1. henüz 60. sayfasında olmama rağmen acımasız gerçekçiliğiyle tüylerimi ürpertmiş, şu an ergenekonla, parti kapatmayla açmayla uğraşan ülkemizin ve yaklaşık 90 ülkenin 50 yıldır nasıl da sinsi, aşağılık planlarla amerika ve batı avrupa'nın ve de onların çok uluslu şirketlerinin dilediği gibi at oynatabileceği sömürgeler haline geldiğini anlatan kitap. ülkemizin siyasi-askeri yönetim kademelerinde bulunan bir çok kişinin amerika'da özel eğitimler gördüğünü, konferanslara katıldığını, tamamen bağımsız ve yararlı kuruluşlar zannettiğimiz "sivil toplum örgütleri"nin aslında cia'nın örtülü olarak yaptığı "karıştırıcılık" işlerini alenen ve bunlar iyi şeylermiş gibi gösterek yapan abd destekli kuruluşlar olduğunu belgeleriyle açıklıyor. aynen kapağında attilâ ilhan'ın dediği gibi:

    "tokat gibi bir kitap."
  2. amerika'nın dünyadaki devletler üzerindeki hakimiyetini ele alan kitaptır. sivil toplum örgütlerinin dünyada nasıl bir ağ içerisinde bulunduğunu belgelerle bize anlatır. ülkemizde dönen oyunları direk olarak anlayabilmemiz için okumamız gereken kitaptır. örneğin bu kitabı okuyanlar son zamanlarda çıkan özür meselesinin esasında soros vakıflarıyla ilgili olduğunu hemen anlayabilir. kitap biraz sıkıcı bir üslupla anlatılsa da mutlaka okunmalıdır. kitabın arkasında rauf denktaş'ın bu kitap hakkında bir sözü yazar:
    "her türk bu kitabı okumalıdır."
  3. gözlerimizin önündeki perdenin kalkması ve biraz gözlerimizi açmak için okunması gereken enteresan bir kitap...
    kısaca özetlemek gerekirse :
    project democracy
    21 adım'da bir ülke demokratikleştiriliyor diye nasıl bölünür? sömürgeleştirilir?

    kaynak: sivil örümceğin ağında: project democracy, m. yildirim, toplumsal dönüşüm yayınları, istanbul 2004

    1. iktisadi ortamı denetleme: borç ekonomisinde dalgalanmalar yaratmak üzere, para piyasalarının dışardan gelen uluslar arası vurkaç tefecilerine sonuna dek açılması.
    2. ulusal bunalımlar yaratılması: ülkede sık sık iktisadi dalgalanma yaratılarak bunalım aralarının azaltılması. ulusal devlet merkezinin elindeki en önemli güç olan para kaynaklarının, bankaların, devlet şirketlerinin kapatılması, yabancı şirket egemenliğine geçirilmesi.
    3. merkez devlete güvensizlik yaratma: kritik dönemlerde iktisadi bunalım yaratılmasıyla umutsuzluğa düşürülen yerel sanayicilerle ve üreticilerle konferans, sempozyum adı altında doğrudan ilişkiye geçilerek, devlet merkezine karşı güvensizlik aşılanması.
    4. işadamlarını örgütleme: yerel işadamı örgütlerinin ve ilişki bürolarının kurulması; başına buyruk, devlet denetiminden giderek uzaklaşan ''serbest ekonomi'' ve ''serbest pazar'' düzeninin kabul ettirilmesi.
    5. yolsuzluk kampanyaları: ''yerinden yönetim'' taleplerini yükselterek, devletin egemenliğinin zayıflatılması, yolsuzluk olaylarını abartarak topluma aşağılık duygusunun yerleştirilmesi, halkın çaresizliğe itilmesi.
    6. belediye hizmetlerinin yabancı şirketlere devredilmesi: yerel yönetimi güçlendirme adı altında, toplumsal hizmetlerin ''karlılık'' esasına oturan şirketlere devredilmesi, su-elektrik gibi kentsel işletmelerin yabancı şirketlere devredilmesi için gerekli düşünsel alt yapının oluşturulması.
    7. ulusal sanayinin yıkımı: ulusal iktisadın çökertilmesi için, ulusal sanayileşmenin ve enerji kaynaklarının yıkıma uğratılması için toplum ile devlet arasında çatışmayı da içerecek biçimde çevreci akımların, örgütlerin desteklenmesi ve ulusal madenciliğin, doğal yakıt üretim kaynakları işletmeciliğinin ulusal egemenlik alanının dışına çıkarılması.
    8. kamuoyu oluşturucuları -bizdeki adlandırmalarıyla, aydınlara, yazarlara, bilim adamlarına- yönelik içerde ve dışarıda, masrafları karşılayarak, konferanslara çekmek. katılımcılarla doğrudan ilişki içinde, ilgili ülke hakkında bilgi almak ve ''düşünce'' ve ''örgütlenme'' özgürlüğü başlığı altında yeniden yapılanma düşüncesini benimsetmektir.
    9. alt örgütler yoksa, hemen helsinki nihai senedi kapsamında helsinki yurttaşlar ve ortak zemin merkezleri örgütlemek ve koşullar olgunlaştıkça, uzaktan yönlendirilebilecek bir ilişkiler ağı altında insan hakları dernekleri ve benzeri örgütlenmelerin kurulması.
    10. bilimsel ve toplumsal konferansların çoğaltılması. yerel vakıf ve ''think tank'' derneklerinin kurulması.
    11. işadamları derneklerinin, sendikaların kurulması, varolanların içine bilim danışmanlarıyla sızılması. siyasi partilere eğitim programlarıyla, particilik dersleriyle yaklaşarak kadroların yönlendirilmesi, gençliğin ''düşünce özgürlüğü'' ve ''siyasi katılımcılık'' propagandasıyla örgütlenmesi.
    12. yeni propaganda aygıtlarının (radyo, gazete, dergi, televizyon, video yayını) devreye sokulması. bilimsel ve magazinsel içerikli, insan hakları ilkeleri üstüne sürdürülen yayınların yoğunlaştırılması. insan hakları ihlallerinin yaratılmasıyla sürecin hızlandırılması.
    13. casuslar yerine yayın muhabirleriyle yerinden bilgi elde etmek için yaygın bir yayıncı eğitim programının gerçekleştirilmesi.
    14. gizli ve yarı gizli istihbarat çalışmalarının azaltılması, buna karşılık medya muhabir ağıyla açık ve yaygın istihbarat toplanması, olanaklıysa amerikan televizyonlarının yerli şubeleriyle yayına geçilmesi, eksik-yanlış bilgilendirmeyle kitlelerin yönlendirilmesi, eğitim-konferans-gezi düzenleyerek yerel medya ile kalıcı bağlar oluşturulması.
    15. yanlış ve eksik bilgilendirme: kitlelerin akıl denetimlerini ele geçirmek üzere yoğun propaganda ve yanlış bilgilendirmeyle tarihsel devlet kurumlarının ve etnik sürtüşmeleri önleyen geleneksel kurumların yıpratılması, toplumsal kimliği karıştırmak için tarihsel ve toplumsal gelişim gerçeklerini tahrif ederek, yeni kimlikli topluluklar yaratılması.
    16. etnik kışkırtıcılık: etnik ayrılıkları güçlendirmek üzere kültür anımsatma programlarına başlanarak yerel toplantılardan uluslar arası toplantılara adam taşınması, ulusal-bölgesel tarihin bütünleştirici özelliklerinin azımsanılarak, yerel tarih, yerel kültür araştırması adı altında en eskiye özlem yaratılması.
    17. kültürel kaynaşmanın yıkımı: ''çok kültürlülük'' propagandasıyla toplumsal ortak kültürün temellerinin yıkılması. uluslararası karşı kampanyalar ile ulusal kurtuluşun simgesi olan anma günlerini ve toplumun tarihten kalma bağımsızlık ve onur simgesi özelliklerini sözde dostluk adına silikleştirerek güdülebilir bir topluluğa dönüştürmek. din kültürünün parçalanması, geleneksel akışın kesilmesi ve ulusal dayanışmayı pekiştirici etkisinin yok edilmesi için, ''medeniyetler/dinler arası diyalog'' programıyla, batı'nın dinsel kurumlarının güdümünde eritilmesi. böylece azınlık din kurumlarıyla, ulusal egemenliğin karşısında ortak, dinsel cephe oluşturulması
    18. inanmış örgüt liderlerinin yetiştirilmesi: liderlik programlarıyla, güdümlü yeni dünya düzenine tapınan ultra-liberal önderlerin üretilmesi ve yeni partiler kurulması, varolanlara yeni liderler yerleştirilmesi; parti programlarının rejimle hesaplaşmaya yönelik, birer kışkırtma programına dönüştürülmesi.
    19. silahlı gücün zayıflatılması: iktisadi bunalımı bahane ederek, toprak bütünlüğünü koruma aracı ulusal ordunun, silah donanımlarında, komuta kontrol ve iletişim sistemlerinde yenilenme alımlarının kısıtlanarak, zayıflatılması ve ulusal sınırların gevşetilmesi.
    20. orduları ulusal savunma kimliğinden koparma: güvenlik güçlerinin ulusal yapıların korunmasına yönelik müdahalelerini önlemek için, profesyonelleştirmek. devlet egemenliğine sahip çıkmaya çalışan orduları geriletmek için, kışkırtmalara başvurularak, ordu yönetimlerinin günlük siyasete çekilmesi, ordu içinde politik tartışma, ordu ile halk arasında cepheleşme yaratılması.
    21. devlet yönetiminin kargaşayla ele geçirilmesi: seçim darbesiyle egemen devletin ele geçirilmesi. merkezi direniş olursa, yaygın ve sürekli kitle gösterileri düzenlenmesi. bu sürecin hızlandırılması için halkı ikna edici etnik çatışmaların düzenlenmesi, ölümle sonuçlanan kışkırtmalarla etnik yada mezhepsel kimliklerin kemikleştirilmesi.

