özellikle
azınlık hakları ve temel hürriyetler hususunda önemli bir adım olması dilenen, beklenen anayasa taslağıdır.
anayasa, bir devletin yönetim biçimini, dilini, bayrağını tanımlayan, o devlet bireylerinin devletle olan ilişkilerini genel çerçevesiyle belirleyen, kişi temel hak ve özgürlüklerini tanımlayan yasal metindir. ülke içinde çıkarılacak her türlü yasa, anayasaya uygun olmak zorundadır. başka bir ifadeyle anayasa,
normlar hiyerarşisinin en tepesinde yeralır.
anayasa kısa olmak durumundadır zira "çerçeve" metindir -türkiye, en uzun anayasaya sahip ülkelerden biridir:
1982 anayasası kazuistik yöntemle hazırlanmıştır-. anayasa, genel hatları belirler ve sonradan bu genel hatlar içinde kalan konular, özel yasalarla düzenlenir ve boşluklar doldurulur. bu şekilde yasama erki, anayasa önderliğinde bir yasal sistem oluşturur.
anayasalar yazılı olmak koşuluna tabi değildir. örneğin, ingiltere gibi bazı ülkelerde anayasa yazılı değil,
teamülidir. yani yazılı olmayıp gelenek gibidir ve yaptırımı da yazılı anayasalar kadar katıdir (
common law : teamüli anayasa- ingiltere örneği-)
gelelim sivil anayasaya. yuvarlak ifadelerle yapılabilecek genel tanımda şu söylenebilir : daha çok "
insan hakları" , toplumda "
öteki" sayılan; genelden bazı özellikleriyle farklılaşan (örneğin başörtülüler,
azınlıklar) kişiler için daha fazla "hoşgörü" içeren yeni anayasa. (tabi bu tanım bilimsellikten uzak olup benim kişisel kanaat ve temennimi içerdiği için bir o kadar da geçersizdir; bilginize.). biraz daha bilimsel bir tanım getirecek olursak da şunu söyleyebiliriz :
1982 anayasası tarafından "yöneten" lehine bozulan otorite dengesini, insan hakları ve sivil toplum lehine yeniden yorumlamak ve yönetilenle yöneten arası mesafeyi azaltıp "yönetmek" faaliyetini "yönetişim" haline dönüştürmek üzere oluşturulan -yönetişim daha ziyade
yerel yönetimler için kullanılan bir kavramdır ancak burda otoriteyle yönetilen arasındaki dengeyle oynanması sözkonusudur ki bu da yönetişime yakın bir model karşımıza çıkaracağından bu kavramı yersiz de olsa kullanma gereği duydum - , temel hak ve özgürlükler üzerine kurulu yeni anayasa modelidir sivil anayasa. bu açılardan bakıldığında toplumda "
öteki" olan her bir birey için bir nevi ümit ışığıdır diyebiliriz bu yeni anayasa için.
şimdi, sivil anayasayı tanımladıktan sonra ve mevcut anayasayla sivil olanı kıyaslamaya geçmeden önce şu an yürürlükte bulunan 1982 tarihli anayasaya biraz değinmekte yarar görmekteyim.
12 eylül 1982 darbesinin ardından
kenan evren ve cuntasınca hazırlatılan yeni anayasa toplumu tektipleştirmeyi kendine adeta görev edinmiş bir devlet çıkardı karşımıza. bu devlet
azınlıkların kendi isimlerini almalarını, kendi dillerinde konuşmalarını, kısacası "kendileri" olmalarını yasakladı. bu belki bir
kemalist devlet geleneğiydi ve belki
1982 anayasası'nın yaptığı sadece bu geleneğe vurgu yapmaktı. sorun o değil. sorun
azınlıkların mağduriyetinde gizli ve hiç de gözardı edilecek kadar basit bir sorun değil bu sözü edilen.
12 eylül 1982 darbesi'nin nedeni, görünürde ve söylenen haliyle şuydu : otoritenin gücünü kaybetmesi, sonunda ülkeye hakim olan kaos ortamı. bunun nedeni de cuntaya göre basitti :
1961 anayasası'nın türk milletine "bol" gelmesi; daha açık ifadeyle özgürlükçü
1961 anayasası'nın yönetilenlere "gereğinden fazla" özgürlük vermesi. kaosun nedeni bu olduğuna göre yapılması gereken bu nedeni ortadan kaldırmaktı ve gereken de yapıldı ; anayasada yeralan özgürlükler alanı budandıkça budandı ve bireylere "mümkün olanın da asgarisinde bir özgürlük" tanındı. darbe süresi boyunca yapılan gayrı hukuki ve
insan haklarına aykırı uygulamalar da anayasaya sindi ve neticede
12 eylül 1980 darbesi'nin meyvesi anayasamız dönemine yaraşır haliyle hayatlarımızın merkezine yerleşiverdi.
