her ne kadar grinpiysciler
* kadar teknik ve istatistiki bilgiye sahip olamayan biri olsamda naçizane bilgimi paylaşmayi isterim.
bir ülkede enerji kullanımı denildiginde mutlaka bilinmesi gereken bir şey vardır ki o da şudur: enerji talebi her an değişir. tam şu an 100 birim ise akşama 150 olur. misal falanca fabrika bilmem ne tesisisni devreye alacak olur anlık artış olur. tüm bu talepler enerji santrallerimizin üretimi ile dengelenir.
enerji üretiminin sabit bir bölümü ve zamana göre sık sık değişen bir bölümü vardir. sabit tüketim
hidroelektrik santraller ile giderilir. misal a barajının sekiz türbini varsa çalışan altı türbini bu iş içindir. (diğer iki
türbin çalışmaz) bunun üzerindeki değişken talep termik santraller ve doğalgaz santralleri ile karşılanır. arzı hidroelektrik santralleri ile kontrol etmek imkansıza yakın bir zorluktadır. bunun yolunu bulursunuz ama tüm barajlari kısmen yıkıp ek tesisler, kısıcılar
* eklemeniz gerekir.
ayrica hidroelektrik santrallerinin üretimi de neticede su seviyesine bağlıdır. kurak geçen yıllar enerji açısından da kuraktır. bunun yanında türkiye'nin hiroelektrik potansiyeli hesaplanırken "inönü stadyumu boyunca akan yağmur sularının dahi" dikkate alındığını aktarıyor prof. dr
mete şen.
bu açıdan baktığınızda türkiye'nin enerji arzını gerçekleştirebilmek için talebin üzerinde bir hidroelektrik santral kapasiteniz olsa da elektrik çıktısı kolayca ayarlanabilen termik ve doğalgaz santrallerine ihtiyacınız vardır.
termik santrallerin çevreyi kirlettiğini elbette biliyoruz. ama ihtiyacimiz var diyerek katlaniyoruz. gökova'yi kapatsak şimdi mum satıcıları bayram eder ama mumcuları sevmediğimizden değil elektriksizliği sevmediğimizden bunun olmasını istemeyiz.
doğalgaz santralleri
* göreceli olarak daha düsük kurulum maliyetine sahiptir. enerji çıktısı bir vana ile ayarlanabilecek kadar basittir. ülkemizde mantar gibi bitmeye baslamıştır bunlar. lakin doğalgazı en pahalı satın alan bir ülke için bu derece pahali bir elektrik genel kullanım için pek avantajlı değildir.
günümüzün modası rüzgardan, güneşten, yeraltı suyundan, dalgadan, vsden enerji üretmek. çatıya koyuyorsun iki tane panel sana sıcak su veriyor. arabanın üstüne üç metrekare döşüyorsun vııınnnnnn vınnnnn. dikiyorsun iki tane rüzgar gülü bütün gece evin ışıl ışıl... çevre kirliliği yok bişey yok. tertemiz.
güneş enerjisi temizdir. kaynak da muazzam ve beleş. kullanmak akil kârı. ama bir şehrin elektriğini güneş enerjisinden elde etmek ile bir arabayı çalıştırmak aynı değildir. istanbul'un elektrik ihtiyacını karşılamak için neredeyse istanbul kadar bir yere güneş paneli döşemeniz gerekir. saat saat değişen kararsız bir üretim neyse de gündüz ürettiğiniz elektriği gece için depolamanız gerekir.
günes pillerinin
* henüz türkiye'de üretilemiyor olmasi ve pahalş olması da cabası.
bir diğer tip güneş enerji üretim metodu ışığı aynalarla bir yağ deposuna odaklayıp kızgın yağ ile buhar elde etmektir. bu durumda sadece gündüz çalışan ucuz, verimli ve düşük kapasiteli enerji santralleri elde edersiniz.
rüzgar türbinleri de çok güzeldir. tarlalara dikersiniz. altta tarım yapılırken üstte enerji üretirsiniz. arada kanatlardan hızla savrulan buz parçaları* ekinleri çiftçileri az rahatsız etse de dert etmezsiniz. lakin bu rüzgar türbini tarlalarını her yere dikemezsiniz. belli bir rüzgar potansiyeli olmasi lazım. ayrıca yüzayin de engebesiz olması gerekir olabildiğince. ciddi bir üretim için orta derece bir maliyetle bunları kurup gayet ucuza elektrik üretebilirsiniz.
stocky2001 bunu hesabıyla kitabıyla da bilir. ama bir gün çikarsınız evinizden dışarı, güneş sıcak sıcak parıldamaktadır, deniz çarşaf gibi dümdüzdür. siz tebessüm eder "ne güzel bir gün" dersiniz ama santrallerde insanlar sinir krizi geçirmekte olurlar.
jeotermal elektrik üretimi de sınırlı yerde mümkündür. gel-gitten elektrik üretimi de türkiye için mümkün degildir...
gelelim nükleer santrallere. buna yakıtını koydun mu kontrol çubuklarını indire kaldıra reaksiyonu ve ısı üretimini kontrol edersiniz. kontrol çubukları nötronları tutarak
zincirleme reaksiyonun hızını azaltır. bilindiği üzere uranyumun parçalanması sonucu üç tane başı boş nötron saçılır. saçılan nötronlar diğer uranyum atomlarına çarparak onları da parçalar. kontrol çubukları
* ile bu nötronlar absorbe edilebilir. yüksek miktarda enerji üretirken ayni zamanda çıkışı da çok rahat kontrol edebilirsiniz.
çevreye zararı yok mudur? vardir. olmaz mi? atıklardan değil ama. atıklarin nasıl imha edileceği biliniyor. onları zararsız hale getirmek mümkün. o değil de bu
reaktörlerin soğutma suyu ihtiyacı vardır. elde edilen kızgın buhar borular içinde bu suyun içinden geçirilir ve tekrar sıvılaştırılarak reaktörün etrafina sevkedilir. işte bu su küçük bir gölden alınırsa geri verildginde yavaş yavaş göldeki su sıcaklığını arttırır. gölde gerçekleşen 3-4 derecelik bir artış da bazı canlıların bu göldeki yasamını çok olumsuz etkileyebiliyor. ha ama buna da çareler çözümler bulmuşlar.
bunun yanında 10-20 km uzağınızda bir nükleer santralin olması insanlarin sağlığını cep telefonu kullanmak kadar etkileyecektir en çok. hatta daha ilginç daha komik bir sey söyleyeyim. çekmece'de** 40 yılı aşkın süredir zaten nükleer enerji üretiyoruz. yıllar boyu çeşitli reaktör tipleriyle deneme ve eğitim amacıyla az da olsa nükleer enerjiyi kullaniyorduk. nükleer enerji santralinde çalişacak, böyle bir santrali idare edebilecek çok tecrübeli insan kaynağına da sahibiz.
tüm bu sebeplere dayanarak sinop'taki ilk nükleer enerji santralimiz hayırlı uğurlu olsun. akkuyu daha iyi olabilirdi ama olsun.
* türbin kanatlari üzerinde yoğuşan su buharı kanadin uçlarına dogru savrulur. kanadın ucuna doğru ilerledikçe artan çizgisel hız sebebiyle su damlalari donar. kimsenin aklina kar topu ya da buz sarkıtlari gelmesin. ufacık buz parçaları.
** (bkz:
çnaem)