    ''ulusal egemenliklerinden ödün vermeye yanaşmayan bu tür devletlerin sınırlarının eleğe döndürülmesi işi, örtülü, kirli işlerle becerilemez ve ilgili ülkelerin insanlarının onayı alınmadan gerçekleştirilemezdi. bu nedenlerle, ''hür dünya'' işlerinden, ''insan hakları'' ve ''din hürriyeti'' bekçiliğine evirilen operasyon ile abd'nin uygun göreceği türden demokrasiler kurulmalıydı.
    demokrasi ihracını konu edinen bu incelemenin amacı, adı ''project democracy'' olarak reagan tarafından konulan ve 1980’lerin başından bu yana 92 ülkede uygulanan ve yeni-mandacıların işbirliğiyle örülen ağ'da, yani ''örümcek ağı'' içinde çırpınmakta olan türkiye'de olan bitene az da olsa ışık tutmakta ve toplumsal-siyasal yaşamın yabancılar tarafından ele geçirilişini bir parça olsun sergilemektedir.''

    ''yabancı bir devletin, bir ülkenin içinde örgütler kurmasının, eski örgütleri, sendikaları, odaları yönlendirmesinin, onlardan raporlar almasının, bu raporlara göre o ülkeye yön vermesinin bir tek anlamı olabilir. o da, ülkede varolan devlete paralel, merkezi dışarıda bir yönetim oluşturmak. bunun tek sonucu da operasyon nesnesi olan devletin egemenliğinin örtülü olarak yok edilmesidir.''

    ''içine sızılan devletin bürokratlarının da yardımıyla, yaygın bir ''medyatik'' ve ''entelektüel'' yedek güç operasyonuyla, amerikalıların ''manifacturing public perception'' dedikleri ''kamuoyunun algılama dizgesini üretme'' sürecinde, aşamalar bir bir geçiliyor. ''algılama dizgesi üretimi'' sonucunda, o ülke insanları, aslında kendilerine benimsetilmiş olan düşünceleri, ya da eylem planlarını, bizzat kendi kurumlarının, kendi beyinlerinin ürünüymüş gibi algılayıp, eyleme geçiyorlar.''

    ''ülke yasalarının ve anayasalarının çok etnikli, federatif bir yapı oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmesi, operasyonun temel aşamaları arasında, küçük yada büyük, kanlı yada kansız olaylarla testler yapılarak, oluşumun düzeyi ölçülerek hız ayarlanması ve küçük program değişikliklerinin gerçekleştirilmesi asıldır''

    ''aşamalar birer birer geçilirken, ülke dışında da paralel süreç yürütülür. çok kültürlülük propagandasıyla etnik ayrıştırma ve çatışma sürecinin güçlendirilmesi için, insan hakları raporları giderek etnik azınlık hakları raporlarına dönüştürülür. avrupa ve amerika’da etnik ve dinsel ayrılıkçı ''diaspora''ya parasal ve siyasal destek verilir. küllenmiş tarihsel çatışmalar, acılar yeniden ateşlenir. ülkede özgüveni sarsılmış halkın, gün geçtikçe yabancı kültürüne, yabancı düzenine özenme eğilimleri kışkırtılır.''

    ''yıllardır barış içinde yaşayan toplumlar inanılmaz bir hızla önce ayrışır, sonra da çatışır. sonuç, ekonomisi yabancıların eline geçmiş, zayıflamış merkezi egemenliğiyle dış politikada bağımsız karar verebilme yetkinliğini yitirmiş, yabancıların dayattığı kararlara mahkum olmuş bir devlet ve tarihsel-kültürel kimliğini yitirmiş batı'nın alt dereceli bir hizmetkarına dönüşmüş bir halk topluluğu''

    ''her ülkede olduğu gibi, şirketler için esas olan devlet politikalarına ve kararlarına yön vermektir. yön verilecek olan devlet yönetimi ve yasama organları olunca, yönlendirici elemanların niteliği de önem kazanıyor. bu nedenle elemanların büyük çoğunluğu, devlet deneyimine sahip eski ve yeni görevlilerden seçiliyor. ikinci eleman kaynağı ise, yine devlet organlarıyla içli dışlı olmuş akademisyenleri barındıran üniversitelerdir''

    ''..dış ülkelerde izlenecek abd çıkarlarına uygun ayarlama işlerine denk düşen araştırma, inceleme, değerlendirme çalışmalarını gerçekleştirecek olan dernek, vakıf, enstitü adı altında kurulan, eski memurları, akademisyenleri, şirketlerin seçkin yöneticilerini bir araya getiren örgütlenmeler ''think tank'' ( düşünce topluluğu ) adı altında toplanıyorlar. bu sivil örgütlerin ( diğer adı ile ngo ) amerika'daki merkezlerinde, emekli dışişleri ve istihbarat elemanları, amerika'ya yerleşmiş üçüncü dünya elemanları, operasyonlarda dünya deneyimli cia eski istasyon şefleri ve akademisyenler görev alıyor.
    ''think tank'' örgütlerinin en önemli yararı, abd yönetimini sorumluluktan kurtarmalarıdır. abd resmi organlarının başka ülkelerde araştırma ve incelemeler yapması, o ülkelerce, şimdilerde pek kullanılmayan eski deyimle
    ''casusluk'' etkinliği olarak değerlendirilebilir ve devletler arası anlaşmazlıklara neden olabilir. teslim edilen raporlar, abd resmi belgeleri olarak ele alınıp, casusluk suçlamalarına yol açabilir''

    ''project democracy'' adı altında sürdürülen bu operasyon için cia eski direktörü william colby: cia nın örtülü olarak yaptıklarını açıktan yapıyoruz.'' demiştir.

