türlü denemelerim sonrası nickinin aksini bana kanıtlamış sıkı nesildaşım.umduğum kadar sinirli değilmiş ama ummadığım kadar inatçı çıktı...girilerini her daim görmek isteriz*
uzun bir çaylaklık döneminden sonra sahalara yeniden dönmüş beşinci nesil kan* bu hasretlik ne zaman bitecek kaygısını taşırken sözlüğe ve bize olan sevgisinin ne denli kuvvetli olduğunu anlamışlığım, sürece ortak olmuşluğum vardır. bir daha hiç ayrılmaz sevdiğinden umarım.
deniz, martılar, vapurlar, güneş vs vs diyerek bünyemi tarumar etmiş yazar. dalgaların sesini dinleyerek rakı falan içiyormuş bu. gıcık mısın sen? dedim. ankara'nın isli ve puslu havasını seviyorum ben hem. güldü puhohahah diye. dalga geçiyor sürekli. bildiğin deli.
hem şunu asla unutma demek isterim kendilerine. denizin dibindeyken ona aşık olmak kolay da, kokusunu bile duyamazken benim gibi, kavuşacağın günün hayaliyle o aşkı yaşamak gerçek olan galiba. di mi???
sinirli değil, tanımlamaya çalıştığımda olumlu sıfatlardan güzel kelime beğenmekte zorlanacağım biricik yazardır. yazdıklarını takip edenler içtenliğini, becerisini bilirler. girileri üzerine yorum yapma cüretini gösteremem.
bana hediye ettiklerinden bahsetmem gerekirse; onunla konuştuktan sonra babamın omzunda ağlamış gibi rahatlıyorum. kötü günlerimde bir sonraki ânı hiç düşünmeden gülmemi sağlamıştı. şimdi "mutluyum" diyorum, "mutlu ol, senin adına sevinecek bir dostun var burada" diye cevap veriyor. güvenin, huzurun öteki adı oluyor.
iyi ki tanımışım diyerek basit bir teşekkürle geçiştiremem desteğini. hep daha ötesi o. her şeyin en güzeli.
bir işi yapmayı ilk öğrendiğinizde, amaca giden yolda gerekli hareketin yanında bir sürü de gereksiz hareket yaparsınız, o işte ustalaştıkça parmağınızın ucuyla yapacak kadar ustalaşırsınız ya, kendisinin sözlük yazarlığı da böyledir. iki elini de bırakarak entry girebiliyor mesela.
farklı görüşlere saygı duymayı öğrenememiş, sıçtığı bok daha denize gitmemiş yazar kişisi tarafından tırt olmakla itham edilmiş kral abimizdir. bi tarafında olmaz onun biliyorum ama ayranı iyice kabaracak çoluk çocuğa uyuz olup yazmayacak diye endişeleniyorum ben.
az lafla kafiyeli bir şeyler yazmaya çalışırken cahil cühela tarafından bırak yanlış anlaşılmayı, anlaşılamamış değerli üstad. o kadar dedim özel mesajla demi "sözlükte siyaset yapma" ama dinlemedin. siyasetten başka şeyler var mı dedim yok dedi. "peki aşk?" dedim. cevab veremedi*
boşver ben ezelden beridir sinirliyim sinirli yaşarım mottonla devam et. sevenlerin, izleyenlerin var. ya sev ya terket diyenlere inat sevmiyorum da terketmiyorum da diyebilmeli. "sizin gibilerin elinden alıp daha güzel bir dünya, daha güzel bir ülke yaratmak için terketmiyorum ve daha yaşanılır, daha sevilir kılmak için terketmiyorum" diyebileceğimiz bir dünya mücadelende devam et.
sakın ha..bencillik edip bizlere kalacak diye değil. güzel kızlarımıza, oğullarımıza kalsın diyedir bütün çabamız. bunu da koy sepete
etti 1-2. e malum burası deplasman. o yüzden 1'i öne ikiyi arkaya yazdım*
tuhaf bir şekilde, sevmemekle suçlanan sağlam yazar.
uzun zamandır takip ederim kendisini, ben de neyi sevmediğini gözlemlediğim kadarıyla aktarayım madem. bu adam hakikaten birilerini sevmez bu doğru, ideolojilere köle olmuş sürü zihniyetindekileri sevmez mesela. kendinden olmayanı öteki ilan edeni, din istismarcılarını, köken yaftacılarını, ülkeyi babasının malı bellemiş, türlü dalkavukluklarla yalnız ve güzel ülkemin başına çorap örenleri sevmez, yalan değil.
diğer yandan, kendisi faşistlerin dillerine pelesenk olmuş nefret kokan tırt sloganların aksine bir gün bu topraklarda yeniden sevginin hakim olacağını bilir, bu düzenin elbet değişeceğine tüm kalbiyle inanır. bu durumda terk et diyene de bok yemek düşer(afedersiniz).
aylar sonra gelen ek: buralar hep dutlukken kankamıza destek çıkmış, yazmışız üç beş satır. şimdi bakıyorum ki suçlayan eks olmuş, suçlanan abimizin ordu kadar kankası olmuş. sıkıysa bir daha coşun bakalım. hahah.
karşınızdaki kişide "kimya mı daha önemlidir ,fizik mi ?" sorusuna "biyoloji akıllım biyoloji" diye cevap verebilecek bir yazardır kendisi.ama kimyanın daha mühim olduğunu anlamıştır kendisi.
çabuk unutuyor. çok çabuk hem de. kayboluyor ortadan, hesap kilitlemeler falan... olmamış diyor, kendisine 10 üzerinden 3 vererek onu haftanın neredesin firuze'si seçiyoruz ve akabinde kulaklarımızdan tavana asmasın diye topuklarımız kıçımıza vura vura kaçıyoruz.
geyik bir yana, artık arayıp sormuyor, selam vermiyor, hesap kilitliyor ama; hiç unutmuyorum... bir gün msn'de konuşurken, "ver kız telefonunu, arayacağım seni!" demişti. sonra aradı da. bir de baktım karşımda babam gibi bir adam.* "o okulu bitirmen için 3 yıl daha veriyorum sana. 3 yıl. daha fazla değil. bi' bitmesin... bak ne yapıyorum o zaman!" diyor. "hacettepe'de çalışıyor kız kardeşim. gelirim bak!" diye korkutuyor.
bi' şey diyeyim mi? 5 dersten kaldım ben. hadi gel de kulaklarımdan tavana as bakalım. hiç olmazsa yüzünü görmüş oluruz. *
işkembesi geniş bir yazar gördüğüm kadarıyla. türkiye'de organ nakli yakın zamana kadar yasadışıymış, hatta diyanet işleri başkanlığının açıklaması ile yasallaşmış falan. senin tarih öğretmenin kimdi çocuğum?
eleştirilerine, verdiği ayarlara kurban olduğumdur.
bir adam sadece güzellik hediye edebilir mi çevresindekilere ? o adam sinirliyim ezelden ise daha güzelini bile yapabilir. tanıştığı herkese hayatın kıyağıdır. bunun verdiği güveni her zaman duyabileceğimi bilmek ne hoş.
çevresine at gözlükleriyle bakanlara inat aklıyla, fikriyle herkese ışık olduğu için ayrıca teşekkür etmeli.