|
|
- yunan mitologyasının en kurnaz karakterlerinden bir tanesi. ölüm onu almaya geldiğinde ölümü kandırıp onu yakalamış ve esir tutmuştur. hikayenin geri kalanı şu şekilde cereyan eder:
bir hafta kadar ölüler diyarına kimse uyumayınca hades kıllanmış ölümü bulamayıncada durumu zeusa bildirmiştir. en son ölecekler listesinde sisyphus adının geçmesi tanrıların ilgisini direk sisyphusa çevirir. tanrılar müdahele ederler ve ölüm kurtarılır. sispyhus'un canı alınmadan önce sisyphus karısına cenaze düzenlenmemesini, tam tersine eğlence düzenleyerek ölümünü kutlamasını ister.
karısı sisyphus'un dilediği gibi cenaze yerine eğlence düzenleyince sisyphus hades'in huzuruna çıkar, persephone'yi de kendine acındırarak 1 haftalık müddet ister. bu sürede yeniden dünyaya çıkacaktır, karısına haddini bildirip uygun bir cenaze töreni hazırladıktan sonra hades'in krallığına geri dönecektir. ama tabiki bu da sadece bir oyundur. sisyphus en korkunç tanrıyla oyun oynar ve ancak yıllar sonra geri döner.
tabi ki hades bu önemli zat-ı muhteremi kapıda karşılar. kendisine çok sıcak bir hoşgeldin der. kendisini çok taktir ettiğini söyler fakat sonuç itibariyle o tanrıları kandırmıştır ve ölümlüler bu tutumun cezasız kaldığını görürlerse azacaktırlar. o yüzden hades, sisyphus'un göstermelik bir cezaya çarptırıldığını söyler. ceza çok basittir. yuvarlak bir kaya hades'in gösterdiği tepenin üstüne çıkarılacaktır. sispyhus sevinçle cezayı kabul eder. lakin bu basit göstermelik ceza sonsuza dek süren bir işkenceye dönüşür çünkü kaya tam tepeye çıkacakken yeniden aşşağı yuvarlanır ve bu sonsuza kadar devam eder.
- http://upload.wikimedia.org/...
- çok sağlam ve seri ukte veren yazar.
- (bkz: sisifos söyleni)
- kendisi yerine akıllıca davranarak uktelerini bize doldurtan ve bu sayede öğrenen yazar. bu okul hayatında sınavlardan önce arkadaş çevresinden not alıp son gece çalışmaya benziyor. tebrik ederim kendisini
- sözlük yazarlığına bilmiyorum lakin şunu gördüm ki, konsepte aykırı'da yazdığı kısa hikayelerin tümü çok başarılı. k.a. dar gelir.
- zenon'un sisyphus mitini kullanarak geliştirdiği paradoksun fizik dünya yüzeyinde çarpıtılmış akıl yürütmeler sonucu oluşturulduğu, bir anlamı olmadığı gösterilebilinir.ancak zizek yamuk bakmak'ta, lacan üzerinden, işin psikoekonomisinden dem vurarak paradoksu şu şekilde açar;
"bu paradoksta, psikanalizdeki dürtü kavramının doğasını, daha doğrusu lacan'ın dürtünün amacı ile hedefi arasında yaptığı ayrımı görmüyor muyuz? hedef nihai varış yeridir, oysa amaç yapmak istediğimiz şey, yani yolun kendisidir...dürtünün nihai amacı dürtü olarak kendini yeniden üretmek, dairesel yoluna dönmek, hedefe gidip gelen yolunu sürdürmektir.asıl keyif kaynağı bu kapalı dairenin tekrara dayalı hareketidir...."
- sisyphos'un bezginliği
gördüğüm o muydu, inanamadım!
oysa 68 kuşağındandı.
70´li yılların öğrenci eylemlerinde;
en zor, en umarsız zamanlarda
davudi sesiyle kâh nazım hikmet, kâh ahmet arif,
kâh hasan hüseyin´den okur
pekiştirirdi çevresindekilerin inancını.
yaşı bizim kadar olmakla birlikte
ben onun bütün zamanlarda ve bütün direnişlerde
varolduğuna vehmederdim.
spartaküs´le birlikte romalı lejyonerlerin üstüne yürüdüğüne
paris komünü´nde, barikatların dibinde ateş yaktığına
1905´te ve 1917´de
yani kavganın tam ortasında
kalbinin bütün dünyanın işçileri ve
ezilen halklar için attığına
inanırdım her nasıl ve her nedense.
benim tanıdığım on yıllar içinde, inanç ve düşüncelerine karşı olan
hiçbir kurum ya da gelenekle; uzlaşmadı, barışmadı.
birçoğumuzun aksine,
"bahçesinde ebruli hanımelleri açan ev" için kafası karışmadı.
her adımı acıyla sınanan bir yol çizmişti kendine
ve o yolun üstünden hiç ayrılmamıştı.
oysa şimdi?!.. yol kenarında bir banka oturmuştu.
elinde yarısı içilmiş bir kola şişesi vardı.
şişenin üstünde yazanları okuyordu,
bir zamanlar almancasından das kapital´i okuduğu dikkatle,
ancak gözlerinin arkasında kendisi yoktu.
yanına iliştim "merhaba" dedim, "ne oldu sana?"
beni tanıyıp, tanımadığını belli etmedi.
hoş kim olsam ve hangi soruyu sorsam,
aynı şeyleri söyleyecek gibiydi.
nitekim, kutsal bir kitaptan, ezbere aldığı bir metni okurcasına,
hiç teklemeden şunları söyledi:
"bezginlik, beyaz bayrak göstermeni beklemez senden
bir bir düşürür bütün siperlerini.
cephelerinde direnen tüm inançların ıslak,
yorgun ve az önce vurulmuş erkekler gibi
sessizce yığılır birbirlerinin üzerine
öfken, karşı çıkışın ve en kötüsü inançların
ölümcül bir yaranın kaybettirdiği sıcak kan gibi azalır.
bacakların titrer ve parmakların karıncalanır...
insanları korkutmayın, bezdirin.
zira zaman, korkunun aleyhine, bezginliğin lehinedir.
korkan, bir gün korkularıyla yüzleşmeyi, onları aşmayı göze alabilir
ve korkusunun üstüne yürüyebilir.
oysa bezginlik; insanları içten içe boşaltır.
korku, süreç içinde, karşıtı olan cesareti güçlendirir.
bezginlik ise sadece, daha fazla bezginliğin mayasıdır.
unutma ki insanoğlunu kayıtsız, şartsız ve tartışmasız
teslim alacak tek duygu bezginliktir.
ve sadece yine bezginlik ruhun kimliğini siler..."
sonra elindeki yarılanmış şişeyi bana doğru uzattı ve
"kola içer misin" diye sordu.
yapabileceğim tek şey de buydu zaten...
fikri nazif ayyıldız(danko, 11.12.2007 07:06)
- mitler ve masallar pek çok kez farklı yazarlarca kendi görüşlerini canlandırmak için başvurulan simgeler olmuştur. örneğin albert camus'nün canlandırmasında sisifos, sırf dünyanın karşısına geçip bir kerecik onu seyredebilmek için sonsuza dek aynı yükü sırtlanmaya ve çıkardığı tepeden aşağı yuvarlanışını seyretmeye mahkum olmuş bir umutsuzdur. camus bu sisifos'u, modern çağ insanını tarif etmek için kullanır.
|