    ''türkiye'deki sivil toplum kuruluşu ,think tank, enstitü veya vakıf adı verilen dernek, yani genel adıyla örgüt, türkiye’de gerçekleştireceği araştırma, çalışma veya proje için bu iş yada bu işleri bitirince bir rapor, bir kitap, radyo yayını, televizyon belgeseli, hatta roman hazırlayıp, size sunacağım; şu tür bir ekiple çalışacağım ve paraları şöyle harcayacağım. bu işler için, sizden şu denli dolar/sterlin/euro istiyorum diyerek, başvuru özet-raporu hazırladığında, bu ön rapor abd nin dışişleri bakanlığı na, hem de siyasi işler bölümüne verilmektedir. işin bir başka yönü daha yakıcı olabilir. para verilmeden önce, abd dışişleri ne ön rapor sunulmasının öteki yüzünde, abd dışişlerinin yada abd nsc (national security committee/milli güvenlik kurulu) nin isteği doğrultusunda ''project'' hazırlanması olasılığıdır.
    ned (national endowment for democracy/demokrasi için ulusal fon)e bağlı olan bu örgütler türkiye'de yürütecekleri projeler için paraları da ned’ten almaktadırlar. aslında para kaynağı doğrudan abd hazinesi, yani devlettir. ned ise paranın kasasıdır. ned ile abd dışişleri bakanlığı, şu konularda anlaşmışlardır:

    a) ned herhangi bir 'roject' işine girişip para vermeden önce abd dışişleri'ne bilgi verecektir.
    b) ned yönetim kurulu'nun onayına sunulan tüm ''project'' önerilerinin bir kopyası, abd dışişleri bakanlığı siyasi işler yardımcılığı'na verilecektir.

    yüzlerce bağıştan birkaç örnek: (1988’ten bugüne diğer bağışlar için 56-69 arası sayfalar)

    1991- parayı veren: ned / bağış alıcı: cipe (centre international private enterprise) / alt bağış alıcı: türk demokrasi vakfı (tdv) / konu: iş ve ekonomi / miktar: 80.000 $ / tdv’nin, türkiye'de özelleştirme için 18 aylık programı desteklenecek.
    1997- parayı veren: ned / bağış alıcı: cipe / alt bağış alıcı: liberal düşünce topluluğu (ldt) / konu: iş ve ekonomi / miktar: 61.710 $ / serbest piyasa ekonomisinin islam diniyle bağdaştığı anlatılacak.

    - bu sivil toplum örgütlerinin ne kadar sivil olduğunun yorumu size kalıyor.

    ''kendi ülkelerinin iç düzenine muhalif olan gruplar, abd gibi bir kurtarıcı bulmuş olmaktan mutlu olduklarından, yaşadıkları ülkelerini bu sivil örgüt adı altındaki amerikan misyonerlerine / istihbaratçılarına ihbar etme fırsatını kaçırmamalarının yanında, dünya egemeni olarak gördükleri abd devlet aygıtı tarafından desteklenmekten de son derece hoşnut kaldılar.''

    ''dünyada yerleştirilmek istenen yeni düzenin, demokratik bir düzen olacağı sonucuna varılabilir!? bu düzen içinde dünyanın tüm ülkelerinde devletler merkezi otoritelerini yitireceklerdir. olabildiğince etnik ayrıma uğramış küçük eyaletlere ayrılmış ülkelerde (not:dünyada 1000 adet ülke olması öngörülmektedir, şuan sayı 200 civarı, 1980'lerdeki sayı 182 adet) tarihsel partiler eriyecek, vakıflardan, düşünce topluluklarından, ticaret odalarından, insan hakları denetim örgütlerinden oluşan bir siyasal yapı oluşacaktır. bu oluşumlar, doğrudan doğruya abd''nin siyasal partilerine bağlı enstitülere, konseylere, abd şirket vakıflarına bağlanacaktır. ülkelerdeki eğitim kurumları da vakıflaşacak ve abd akademik dünyasıyla organik bağlar kuracaktır.
    merkezi otoritesini yitirmiş, salt denetleyici kurullara dönüşmüş devlet örgütlerinin yanı sıra ordular da ulusallığını yitirmiş devletlerin savunma gücü olmaktan çıkacak ve ortak güvenlik güçlerine katılacaklardır. herhangi bir bölgesel başkaldırıya (bu bağımsızlık uğruna bir başkaldırı da olabilir) karşı anında silahlı müdahelede bulunulması''

    bu son derece ileri projeye engel olabilecek en önemli kurumlardan biri de dinsel kurumlardır. dünya egemenliğinin kurulmasında engel oluşturacak dinsel çatışmaların önlenmesi için ''dinlerarası diyalog'un geliştirilmesiyle birlikte kurumsal yapının da oluşturulması gerekir. en yaygın ve güçlü dinsel kurumlardan başlayarak, tüm dinlere bir yeni merkezi eşgüdüm gereklidir. eşgüdümün merkezi elbette washington’da bulunacaktır. öncelikle amerikalılardan oluşturulan bu kurumsal yapı, irfc (international religious freedom committee / uluslararası din hürriyeti komitesi)'dir. bu komitede belli başlı dinlerin ve mezheplerin temsilcileri bulunmaktadır.

    ''bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir ve hatta denilebilir ki , şöyle veya böyle amerika ile dostça geçinmeden, destek almak değil, amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. (..) bu realite kabul edilmeli. amerika gözardı edilerek şurada, burada bir iş yapmaya kalkılmamalı.''

    fethullah gülen, (fethullah hoca ile newyork sohbeti-4, yeniyüzyıl, 23 temmuz 1997)

    kasım 1996'da, abd'nin devlet sekreteri warren christopher, ''din ve inanç hürriyetini yaygınlaştırmanın birleşik devletler'in çıkarlarının arttırılmasını sağlayacağı'' gerekçesiyle acrfa (advisory committee on religious freedom abroad / dış ülkelerde din hürriyeti danışma komitesi) 'yi oluşturdu.

    bu yeni kurumlaşmanın gerekçesi olarak ''abd'nin kuruluşunun temelinde dinsel kurumların bulunduğunu ve birleşik devletlerin dünyada din hürriyetini gözetleyerek yaptırımlarda bulunma hakkı olduğu belirtildi.''

    23 ocak 1998’de, ''din ve inanç hürriyetinin yayılmasının abd dış politikasında birincil önceliğe sahip olmasını,'' dışişleri bakanlığı bünyesinde bir ''uluslararası din hürriyeti bürosu'' kurulmasını sağlayacak yasa taslağı hazırlandı.

    aynı yıl ulusal kongre’de çıkarılan yasa:

    ''din hürriyetinin yaygınlaştırılması ve (bu hürriyetin) baskı altında tutulmasına karşı çıkma görevi temel (olarak) amerikan değerleri içindedir ve birleşik devletler'in (politikalarına) uygun, önemli ve gerekli bir dış politika hedefidir. birleşik devletler, evrensel insan haklarına bağlı bir dünya lideri olarak ve değişik dinsel nüfusa sahip bir ülke olduğundan, dinlerin tamamıyla ilgili haklardan (da) sorumludur.''

    ''dinsel özgürlük taahhüdümüz amerikan ideallerinin ifade edilmesinin de üstündedir ve dünyadaki gücümüzün temel kaynağıdır.''
    madeleine korbel albright, abd dışişleri bakanı

    kaynak: sivil örümceğin ağında: project democracy, m. yildirim, toplumsal dönüşüm yayınları, istanbul 2004, 597 sf.

    * buraya alınan bilgiler kitapta yazılanların sınırlı bir kısmıdır. kitabın kapsamı ve konuları çok daha geniş ve detaylıdır.

