6 temmuz 2005 tarihli, ntv yapımı
oradaydım belgeselinde, sivas katliamı'nı anlatan şahit konuk
lütfü kaleliydi.
kendisi, özellikle
aziz nesin'i öldürmeye yönelik gerçekleştirilmiş bu katliamdan kurtulan otuz küsur kişiden biridir.
olayı, kendi ağzından, yorum katmadan aktarayım:
"kültür bakanlığı eliyle sivas'ta tertiplenen bir konferans olacaktı. fakat günler öncesinden tartışmalar ve gerginlikler başlamıştı. yerel gazeteler tepkilerini manşetten dile getiriyorlardı. "müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz" şeklinde manşetler vardı. konferansta konuşmalar yapıldı ancak ne aziz nesin'in ne de başka bir katılımcının müslümanları kışkırtıcı, onları harekete geçirici bir tutumu ve üslubu olmadı. kırılması tepki göstermesi gerekenler alevilerdi çünkü aziz nesin, konuşmasının bir bölümünde eleştirel üslubuyla alevilere birkaç söz söyledi. aziz nesin, istanbul'daki bir konferansta nasıl konuşuyorsa, neler konuşuyorsa aynı şekilde davrandı.
konferans sonunda röportaj için gelen muhabirlerin soruları ise ortalığı kızıştırmaktan başka bir amaca hizmet etmedi."
***video görüntüsü giriyor***
muhabir: siz müslüman mısınız?
aziz nesin: hayır değilim
muhabir: kuran'ı okudunuz mu?
aziz nesin: bakın ben kuran'ı da okudum, tefsirleri de okudum. muhtemelen sizin kadar okudum. ben tüm dinlere saygılıyım. özellikle müslümanlığa saygılıyım çünkü gayet dindar bir müslüman aileden geliyorum. fakat ben ateistim. benim dinim yok.
muhabir: kuran'ı red mi ediyorsunuz?
aziz nesin: bence 1000 yıl geçerli hiçbir söz olamaz.
muhabir: ama bunlar allah'ın sözleri...
aziz nesin: benim allah'ım yok. ben ateistim
muhabir: allah'ın sözlerini red mi ediyorsunuz?
aziz nesin: neyse...
***lütfü kaleli devam ediyor***
" bu röportajdan sonra kalabalık huzursuzlandı ve ortam gerildi. biz kitaplarımızı imzalıyorduk fakat daha fazla devam etmeyerek bunları bir kenara bıraktık.
polis bizi daha önceden belirlenmiş olan
madımak oteli'ne götürdü. biz otelin giriş katında beklerken ara sokaklardan çıkıp gelen öbek öbek insanlar gördük. hepsi otele doğru geliyordu.otelin girişini kapatıldı. biz odalarımıza çıktık fakat atılan kaldırım taşları yüzünden otelin arka tarafında bulunan merdiven boşluğuna doluştuk. tüm kat ve ara katlarda adeta üzüm salkımı gibi beklemeye başladık. gençlerimiz, yaşlıları ve hanımları korumak için giriş katına masa ve sandalyelerden barikat kurdular. giren olursa dövüşecekler ve destek gelene kadar yavaşlatacaklar."
***video görüntüsü giriyor***
askerler geliyor. kalabalık birden dönüyor ve "en büyük asker bizim asker!" şeklinde sloganlar atmaya başlıyor. askerler, kendilerini saran kalabalığı aşamayıp etkisiz hale geliyorlar. yürümeyip uzaktan izliyorlar.
***lütfü kaleli devam ediyor***
"ben giriş katında yatan aziz nesin'i -tüm bu ablukanın asıl nedeni olarak- elinden tutup en üst kata çıkardım ve orada, gençlerin arasına, tek kişilik bir yatağa yerleştirdim. aziz nesin, erdal inönü'yü arayarak durumu anlattı ve kalabalığın, taşların ve camların sesini dinletti. aziz abi " önlem alın yoksa bu tatsız olay büyüyecek" dedikten sonra inönü "merak etmeyin, destek geliyor. canınıza hiçbir şey olmayacaktır. bu teminatı ben veriyorum" dedi.
herkes beklerken bir isim listesi yapayım dedim. fakat genç bir kızımız, "tadımızı kaçırma lütfü abi, ölüm listesi hazırlar gibi" deyince duraksadım. işte o anda duman kokusu duymaya başladık."