yeni anayasanın bu hali, döneminde yaşanan kaosa bir tepkiydi elbette ve yaşanan kaos hali düşünülünce belki daha özgürlükçü bir anayasa yapılması da mümkün değildi. olayları kendi döneminde ele alarak değerlendirmek -tarihi yorumlamak açısından- hata payını en aza indirgeyecektir ve objektifliği sağlayacaktır. bu nedenle burda anayasayı "niçin böyle yapıldığı" yönünde eleştirmiyorum. eleştirdiğim anayasanın neden böyle otorite yanlısı olduğundan ziyade aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen hala o dönemin anayasasının neden yürürlükte olduğudur ki bu da türkiye'ye has uygulamalardan biri olarak tarih sayfalarında yerini almış olsa gerektir.
velhasılı kelam, nedeni ne olursa olsun, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, özgürlükçü
1961 anayasası - tabi
1961 anayasasına methiyeler dizmek de kastım dışındadır: maksadı aşmayalım - 'ndan sonra "otoriter ve otoriteci"
1982 anayasası farklılıkların üstüne kabus gibi çökmüş ve bu farklılıkları törpülemek ve tek rengi hakim kılmak için elinden geleni yapmıştır. şimdi ise elimize yeni bir şans geçmiştir -ve değerlendirmeyi de istemekteyizdir-.
hazırlanan taslak metinle mevcut
anayasa hükümlerinin
azınlıkları ilgilendiren kısımlarını karşılaştırarak sorunu netleştirebileceğimiz kanısındayım. bu cihetle :
1.
mevcut
1982 anayasası - madde 2. – "türkiye cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."
görüldüğü üzere burda devlet,
insan haklarına sadece "saygılı" olmakla yetiniyor. oysa bundan önceki 1961 tarihli tc anayasasında "insan haklarına dayalı" bir devlet modeli çizilmişti. şimdi, sivil anayasanın taslak metnine bakalım :
sivil anayasa taslak metin madde 2- "türkiye cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."
görüldüğü üzere burda devlet, 1982 öncesi haline iadeyle insan haklarına dayandırılyor.
peki nedir bu ikisi arasındaki fark? efendim, "
insan haklarına saygılı" demek bir anlamda "saygılıyız ama sadece o kadar" demektir; "yeri geldiğinde
insan hakları haddini bilecek" demektir. oysa "dayalı" demek "
insan hakları o örgütlenmenin -devletin- temel dayanak noktalarından biridir - sacayağıdır" demektir.
2.
diğer bir madde -
azınlıkları en çok ilgilendiren madde- : mevcut
1982 anayasası madde 66. – "türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes türk'tür."
anlaşıldığı üzere mevcut anayasa sadece "türklük"ü kimlik olarak kabul etmiş, etnik
azınlıkları yok saymıştır.
sivil anayasa taslak metin madde 35 :
alternatif 1
(1) "devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes türkiye cumhuriyeti vatandaşıdır."
alternatif 2
(1) "türkiye cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin türk denir."
alternatif 3
(1) "vatandaşlık temel bir haktır. kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak bu statüyü kazanan herkes türkiye cumhuriyeti vatandaşıdır."
burda görüldüğü üzere (2) numaralı alternatif eskisinin aynısıdır. ancak diğer ikisi
azınlıkların farklılığımı kabule daha açık ifadeler içermektedir.
birinci ve üçüncü alternatifler,
azınlık kimliğini de kapsayan bir "üst" kimlik oluşturmaktadır : "türkiye cumhuriyeti vatandaşı". yani bu haliyle ele alırsak yeni sivil anayasa etnik
azınlıkların haklarını daha önemseyecek gibi görünmektedir. en azından bu haliyle
azınlıkları "zımni" -kapalı- olarak da olsa tanıyacağını belli etmektedir ve bu kadarlık bir yol alınırsa devamının gelmesi muhtemeldir; "sarih" -açık- tanımanın da mümküniyet arzetmesi umudedilebilir olandır.
3.
mevcut
1982 anayasası madde 72. – "vatan hizmeti, her türk'ün hakkı ve ödevidir."
sivil anayasa taslak metin madde 40- "vatan hizmeti, her vatandaşın hakkı ve ödevidir."
"türklük" kavramı ve siyasi aidiyet değiştirilince vatan hizmeti -askerlik- de "türklük önşartlı" olmaktan çıkarılıp "vatandaşlık"a indirgenmiştir taslak metinde.
mevcut anayasa ve yenisi hakkında
azınlıkları ilgilendiren düzenlemeler bunlar. görünen o ki, sivil anayasa, taslaktaki halinden çok uzaklaştırılmadan kabul edilebilirse
azınlıklar için yeni ve umut verici bir süreç başlayacaktır. diliyorum iki taraf da -devlet de
azınlıklar da- dilediğine ulaşır ve sorunlar halledilebilir.
istediğimiz, farklı olanların bu farklılıklarını koruyarak yaşayabilmeleridir.