    (bkz: bigbrother)
    (bkz: ekşi sözlük)
  4. "tokat gibi bir kitap" tanımı gerçekten çok yerindedir. zira okurken o tokadı ciddi anlamda hissediyorsunuz.

    stk'lar, siyasi partiler, siyasiler, terör örgütleri, medya, cemaat vb aklınıza gelebilecek bir çok oluşumun, kişinin yurt dışı finansal kaynaklar ile nasıl birbirine bir örümcek ağı gibi birbirine bağlandığını kanıtlarla göz önüne serer. özellikle soros, tesev, alman vakıfları, din siyaset ilişkisi ve malum günümüz siyasetçileri kitapta dikkat çekecektir. bu ağ tabi ki türkiyenin yararları için örülmemiştir ve çalışmamaktadır.

    kitabın yazarı mustafa yıldırımdır ve her türk insanının okuması gereken bir kitaptır.
  5. türkiye'de faaliyet gösteren kolları şunlardır: arı, tesev, açık toplum vakfı, hyd, genç siviller, gtp, sodev, bianet, stgm, tüsev, mazlumder, step, lgbtt, barış ve kardeşlik forumu, türk demokrasi vakfı, ldp, küresel bak
  6. "ortağın çocukları 3. basım’dan alıntılar":

    “ilkesel amacımız uygun liderlerin ortaya çıkmalarını ve programdan geçirilerek batı’ya bağlanmalarını
    sağlamaktır.” cıa

    eski barış gönüllüsü cıa’dan büyük ödüllü görevli ve türkiye’de edebiyat dünyası bağlantıları

    ‘istihbarat uzmanı’ helena kane finn – wınep ve yaşar büyükanıt

    wınep kısa sürede kadrosunu geliştirdi. türkiye’yi “müslüman, seküler ve demokratik birleşik devletler müttefiki olarak” tanımlayan helena kane finn’in de desteğiyle 1994’te ‘türkiye araştırma programı’ başlatıldı. bölüm yöneticiliğine alan makovsky getirildi.

    alan makovsky, ırak’ın ilk işgal döneminde dışişleri’nde çekiç güç ile bağlantı elemanı olarak çalıştı. * anımsanacağı gibi çekiç güç diyarbakır karargâhı direktörü robert finn idi.

    makovsky 1993’te wınep’in ilk siyasal bildirisini hazırlayan dışişleri ortadoğu koordinatörü dennis ross’un yanında çalışmaya başladı. 1994’te wınep’e geçen alan makovsky, türkiye’deki sivil örümcek ağı ile ilişkilerini hızla geliştirdi. birçok kez arı derneği’nin toplantılarına katıldı. helena kane’in önerisiyle ilginç çalışmalar sürdürüldü.

    1997’de turgut özal anısına yıllık anma toplantıları başlatıldı. alan makovsky, turgut özal’ın abd ve israil için önemini daha sonraları “türk kamuoyunda 1991 körfez savaşı döneminin, eski cumhurbaşkanı turgut özal tarafından iyi idare edildiğini” belirtti. “aynı şey 1 mart 2003’te tbmm oylamasında da yapılsaydı bugün bu tartışmayı yapıyor olmazdık” diyerek özal’a özlemi dile getirdi. 1

    makovsky, sabri sayarı ile birlikte türk dış politikasıyla ilgili ‘türkiye’nin yeni dünyası: türk dış politikasında değişen dinamikler’ monografisini yayınladı. **

    alan makovsky, 2001 sonunda wınep’ten senato yahudi grubu yöneticisi tom lantos’un yanına danışman olarak geçti. lantos, “ermeni soykırım” yasa tasarısını engellediği gerekçesiyle yıllarca “türk dostu” olarak tanıtıldı. genelkurmay başkanı org. m. yaşar büyükanıt kendisini görmeye gitti ve yardım istedi. oysa tom lantos’un eşi o sıralarda capitol hill önünde oturma eylemi yapan pkk’lıları destekliyordu. 2 /
    /
    hudson’da darbe ihbarı

    2006 sonbaharında, türkiye anayasası’nın kökten değiştirilmesi girişimleriyle ve cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşmasıyla gerginlik iyice artmıştı. tsk genelkurmay ıı. başkanı org. ergin saygun 11 kasım 2006’da abd’ye bir kez daha gitti; askeri görüşmelerini bitirdikten sonra 17 kasım 2006’da washington’a döndü ve resmi kimliği bulunmayan hudson ınstitute’te sınırlı sayıda kişiyle görüşmeye başladı.

    hudson ınstitute avrasya programı yöneticileri toplantıyı, “türk genelkurmay ıı. başkanı general ergin saygun ile kayıtdışı tartışma” diye duyurdu. toplantıda kimlerin bulunduğu bildirilmedi, yalnızca “general saygun bölgesel güvenlik sorunları ve birleşik devletler–türkiye işbirliği olanakları üstüne görüşlerini bildirdi” denildi. türk kamuoyu, genelkurmayın ikinci komutanının yabancı özel kuruluşta türkiye’nin kaderini etkileyebilecek bir konuda anlattıklarını öğrenemedi.

    t.c. tarihinde, eğitim için gönderilenler dışında, 1999–2009 arasındaki kadar çok sayıda general abd’ye resmi görevle gitmemiştir. özellikle 1994’ten sonra abd ile yepyeni ve sağlam ortaklıklar kurulmaya başlanınca tsk yöneticilerinin washington gezileri de sıklaştı. bu durum, “değişen dünya” ya da “küreselleşme dinamikleri” ya da “türkiye’nin dış politikasında girişimciliğin yükselişi” gibi her anlama çekilebilecek yakıştırmalarla açıklanamazdı kuşkusuz.

    wınep bölümünde de belirtildiği gibi abd’de görüşmeler resmiyetin dışına taşıyor ve subaylar, hiçbir gerekçe belirtmeden derneklere, vakıflara konuk oluyor. sanki her birinin görevi askeri işlerle sınırlı değilmişçesine birer etkili siyasal yönetici gibi davranıyorlar; askeri teknik konuların dışında ve özellikle abd’nin balkanlar, kafkasya, asya ve özellikle ortadoğu tasarımlarında rol alma isteğini dışa vuruyorlar.

    orgeneraller, tıpkı hükümet üyeleri gibi, kulis yapmak üzere amerikalı senatörlerle buluşuyor; ‘düşünce topluluğu’ denilen özel niyetli derneklerin kapalı toplantılarında siyasal konulara girerek ülkeyi bağlayıcı konferanslar veriyorlar. aynı orgeneraller türkiye’de yurdun sorunlarını dert edinmiş kuruluşlara uğramazken, amerika’da değerleri kendi tanımlarıyla sınırlı kuruluşlara uğramadan edemiyorlar. uluslararası ilişkilerde devleti temsil etme ölçütü ve karşılıklılık kuralı geçersizdi artık.


    darbe ihbarı

    org. ergin saygun, 19 kasım 2006’da türkiye’ye döndü; hudson toplantısından söz etmedi. ne ki toplantıyı düzenleyen zeyno baran, newsweek’te “üst düzey subaylardan edindiğim izlenime göre” diye başlayıp “türkiye’de askeri darbe olasılığı” diye yazdı.

    …


    ‘ılımlı islam’ tezgâhına uygun projeler

    hudson’daki son dönem çalışmalarının hemen hepsi, şirketlerin ortadoğu, asya, orta ve kuzey afrika’daki çıkarlarına koşut olarak, müslümanlar üstünedir ve ‘uluslararası din hürriyeti’, ‘radikal islama karşı mücadele’, ılımlı islam programlarına uygundur.

    zeyno baran’ın ‘avrupa’da islam aşırılığına karşı koyma’ başlıklı çalışmasına parasal destek, smith richardson vakfı’ndan geliyordu. aynı vakfın 2004’te parayla desteklediği çalışmalar, ‘yeni amerikan yüzyılı projesi’nin yayılmacılık ilkelerine tümüyle uyuyor:

    “islam aşırılığı ile mücadele
    ortadoğu’da radikal islam ve demokratik seçenek
    müslüman şebekesi
    türkiye’de siyasi islam ve abd siyasetine yansıması
    liberal arap medyasının desteklenmesi
    şeriatın yayılması ve abd’ye siyaset önerisi”


    bu sıralama, hudson ve benzeri şirket kuruluşlarının oluşturdukları ağın, abd yayılmacılığındaki etkisini göstermeye yeter. yeni tür yayılmacılığa verilen desteğin en özgün tanımı, smith richardson vakfı’nın ned’e para verme gerekçesinde “globalization, liberalism and democracy” olarak özetleniyor.