***video görüntüsü giriyor***
omuzlar üzerinde taşınan bir genç, otelin kırılmış penceresinden çıkıp uçuşan bir perdeyi yakalıyor ve tutuşturuyor
***lütfü kaleli devam ediyor***
"otelin yandığını anlayınca hepimiz yukarıya çıkmaya başladık. çatı katından aşağı bakınca dışarı çıkamayacağımızı anladık. birileri yan binaya geçmeyi akıl etti ve iki gencimiz balkondan geçti fakat karşılarına çıkan iki adet eli sopalı onları durdurdu. meğer yan bina
büyük birlik partisi'nin merkez binasıymış. genç bir kızımız "biz sizin misafiriniziz, böyle mi davranacaksınız?" deyince karşıdaki şahıs " sizi biz mi çağırdık!" diye ünledi ve engellemeye devam etti. bunun üzerine yanımızda bulunan komiser kimliğini göstererek tam 33 kişinin yan binaya geçerek kurtulmasını sağladı. yangın ilerleyince biz devam edemedik ve daha yukarı çıkmak zorunda kaldık. merdiven boşluğunda inanılmaz bir duman ve ısı vardı. aziz abi ve ben kendimizi bir odaya atıp kapıyı kapattık. diğerleri yukarı çıkmaya devam etti. yaklaşık 3 dakika boyunca çığlıklar ve haykırışlar devam etti fakat sonra kesildi. hepsinin öldüğünü anladık."
***video görüntüsü giriyor***
ölen kişilerin resimleri gösteriliyor
***lütfü kaleli devam ediyor***
"odaya duman dolmaya başlayınca ne yapacağımızı bilemedik. nefes alışlarımız iyice yavaşlamış ve kıvranmaya başlamıştık. yerde yatan aziz abi "ne yapacağız lütfü?" deyince "ölecez abi!" dedim. bir kabullenme gelmişti. bunun üzerine aziz abi "o zaman beni şu yatağa yatır da sevenlerimiz için kötü bir şekilde can vermeyeyim!" dedi. bu cevabı duyunca ağlamaya başladım. ağlayınca zihnim açıldı ve ölümü reddettim. "yan odaya geçersek pencere var abi, kurtuluruz" dedim. "hiç beklemeyelim o zaman" deyince aziz abi, hırkamı çıkardım, yüzüme ve elime dolayıp kapıyı açtım. nasıl yaptık bilmiyorum ama bir şekilde yan odaya geçtik. camdan nefes aldık. o esnada bir itfaiye aracı gördüm fakat binanın dibinde durmasına rağmen hiç faaliyet göstermiyordu. ben imdat diye haykırıyorum, aşağıdan allahuekber sesleri geliyor."
***video görüntüsü giriyor***
itfaiye erleri, itfaiye aracının üzerinde oturmuş, rahat bir şekilde binaya bakıyorlar.
otel yanarken kalabalıktan şöyle sesler geliyor:
+ allahım bu senin ateşin!
+ cehennem ateşi cehennem!
+ allahuekber!
***lütfü kaleli devam ediyor***
"sonra itfaiye aracı merdivenini uzattı, bir genç tırmanarak aziz abi'ye yardım etmeye başladı. o esnada aşağıdan şöyle bir ses geldi "dur, esas ölecek hayvan o!". bunun üzerine genç, aziz nesin'i tanıdı ve aşağıya indi. merdiven sonunda bekleyen lacivert üniformalı bir memur aziz abi'yi kolundan tutup adeta bir çuval gibi kalabalığa savurarak düşürdü. aziz abi bir merdiveni son anda tutarak aracın yanında asılı kaldı. o anda kenarda bekleyen itfaiye erleri yaradana sığınıp aziz abi'ye tekme tokat girişiyorlar. aziz abi'nin kafası kan içinde kalıyor"
***video görüntüsü giriyor***
yukarıdaki paragrafta ne anlatılmışsa aynen oluyor
***lütfü kaleli devam ediyor***
"aziz abi dayak yerken bir polis komiseri, itfaiyecileri dağıtıyor ve aziz abiyi kucağına alıyor. bir ekip otosu istiyor ve azizi abiyi arabaya yerleştiriyor. komiser aziz abi'yi koruyor, komiserin emrindeki polis aziz abi'yi tekmeliyor. o komiser bizim hayatımızı kurtardı. ardından hastaneye gittik. doktorlar ve hemşireler bizim için seferber oldu. büyük titizlik gösterdiler. oksijen verdiler. ben 2 gün kurum kustum.
şimdilerde o radikâl başlıkları atmış gazete sahipleri çıkıyor "efendim biz öyle başlık atmayacaktık, arif sağ dedi bize, biz onun korkusundan yaptık." diyor. bu tarihi baştan yazmaktır. bunlar böyle giderse 50 yıl sonra arif sağ yaptı derler.
ne alakası var!
bunun belgeseli çekilsin, yazılsın çizilsin ki olayın sorumluluğu başkalarına atılmasın."