"erkeğin, kendisini çocukluktan itibaren hissettiren avantajı, bir insan uğraşının hiçbir şekilde bir erkek olarak yazgısına ters düşmemesidir... buna karşılık kadından, kadınlığını gerçekleştirebilmesi için kendisini nesne ve kurban haline getirmesi istenir: bu da, egemen özne olma iddialarını bir yana bırakmak zorunda kalması demektir. özgürleşmiş kadının durumuna özellikle damgasını vuran, işte bu çelişkidir. eksik olmayı kabul etmediği için kendisini kadın rolüyle sınırlandırmak istemez; öte yandan kendi cinselliğini yadsımak da eksik olmak anlamına gelir. erkek, cinselliği olan bir insandır: kadında ancak cinselliği olan bir insan olduğu zaman erkek ile eşit bir birey olur. kadınlığını yadsıması insanlığının bir bölümünü yadsıması demektir" (kaynak: http://www.felsefeekibi.com dilek imançer)
le deuxiéme sexe (türkçe'ye "kadın" olarak çevrilmiş) üçlemesi ortalığı karıştıran, yazarını aydınını okurunu birbirine düşüren inatçı filozof. bu üçleme, sağlam kitaplar yayınlayan payel yayınevi'nden çıkmıştır, bulamamanız olasıdır; yine de sahafları denemekte fayda var. sorbonne üniversitesi'nde okurken jean paul sartre ile tanışmış, bir daha da ondan hiç ayrılmamıştır.
(bkz: feminizmin geçersizliği)simone de beauvoirin boşa kürek çektiği ve özellikle biyo-politik eylemleri göz önüne alarak varoluşun yapısına aykırı işlerle uğraşmasına karşılık farkedemediği;bunun kendini git gide daha yanılgıya sürüklenmesine yol açtığı yargı.
"bir genç kızın anıları" adlı kitabında kendisini oluşturan koşulları, yaşadıklarını ve sonraki yıllarda savunduklarının temelini oluşturacak olan düşüncelerini anlatan düşünür/yazar.
tapılası kadın. jean paul sartrela aynı okulda okudukları bir dönemde okul birinciliği sartre'a, ikincilikse beauvoir'e verilir. halbuki herkesin bildiği gibi simone daha başarılıdır, ama cinsiyetinden dolayı böyle bir şeye maruz kalmıştır...
feminist fikirlerini okul dönemlerinde yaşadıkları şekillendirmeye başlamıştır, hem politik aktivist olup hem de körü körüne itaat etmemeyi başarmış, düşünür yönünü mükemmelen işletmiştir.
romanları sartre' dende camus'den de dha iyi bir şekilde varoluşculuğu ve insanın özgürlüğe mahkum olduğunu anlatır. örnek vermek gerekirse le mandarins de paris ve le sang des autres (iki ucu boklu değnek)
modern feminizmin öncülerindendir. ateist,komünist ve biseksüeldir.
geçen aylarda fransız dergisi le nouvel observateur tarafından ölümünün 100. yılı nedeniyle,1952'de çekilen çıplak fotoğrafı yayınlanmıştır. beauvoir’un kurucusu olduğu choisir la cause des femmes (kadın davasına sahip çıkma derneği), fotoğrafın yayımlanmasını, kadın bedeninin sömürülmesi olarak algıladığını açıkladı.
enis batur ise şu yorumu yaptı:“o mektuplarında da çıplak değil miydi zaten?” evet, çıplaktı ve bu sadece onun meselesi ve tercihi. beauvoir yazılarında hep açık bir çıplaklığı seçti, kadın özgürlüğünü bu çıplaklık üzerinden savundu ve işte bu yüzden onun somut çıplaklığı hiçbir zaman düşünce çıplaklığının önüne geçemeyecek. tam da bu yüzden…"
evlilik geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektır. birçok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir, ya da evli olmadığı için acı çekiyordur." sözü ile kadınların evlilik saplantısını *özetlemiş yazardır.
"21 yaşından beri hiç yalnız kalmadım. başlangıçta bana verilmiş olan fırsatlar sadece mutlu bir hayat sürmemi değil, sürdüğüm hayatla mutlu olmamı da sağladı. eksikliklerimin ve sınırlarımın farkındaydım ama onlarla elimden gelenin en iyisini yaptım. dünyada olup bitenlerden rahatsızlık duymaya başladığımda değiştirmek istediğim dünyanın kendisiydi, onun içindeki konumum değil." diyerek aslında tüm yaptıklarını ve yapmak istediklerini 3 cümleye sığdırmış feminist kişilik.
kadınlığımın hikayesi isminde bir kitabı vardır. bu kitapta hem sartre ve eş zamanlı olarak diğer adamlarla da olan ilişkisini anlatır. ayrıca, hayata , dünyaya, siyasete ve kadın-erkek ilişkilerine bakış açısını da anlatır.
okunası bir kitaptır. hem onu tanımak için, hem de kadının dünya üzerindeki yerini anlamak için.
fransız burjuvası içinde yetişen,kadınların rollerini ve kimliklerini yorumlaması için faal bir mücadele veren, aynı zamanda kürtaj gibi pratik konuları da destekleyen varoluşçu halkanın entelektüel düşünürü.