    …


    marshall fonu akp’yi destekliyor

    gmf temsilcisi kınıklıoğlu, 'ınsight turkey'nin yayın yönetmenliğini liberal düşünce topluluğu derneği’nin önemli kişilerinden ihsan dağı’ya devretti ve yeni görevine yoğunlaşarak gmf’yi türkiye’de hızla geliştirdi. kişisel yayınına göre “çeşitli tbmm heyetlerinin abd’de önemli senato ve kongre üyeleri ile görüşme ve istişare programlarını organize etti.” gmf de bundan yararlanarak kongre üyeleri derneği aracılığıyla tbmm ilişkisini geliştirmeye başladı; türkiye ilişkileri kongre çalışma grubu oluşturuldu. grubun başına cumhuriyetçi ed whitfield ve demokrat robert wexler getirildi. hemen ardından ‘türkiye-abd parlamentolar arası dostluk grubu’ ile ilişkiye geçildi. türk grubunun başında akev eski tercümanı, akp milletvekili, sonradan devlet bakanı egemen bağış vardı. 3

    ed withfield başkanlığındaki kongre heyeti “marshall fonu'nun ve türk iş konseyi'nin özel desteğiyle” mayıs 2005’te kınıklıoğlu’yla birlikte kıbrıs’a gitti. kınıklıoğlu amerikalıları daha sonra ankara’ya getirerek tbmm başkanı bülent arınç’la görüştürdü. bülent arınç, “abd heyetini meclis'te ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.” arınç “tbmm'de bir dostluk grubu oluşturulduğunu, abd kongresi'nde de şubat ayından bu yana dostluk grubunun faaliyette olduğunu” anımsattı ve “dostluk grubunun çalışmalarının devamlı ve başarılı olacağına inandığını” belirtti. 4

    robert wexler, nisan 2006’da ankara’ya bir kez daha geldi; recep tayyip erdoğan ve dışişleri bakanı abdullah c. gül ile görüştü. egemen bağış, wexler onuruna 'rv restoran'da bir akşam yemeği düzenledi. wexler “yıllardır geldiği türkiye’de ilk kez bugünkü hükümetin kamuoyunun hassasiyetlerini temsil ettiğini gözlemlediğini” söyleyerek cumhuriyet’in geçmiş hükümetlerini küçümseyip akp hükümetini yüceltmekten geri kalmadı. 5


    akp milletvekili olacak olan marshall fonu türkiye müdürü kınıklıoğlu: “washington’dan yönetiliyoruz”

    “dışişleri bakan yardımcısı matt[hew] bryza’yı ankara’ya getirdiniz” denilince suat kınıklıoğlu, gmf’nin amerikan devletiyle bağlantısının olmadığını vurgulama telaşıyla “organik bir bağımız yok; ama amerika’da dış politika ve stratejik açılımlar bu tip düşünce kuruluşları üzerinden yapılır” dedi. kınıklıoğlu bağlı olduğu odağı, “evet washington’dan yönetiliyoruz; ama beyaz saray’dan değil, kendi merkezimizden” diyerek açıklamak zorunda kaldı. 6

    gmf görevlisi kınıklıoğlu akp hükümetiyle ilişkilerini sıkılaştırmakta gecikmedi. dışişleri bakanı abdullah c. gül, cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamadan kısa süre önce, şubat 2007’de amerika’ya gittiğinde suat kınıklıoğlu, gezi programını düzenledi. gmf, abdullah c. gül için “bir yemek ve konferansın organizasyonunu gerçekleştirdi.” böylece abdullah c. gül, türkiye’de adaylığının tartışma yarattığı gerilimli ortamda, gmf merkezine giderek görüşlerini açıklama ve amerikalı seçkinlere kendisini bir kez daha tanıtma olanağı buldu.

    gmf görevlisi kınıklıoğlu, özel önem verdiği çalışmalarının ve marshall fonu aracılığıyla geliştirdiği ilişkilerinin sonuçlarını da değerlendirmekten geri kalmadı. yeni şafak gazetesi “medya büyükanıt'ın ziyaretini başarılı, gül'ün ziyaretini ise başarısız ilan etti” diye yazmıştı. kınıklıoğlu emeğine sahip çıkarak ikircimsiz “evet, ama ben o kanaatte değilim; gül'ün ziyareti çok başarılıydı” dedi. kınıklıoğlu yarı-resmi gmf görevlisi olmanın ötesinde davranarak tıpkı robert wexler gibi akp hükümetini yüceltti; “hükümet dış politikaya çok büyük tecrübelerle gelmedi. buna rağmen geride kalan 5 yılda -küçük kazalar olsa da- çok başarılı bir dış politika icraatı oldu” diyerek başladı ve bir akp sözcüsü gibi “başbakan erdoğan dış gezilerinde daha uygun ve daha doğru mesajlar veriyor” diyerek recep tayyip erdoğan’a övgü dolu bir ileti göndermiş oldu.

    …


    amerikalılara umut veren lider adaylarını kim seçiyor? seçici yerliler nereye yükseliyor?

    gmf görevlisi kınıklıoğlu milletvekili olmadan önce sivil örümcek ağı çalışmalarını geliştirmişti. “tesev, tüsiad ve arı hareketi gibi kuruluşlarla” ortak çalıştıklarını; “yükselme potansiyeli olan insanları tespit etmek, onlarla ilişki kurmak ve transatlantik [abd-avrupa] ilişkileri konusunda bilgilendirme” görevleri bulunduğunu, aynı konuda “ankara’daki [yabancı] elçiliklerin de” çalıştığını belirtiyordu. 7

    2005 yılında star gazetesine “arkamızda cıa yok” diyerek projelerini anlatan suat kınıklıoğlu, 2007 yılında “türk lider adaylarını avrupa ve amerika’ya” yollayacaklarını da açıkladı.

    gmf, “türkiye’de geleceği olan” liderlerden birincisini titizlikle belirledi. almanya milletvekillerinden yeşiller partisi yöneticisi ve gmf transatlantik üyesi cem özdemir, doğa derneği yöneticisi güven eken’i aday gösterdi. “marshall fund liderlik ödülü”nü kazanan eken, “geleceği olan” lider adaylarının ilki oldu. 8

    seçici kurul:

    ka-der’in ve stgm [sivil toplumu geliştirme merkezi]’nin yöneticilerinden selma acuner, emine bozkurt,

    seta [itü - siyasal ekonomi toplum araştırmaları vakfı]’dan gökhan çetinsaya (şimdi yök başkanı), zafer yavan,

    asam başkanı ve washington eski büyükelçisi ömer faruk loğoğlu (şimdi chp milletvekili ve myk’de)’ndan oluşuyordu.


    lider adayının ödülü amerika’da bir ay konukluk!

    “geleceği olan lider adayı” güven eken ödül karşılığı olarak abd’de bir ay konuk edilecek ve “uluslararası ilişkilerinin (abd ilişkilerinin) daha da gelişmesini” sağlayacaktı.

