nerden buldunuz bunu yahu?'' dedim. ''parasıyla değil mi kızım? portal açtık getirttik'' dedi.
biraz daha ilerlediğimde büyük bir kalabalık, sahne ve ışıkları gördüm. ''maiden!maiden!'' yer gök inliyor.bu sefer afallamıştım. unicornlar, sorceress falan hepsi iron maiden'ın bunca aradan sonra
nihayet türkiye'ye gelebilmesinden daha mantıklı,akla yatkındı. konser havası verilmek için tutulan 15000 dublör ile konseri izledim sonra eve döndüm.yüzlerce havai fişek patlatılmış ama göremedim.görmeme de gerek yok zaten. söylerim,yine yaparlar.
ertesi gün bahçemizde bulunan 100 metrelik havuzunda kapatılmasını,yerine suni bir deniz yapılmasını emrettim. dibi kum,su yine tuzlu ama yosundan balıktan deniz anasından yoksun.öyle orama burama bir şey batacak sonra, bir de onun için kutlama kasılacak.yazık.yoruluyorum bu tür şölenlerde.babam bu deniz konusunda önce ''kızım zaten buraya senede birkaç hafta geliyoruz.'' dedi mırın kırın etti ama sonunda yine bana boyun eğdi.tüm bunlardan sonra ise şöyle dedim:
''
daddy, i want another pony''