"başkasının bahtına ortak olmak,mahvolmaya giden en emin yoldur."
varoluşçu feminist, aynı zamanda jean paul sartre'ın sevgilisi. kadının varoluşunun özünden önce geldiğini savunur. ''kadın doğulmaz, kadın olunur'' prensibini destekler. hegel'in de üstünde durduğu 'diğer' kavramından bahseder. kadının görüğü sosyal baskıların temel nedeninin de 'diğer' olarak nitelendirilmesi olduğunu söyler.
kadınların evlilik saplantısının nedenini açıklamaya çalışan düşünür.gerçekte savunduğu kadınların böyle bir saplantıyla doğdukları değil;geleneklerin onları evlilik fikrine sapladığıdır.doğrudur.evlenmediği sürece kadın diğerleri için bir tehlike unsuru olarak kalır.yaşayan,kendi kendine eğlenebilen,yalnızken rahatça hareket edebilen bir insan olarak görülmesi zordur.bir kadın neden bir bara gidip oturur?aranıyordur azizim hiç başka çıkarı yok..biraz olsun özgürleşebilmek için çare olarak evliliği görür, gider yapışır.
altın nesil yazar. aynı zamanda nesildaşım. hoşgelmiş.
henüz 11 girisi var ama hızlı başladı. sanırım müzikle ilgileniyor. adanada yaşıyor olabilir. en azından seyhan rotary anadolu lisesi mezunu onu biliyorum. tespitleriyle dikkat çekecek bir yazar olacak sanırım. tekrar hoşgelmiş.
canım,
sevgili chicago'lu adamım,
paris'te seni düşünüyorum. paris'te seni özlüyorum...bütün yolculuğumuz harika geçti .doğu'ya gittiğimizden beri neredeyse hiç gece yaşamadık .güneş ,newfoundland'da battıktan beş saat sonra shannon'da, şahane yeşil irlanda manzarası üzerinden doğuyordu. her şey o kadar muhteşemdi ki, bütün bunları düşünmekten uyuyamadım. bu sabah saat 10.00'da (sizin saatinizle 6'da) paris'in merkezine gittim. paris'in o güzelliği, üzüntümü unutmakta yardımcı olur sanmıştım ama öyle olmadı. ilk olarak , paris bugün güzel değil. hava gri ve bulutlu, günlerden pazar,s okaklar bomboş ve her şey duygusuz-donuk, karanlık ve ölü görünüyor .belki paris'te ölü olan benim ruhumdur. kalbim hala new york'ta, birbirimize veda ettiğimiz broadway'in köşesinde; chicago daki evimde,senin sevgi dolu kalbinin yanındaki sıcacık yerinde.zannediyorum ki birkaç gün sonra her şey daha farklı olur. yeniden, bütün fransız entelektüel ve siyasi hayatı, işim ve arkadaşlarımla ilgilenmek zorundayım. fakat bugün bu işlerle ilgilenmek dahi istemiyorum;kendimi yorgun ve tembel hissediyorum,ve anılarımın keyfini çıkarmak istiyorum.canım sevgilim,seni seviyorum demek için neden bu kadar beklediğimi bilmiyorum.sadece basit ve boş laflar söylememek için emin olmak istememiştim .fakat şu an bana öyle geliyor ki, aşk en başından beri hep vardı. her neyse aşk şimdi burada ve aynı üzüntüyü seninle paylaşmak çok hoş. seninle bu aşkı yaşamak çok güzeldi-aşk seninle bir zevkti ve şimdi, bu acı da aşk.her türlü aşkı yaşamamz gerek. yeniden buluşmanın mutluluğunu yeniden tadacağız. çok istiyorum, çok ihtiyacım var ve elde edeceğim. beni bekle.seni bekliyorum ,telaffuz ettiğimden çok daha fazla seni seviyorum ve belki de tahmin ettiğinden-bildiğinden daha fazla.sana, çok sık yazacağım. sen de bana daha sık yaz. sonsuza dek eşinim
simone'un
(simone de beauvoir'ın 'değerli ,sevgili,chicago'lu adamına yazdığı, the 50 greatest love letters of all time kitabında yer alan bu mektubu amerika'daki ilk buluşmalarından sonra paris'e döndüğü gün yazılmıştır)
chicago'lu adamı da; nelson algren'dir.
not: kopyala yapıştır değildir.
simone sadece ikinci dalga feminizm için değil,
annelik, hamilelik ve beden konusundaki yazılarının radikalliği nedeniyle
post feminizm okurları için de geçilmesi gereken zorunlu duraklardan biridir.