    …


    marshall fonu ve tesev ortak işleri

    gmf, halifax’ta çok daha geniş katılımlı bir toplantı düzenledi. kanada savunma bakanlığı ve atlantik kanada tarafından desteklenen kasım 2009 uluslararası güvenlik forumu toplantısına savunma bakanlığı daire başkanı hakan eraydın, akp genel başkan yardımcısı murat mercan, çağrı erhan, nur batur, eyüp sağlık ve kadri gürsel katıldılar.

    gmf, gazetecileri yalnızca konferanslarda konuk etmemekte aynı zamanda eğitimlerine de yardımcı olmaktadır. gmf’nin yardımıyla amerika’ya giden sabah gazetesi yönetmeni ergun babahan eğitimini çekincesiz açıklıyor:

    “1988de german-marshall fundın sağladığı bir bursla stanford üniversitesi’ne gittim. john knight professional journalism adlı programa katıldım. o yıl programda 12 amerikalı, altı da farklı ulustan gazeteci vardı.” 9

    …


    tesev ile gmf, 2004’te istanbul nato zirvesi öncesinde düzenlenen “yeni bir yol kavşağında türkiye” konferansında burak akçapar, mensur akgün, meliha altunışık ve ayşe kadıoğlu, tesev adına bir rapor sundular.

    …


    tsk -nato-gmf-tesev-arı-akp

    barış için ortaklık

    nato genişleme programı, öngörüldüğü gibi uyguladı. doğu avrupa’nın tümüne yakını ittifaka katıldı. katılmayan ülkelerle “barış için ortaklık” adı altında daha gevşek ilişkiler kuruldu. tsk de “barış için ortaklık” merkezini kurdu.

    …


    gmf, sabancı üniversitesi ve tesev ile birlikte burak akçapar, mensur akgün ve meliha altunışık’ın “genişletilmiş ortadoğu ve kuzey afrika’da demokratikleşme sorunsalı” konulu çalışmalarına katkıda bulundu.

    …


    tasaların en büyüğü: “yükselen milliyetçilik”

    gmf, türkiye’deki gençlik ilişkilerini de nato genişleme programı kapsamında geliştirdi. arı derneği ile birlikte “karadeniz gençlik forumu zirvesi” 5 kasım 2008’de istanbul’da düzenlendi. azerbaycan, gürcistan, ukrayna, ermenistan ve türkiye’den 15 gencin katıldığı toplantıda konuşan gmf ankara’da görevli ceylan akman, örgütün idealini, karadeniz’in artık genişleyen nato ve ab içine girdiğini açıklayarak abarttı.

    esı [avrupa istikrar girişimi] görevlisi nigar göksel de “türkiye bölgesel güç olmak istiyor; ama bu gücü ile demokratikleşmeyi nasıl tetikleyebileceği ile ilgili net bir vizyon ortaya koymuyor” diyerek türkiye’nin çevre ülkelerdeki demokrasi operasyonlarına daha etkili katılmasını isterken bu tür toplantıların temel amacının da türkiye’yi yayılmacılığın bir parçası yapmak olduğunu açığa vurdu.

    … /
    /
    cıa generali ve istasyon şefiyle como cennetinde kimler buluştu?

    …


    günümüzde ısmarlama iş yapan gazeteciler var kuşkusuz; ama gazetecilerin ‘amerikan yeni yüzyılı’na kitleler halinde inanmalarının ve değişmelerinin nedenleri arasında washington’daki kurslar, burslar önemlidir. buna alman hıristiyan demokrat parti organı konrad adenauer stiftung’un örgütlediği “gazetecilik” eğitimleri de ekleniyor. 10 gmf’nin ‘gazetecilik projeleri’ etkili olsa da, en ciddi ve kapsamlı bilgilendirme girişimi, como gölünde gerçekleşti.

    como gölü kıyılarında konferans adı altında politikalar satılır; karteller üçüncü dünya ülkelerinde çalışan elemanlarını orada eğlendirir ve eğitir; mafya patronları, bankerler purolarını orada tüttürür. bir gazeteci işi gereği como gölüne gidebilir; cıa ajanıyla ve hatta cıa eski başkanıyla como gölü kıyısında buluşabilir; ama bir gazetecinin üç gün üç gece, dışişleri eski bakanı ve dışişleri eski genel sekreteri ile, işadamlarıyla, “sivil toplum” diye nitelendirilen örgütlerin temsilcileriyle birlikte olması haberin kaynağına değil tam da içine düşmesi demekti.

    bellagio şatosuna giren gazetecilerin yalnızca haberci değil de yazdıkları gazetelerin gücü ölçüsünde toplumu yönlendiren köşe yazarları olması çok daha önemliydi.

    …


    como gölünde konuk gazetecilerin, adlarının tümünü vermedikleri bellagio şatosundaki toplantıya katılanlar önemli kişilerdi:

    şükrü elekdağ: washington eski büyükelçisi ve dışişleri genel sekreteri

    ilter türkmen: washington eski büyükelçisi ve 12 eylül cuntasının dışişle-ri bakanı

    orhan güvenen: dpt müsteşarı

    mithat melen: iktisatçı profesör

    bülent gültekin: merkez bankası eski başkanı

    nevzat yalçıntaş: islam kalkınma bankası araştırma

    ve öteki ünlüler…


    gül’ün ılımlı islamı ve açılımın altın madalyası

    fpa’nın türkiye ilişkileri, arı derneği, cıa eski başkanı, eski istasyon şefi ve türkiye’den gazetecilerin, diplomatların buluştuğu ağustos 1999 como gölü toplantısından sonra gelişti. türkiye’nin devlet politikaları üstüne en kolay ve en ekonomik bilgilenme yöntemiydi konferanslar.

    …


    fpa forumunda r.t. erdoğan, ali babacan, eoka lideri

    fpa-türkiye ilişkileri kısa sürede derinlik kazandı. başbakan recep tayyip erdoğan, kıbrıs devlet başkanı ve eoka eski önderleri tasos papadopulos ve polonya devlet başkanı aleksander kwasniewski ile birlikte 2005 ‘dünya liderlik forumu’na çağrıldı.

    … /
    /
    asker-sivil örgütü amerikan atlantik konseyi

    nato’ya bağlı türk gençlik örgütü

    yeter yaman naucodie, yeni gençlik örgütüne “dear yata-turk members, sevgili dostlar” diye seslendiği ingilizce mektubunda “yata-turk her zaman özel önemde olacak ve hatta bu, benim türk enformasyon programında şimdiye dek desteklediğim en tutkulu ve en heyecan verici projedir” diye ekledi.

    brüksel’den yazıyordu yeter yaman naucodie. “amirlerim” dediği nato genel sekreter yardımcısı jean fourrel ve bölüm başkanı stephanie bast’ın, “çalışmalara güçlü destek veren” türk atlantik konseyi başkanı haluk bayülken’in, “türk dışişleri bakanlığı”nın yardımlarını da andıktan sonra “nato, çalışmalarınızı desteklemeyi sürdürecektir” diyerek gençleri özendirdi. naucodie’ye göre yeni gençlik örgütünün temel görevi son derece yalındı:

    istanbul’da kurulan örgütün ‘yata-türk’ …


    …

    nato genişleme programının uygulanmaya girişildiği 1990 sonrasında bu tür yarı-resmi örgütlerin görevleri yeni dünya egemenliğine uygun olarak belirlendi:

    "kamuoyunu, nato’nun amaçları hakkında eğitmek ve bilgilendirmek,

    nato’nun çeşitli amaçları ve etkinlikleri hakkında araştırmalar yürütmek,

    kuzey atlantik bölgesi hakları arasında dayanışmayı geliştirmek,

    üye komiteler ve kuruluşlar arasında daimi ilişkiler geliştirmek,

    atlantik eğitim komitesi [aec] ve genç siyasi liderler atlantik derneği [aaypl], kendi alanlarında etkinlik gösterirler."


    atlantik konseyi, şirketler, usta istihbaratçılar

    …

    atc [amerikan türk konseyi] başkanı general scowcroft türkiye’nin başbakanlarıyla iyi ilişkiler geliştirdi. motorola şirketi için çalışırken uzanlar-motorola anlaşmazlığında başbakan recep tayyip erdoğan’dan yardım istedi. erdoğan’la ritz carlton oteli’nin bodrum katında görüştü. o görüşmeye özal’ın trt genel müdürü cem duna da katıldı.

    …


    atlantik konseyi ve türkiye şebekesi

    konseyin son dönem uzmanlarından david phillips, türkiye ile ilişkileri geçmişe dayanan bir danışmandır. avrupa ortak zemin örgütü’nde çalışan phillips, türkiye’de ned ile ilk ilişkileri kuran doğu ergil’in tosav örgütünün kürt sorunları konusunda danışmanıydı

    …


    nato türk gençliğini örgütlüyor

    nato genişleme programı’nın uygulanmasıyla birlikte amerikan atlantik konseyi de geleceğin liderlerini yetiştirmek amacıyla yeni örgütlenme önerdi.

    …


    yata-türk’ün en deneyimli yöneticisi yasemin a. karaman, philadelphia’da doğdu; saint joseph lisesi’nde, richmond üniversitesi’nde, ingiltere’deki warwick üniversitesi’nde okudu. richmond’da ‘model birleşmiş milletler kulübü’nü kurdu. amerikan atlantik konseyi’nde 2003 yaz kursuna katıldı. 11 senatör linda puller’in yanında stajyer olarak çalışan yasemin karaman, nato gençlik toplantısında türkiye delegesiydi… /
    /
    abd’nin türkiye’deki yeni liderleri

    “çok gizli” damgalı ulusal güvenlik konseyi raporunda ortadoğu’daki hedeflerden söz ediliyordu. “önderlik konusu temel sorundur” diye başlayan 39. madde, “ilkesel amacımız uygun liderlerin ortaya çıkmalarını sağlamaktır” diye sürüyordu. işe yarayacak liderlerin “bu amaçlar için tasarlanmış olan programlardan geçirilerek batı’ya olabildiğince bağlanmalarının” da sağlanacağı belirtiliyor ve …


    işe yarar lider adayları

    türkiye’yi “temsil eden” kişileri belirleyen seçiciler kurulu, acypl’nin ömür boyu üyelerinden, kongre üyelerinden ve devlet görevlilerinden oluşuyor.

    …


    acypl'nin "global şebekesi"

    …

    her yıl 100’e yakın kişiyi abd’ye ve hedef ülkelere taşıyan örgüt, abd dışişleri ile birlikte çalışarak ülkelerde kendilerine dost ve ömür boyu üye kabul edilen kişilerden oluşan öbekler oluşturdu. örgütün çalışmalarına katılan abd vatandaşlarından 100’e yakını, eyaletlerde, devlette, siyasal partilerde, başkanlık özel bürolarında önemli görevlere geldiler. otuz altısı kongre’ye seçildi, üçü bakan, ikisi büyükelçi ve yedisi vali oldu.

    …


    kimler kimlere sunuluyor?

    shp, myk üyesi ayça akpek’in acypl tarafından seçilmesini kıvançla karşılanırken “türkiye’nin önde gelen genç siyasetçileri abd’de üst düzey görüşme ve incelemelerde bulunmak üzere davet ediliyorlar” diyordu. türkiye’den gidenler ya da türkiye’de amerikan örgütleriyle işbirliği içinde olanların genel alışkanlığıydı yabancı örgütleri yüceltmek. işi önemli göstermek için abartılmış da denilebilir; ancak acypl ve abd dışişleri’nin ortak programları rastlantıya ya da katılanların niyetine bırakılmıyor. seçilmişler, öncelikle abd dışişleri’ne, içişleri bakanlığı’na, parti yöneticilerine, senatörlere götürülüyorlar.

    …


    acypl ve onun türkiye temsilcisi arı derneği’nin seçilmişleri huzuruna götürdükleri “üst düzey” görevli daniel fried böylesine önemli ve etkili bir kişidir. fried, türkiye’de ulusalcılığı demokrasiye engel olarak görüyor. ulusalcılığı “gurursuzluk” olarak niteleyen fried’in yorumu çarpıcıdır:

    "sorun türklerin nasıl bir ülkeye sahip olmak istedikleridir. milliyetçilik/ulusalcılık özünde defansif bir tutuma, gurursuzluğa dayanır. gururlu insanlar milliyetçi/ulusalcı olmaz, gururlu insanlar dünyaya açık olur."


    ideal adaylar amerika’da

    arı derneği, temsilcilik görevini ciddiyetle yerine getirdi; acypl için seçilmiş olan 8 kişilik ekibi 15 günlüğüne amerika’ya gönderdi. arı derneği yöneticileri filiz katman, aytuğ atahan, sarp tiryakioğlu “escort olarak" görevliydiler. seçilen beş kişi medya-siyaset temsilcisiydi: cnn türk muhabiri ayşen atasir, akp istanbul yöneticisi ismail kaan, dyp afyon il başkanı gültekin uysal, leiden üniversitesi öğrencisi hayim behar. kısa sürede ekipler ekipleri izledi.

    seçilmişlerden bazıları:

    ayça akpek: shp [sosyal demokrat halk partisi]

    murat yalçıntaş: ito [istanbul ticaret odası.]

    zeynep karahan uslu: akp halkla ilişkiler başkan yardımcısı ve istanbul milletvekili.

    burhan kayatürk: kimlik mağazaları yöneticisi, akp ankara milletvekili.

    ve

    …


    usıp-acypl–arı ve kktc’de yeni odak

    kıbrıs’ta ortak bir kıbrıslılık kimliği yaratarak türk toplumunu eritme çalışmaları başarı olmuştu. kktc’ye ve türkiye cumhuriyeti’ne açıktan muhalif gençlik kitlesi yetiştirilmişti.

    …


    ımf ortağı wl, “14 genç lider” arıyor

    acypl’nin dışında da lider arayanlar var. kuzey arizona üniversitesi yakın doğu araştırmaları bölümünde islam üstüne doktora yapan danielle van dobben, kasım 2008’de beş gençle birlikte türkiye’ye geldi. istanbul, ankara ve diyarbakır’da öğrencilerle, siyasetçilerle ve ‘sivil toplum’ yöneticileriyle geçirilen iki haftalık verimli bir çalışma…

    …


    sabırla kitlesel eylemlere doğru

    …

    ‘turuncu devrim’ ya da amerikalıların adlandırdıkları gibi ‘portakal rengi devrim’ darbelerinde en önemli ön aşamasıdır, gençlerin ‘liberal’ ve ‘global’ yani abd ve batı avrupa ile ideallerde, iç-dış siyasette bütünleşmiş bir devlet düzeni yaratmaya yönelik gösterileri. önce barışçıl gösterilerde düşünce ve sivil örgütlenme özgürlüğü, cinsel eşitlik, din-ifade özgürlüğü istekleriyle başlayan eylemler, giderek siyasete katılım isteklerine ve sonunda da rejimin kökten değiştirilmesi için sürekli eylem aşamasına yükseltiliyor…

    …


    etkili bir gençlik kitlesi yaratmak amacıyla en iyi çalışan arı derneği oldu. arı’nın gençlik çalışmaları üstüne verdiği bilgi, amerikan ve alman örgütleriyle, soros’un vakıflarıyla, nato kurumlarıyla çalışmanın verimliliğini gösteriyor:

    “15 binden fazla genç insanın kişisel gelişim ve liderlik becerilerine katkıda bulunduk.

    basılan 54 yayının 381 bin kopyası sayesinde kamuoyu ve fikir liderleri-nin bilgilenme süreçlerine katkı sağladık.

    ve

    …"


    agl'nin köklü ilişkileri ve abdullah c. gül

    ... tuna bekleviç (şimdi akp-başbakan danışmanı) de ortadoğu ilişkilerini geliştirmeye kararlıydı. “özel davet üzerine ırak cumhurbaşkanı celal talabani’nin yardımcısı jalal jawhar aziz’le kerkük’te, mesut barzani’nin yardımcısı kemal kerkuki’yle erbil’de” görüştü. kürtler bekleviç’i “oldukça sıcak” karşıladılar.

    ekonomistler platformu örgütlenmesini de başaran tuna bekleviç, 2005’te büyükelçi eric edelman’ın önerisiyle abd dışişleri’nin “uluslararası konuk liderlik programı”na çağrıldı. genel sekreter mahir toprak da kanada’daki fraser ınstitute’ün eğitim programına gitti. /
    /



    ----


    http://guncelmeydan.com/...

    seçilen lider adayları amerika’ya götürülüyor. cıa’dan ayrıcalıklı örgüt, abd genç politikacı örgütü, türkiye’deki ortaklarıyla birlikte kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti’nde üniversite öğrencilerini ve akademisyenleri örgütlüyor! rektör yükseldikçe yükseliyor.

    amerikan ilişki merkezi kuran özel üniversiteler ve bu merkezlerle bağlantılı abd’de yetişmiş yerli genç ustalar. cemaat üniversitesinden amerika’ya taşınan öğrenciler.

    özel üniversitelerdeki merkezlere gelip giden cıa direktörleri, bushların adamları… üniversitelerdeki merkezleri sivil örümceğin ağı’na bapğlayan profesörler!

    alanya’daki şato ve amerikan-türk ortak çalışmalarında yeni osmanlıcı profesörler!

    yunanlıların ege’de ağ kurma çalışmları, konsolosların girişimleri. yunan örgütlerinin amerika’da türkiye karşıtı girişimleri.

    mormonbların asya örgütlenmesi ve ankara’da abd elçilik memurlarıyla birlikte kur-dukları şebeke! mormonların örgütlenmesine önayak olan yardım dernekçileri! mormonların yıldızını parlatan ilahiyatçılar!

    ali kemal’in ingiliz ailesi… cumhurbaşkanı abdullah gül, ali kemal üstünden ingiltere ile akrabalık ilan ediyor; kraliçe elizabeth’e gençliğinde duyduğu hayranlığı açıklıyor, prens charles’a karşı konukseverliklerini anlatıyor. ingiltere’de üst üste büyük haç şövalyeliği madalyası…

    humeyni’nin türkiye’deki kudüs kuvvetleri elemanlarının örgütlediği onbinlerce insan katılımlı gösteriler ve ahmedi nejad’a “komutan” diye seslenmeleri. abdullah gül ile ahmedinejad arasında sevgili kardeşlik sözleri!

    abd’lilere eleman seçiminde yardım eden chp milletvekilleri.

    birleştirme kilisei (moon tarikatı)’nın yerli ilahiyatçılarla ilişkileri. ahmet davutoğlu’nun mooncularla birlikte katıldığı gezileri.

    tsk’nın tarihimizde ilk kez, abd ile köklü ilişkileri, ortak değerleri ilan etmesi. nato’nun bölgesel değil dünya barışının koruyucusu olduğunu ilan eden generaller.

    tsk ve emniyetimizin cıa’ya emanet edilişinin belgeli tarihçesi.

    amerikan yönetimi ve önerileriylee türkiye’de teşkilatlanan yeni iç güvenlik merkezi! amerika’da yeniden eğitilen güvenlik görevlileri…

    nato genişleme programı’nda tsk’nin yeniden yapılandırılarak subayların tasfiyesi. nato genişleme programı kapsamında –türkiye ile açıklanmayan- anlaşmalarla ortadoğu-kıbrıs-kafkasya’nın yeniden yapılandırılması. tsk’nin rolü!

    cıa’nın polisleri, istihbaratçıları eğitim belgeleri.

    türkiye’de görevlendirilmiş 85 cıa elemanının adları ve çalışma yılları.

    kitapta yer alan 3000’ye yakın kişi ve kurum adlarını içeren dizin…

    ------


    üniformalı üniformasız örümcekler ve nato-tsk-polis-akademisyen-yunan ağı

    “sivil örümceğin ağında askerler, polisler, gençler, amerikan-israil örgütlerinin kurslarından geçiriliyor. amerikan devleti, tüm örgütleriyle türkiye’de genç liderler yaratıyor. nato istanbul’da gençlik örgütü kurdu. tesev kurucuları ve yöneticileri arasında muhalefet partisi önderleri… sivil örümcek muhalefet partilerini de ağına düşürdü.”


    12 eylül edebiyatının generalleri yargılanmayacak mı?

    “mustafa yıldırım’ın ortağın çocukları-anglto amerikan sivil paşalar darbesi adlı kitabındaki cıa belgelerinden yıllar sonra öğreniyoruz ki 'tehlike derecesi yüksek yerlerdeki çalışmaları' karşılığında 1988’de “cıa kahramanlık ödülü”, 1992’de “istisnai istihbarat toplayıcısı ödülü” almış bir casus olan robert finn’in eşi ve abd ankara büyükelçiliği'nin “kültür işleri sorumlusu!” helena finn’in bazı türk yazarlarına ilgisi büyükmüş!”
    5.6.2012 http://www.gercekedebiyat.com



    [*] amerikalılar kadrosu açık olmayan kişilere kestirmeden ‘danışman’ unvanı veriyorlar.
    [**] ‘türkiye’nin yeni dünyası: türk dış politikasında değişen dinamikler’
    [1] akşam, 13.3.2005
    [2] ayrıca senatör eşlerinin pkk’lılarla ilişkileri için m. yıldırım’ın ‘savaşmadan yenilmek’ ve y. polat’ın ‘amerikan şahinleri-kargaları’ kitaplarına bakılabilir.
    [3] 2008’de türkiye-abd parlamentolar arası dostluk grubu başkanı akp antalya milletvekili mevlüt çavuşoğlu, başkan yardımcısı da chp milletvekili şükrü elekdağ oldu. yönetime mhp ve dsp den birer üye yer aldı. gruba üye olan 372 milletvekilinin 293’ü akp’dendi. 70 mhp milletvekilinden 56’sı da grup üyesi oldu. mevlüt çavuşoğlu, bir grup akp milletvekiliyle birlikte avrupa parlamenterler birliğinde türkiye karşıtı kararı imzalamasıyla ünlendi.
    [4] “abd çalışma grubu mecliste”, star, 31.5.2005.
    [5] http://egemenbagis.com/...
    [6] “arkamızda cıa yok”, star gazete, 11.12.2005.
    [7] washington rumi forum’da fethullah gülen’in 2007 iftar yemeğine washington büyükelçisi nabi şensoy da katıldı. 2006 iftar yemeğine aynı zamanda tesev raporcularından olan büyükelçilik maslahatgüzarı burak akçapar katılmıştı. rumi forum, 13 mart 2007'de r. tayyip erdoğan'a verilen “2007 uygarlıklararası diyalog ödülü”nü başbakan adına egemen bağış aldı.
    [8] son yıllarda derneklerin başındakilere de “müdür” ve hatta “genel müdür” sanları verilmektedir.
    [9] ergun babahan, “ne oluyor yahoo!”, 2006.9.24 sabah, http://arsiv.sabah.com.tr/...
    babahan, tsk komutanlarını pkk ile dolaylı işbirliğinde bulunmakla suçladıktan sonra “gençlere tek tavsiyem var, genelkurmay bir açıklama yapana kadar askere gitmeyin, yoksa tabutla geri dönme ihtimaliniz yüksek” diye yazdı. sabah, 18.8.2010.
    [10] como gölüne gidemeyenlerse almanların hıristiyan demokrat partisine bağlı ‘konrad adenauer stiftung’un değerli katkılarıyla türkiye kıyılarında gazetecilik eğitiminden geçtiler. giderleri kursları açan almanlar karşıladı; ama en deneyimli istanbul gazetecileri de ders verdiler. kursları george soros’un örgütü de destekledi.
    [11] atlantic council news, july 2003, volume 10, no: 1.