simit satan kişi*.
sokaklarda gece karanlığında "gevriyoooooooooo" diye uluyup kafa beyin koymazlar insanda. çetecidir bunlar, takım halinde gelirler. bir tanesi ile bir anlaşmazlığa düşerseniz anında etrafınızda 3-5 tanesi birikir.
azur + bu ne lan taş gibi
simitçi - ağbi yeni bunlar akşam simidi sıcak
a + ybsg, ayaz yemiş olm
s - sıcak bak alttakiler
a + almıyom
s - abi al o kadar mıncıkladın işte
s2 % hayırdır sülo,
s3 hasan nooluo?
a + ayh, tmm hepinizden birer tane alıyım. (alttakiler o kadar da kötü deilmiş)
simitleri fırından kaç saat * önce almış olursa olsunlar; simitlerin her daim sıcak oluğunu ve el yaktığını bağıra bağıra iddia eden gezici simi tüccarlarıdır; kimisi hala tabanvay kullanmakta; kimisi de motorize olup daha efektif satışlar yapmaya çalışmaktadır.ancak simit saraylarının simit dünyası hede hödölerinin ***** açılmasından sonra sayıları ve satışları iyiden iyiye azalmakta; bu güzel, bağırtkan insanların nesilleri giderek tükenmektedir.
(bkz: simitçi ayhan)
yurtdışında ikamet eden türklerin birçok akrabalarından bile daha çok özledikleri kişilerdir. çoğu simitçi kendine göre bir saatte fırına gider ve simit alır. bu sebeple özellikle küçük yerleşim birimlerinde birkaç simitçinin bir günlük peryodunun gözlemlenmesi halinde günün her vakti sıcak simit yemek olasıdır.
bazıları simitin yanında açma,poğaça,çatal gibi yiyecek maddeleri de satarlar. kdz ereğli'de keş satanları da vardır.
sattıkları simit başına simit fırınlarından para alan bu insanlar çocukların da pek ilgisini çeker. özellikle kafalarında tabla taşıyanlar,çocuklar için bir idol olabilmekte,evlerinde kafalarına yastık alıp "haydi smidiiiiyeeeen" diyerek gezinen çocuklara rastlanabilmektedir.
kadıköy fen bilimlerinin önünde "yandiiieee!" şeklinde bağıran bir modeline geçen yıl sıkça rastladığım,genelde anlaşılmayan ama özgün sloganlara sahip halk insanları.son yıllarda çıkan saraylarla boy ölçüşmeye çalışan esnaf.
çocukluğumun ve ilk gençliğimin en güzide zamanlarında yaptığım işin halk arasındaki adıdır.
kimileri için sivil polis, kimileri için esrar satıcısı, kimileri için ise çete ve kafa siken olsa da benim için çok büyük anlamları olan ve bugünümün daha kıymetli, daha anlamlı olmasında büyük emekleri geçmiş mesleğim.
ilkokul 3'ten başlayan bu mesleğimi üniversite kazanana kadar devam ettirdim ve buradan kazandığım para ile daha o yaşlarda kendi yağımda kavrulmayı öğrendiğim mesleğim. düşünün üniversite'ye hazırlanırken özel ders alan bir sürü arkadaşım varken ben sırf dershane parası kazanabilmek için sahil şeridinde, götümden terler damlaya damlaya, kafamda kimileyin 300 tane simitle o kumda ve sıcakta yürürdüm. insanlar sahil köylerinde, plajlarında palazlanmış, göbeklerini, bronzlaşmış vücutlarını güneşte daha bir bronzlaştırırken, halk plajlarında aileler günü birlik hem piknik hem yüzme faaliyetlerini gerçekleştirirken sen kafanda 300 tane simitle, parasıyla seni bile satın alabileceğini düşünen insanlardan ekmeğini kazanmaya çalışıyorsun. çete değildim ama ekmeğimi kazanmak için çok kavga ettim. çoğu zaman da kendi meslektaşlarımla oldu bu kavgalarım. devlete ait sahil şeridinde sırf simitçi olduğun için geçemediğin olur kimi zaman. insanlar öğleden sonraların çardakların altında kadın/erkek kesişirken, artık göbekleri yağ bağlamış insanlar konken oynarken açlıklarından değil, zevklerinden alırken o simidi, sen sattığın her simit sonrası kaç simit daha satarsan sermayeni çıkarıp kâra geçersin diye düşünürsün. en zevkli kısmı sermayeyi doğrulttuktan sonrasıdır. ondan sonra keyifle satmaya başlarsın simitlerini, ki dershane paran çıksın. ama bazen şöyle durumlar da olmuyor değil hani: (bkz: @3009923)
şehir merkezinde satarsan ayrı bir dert. düşünsene liseye gelmişsin kafanda tepsi, içinde 100-150 simit ve "sıcak simiiieett" diye bağırırken liseden arkadaşın görüyor seni, kimi zaman "simitçii" diye seslenen o oluyor. neyse ki utanmıyordum, hatta gurur duyuyordum, o yaşlarda hem okuyup hem çalışıp ayaklarımın üstünde durmak için. bu daha da kamçılıyordu beni tabii ki. o gün o koşullarda yaşadıysam, bu günkü koşullarımın da temellerini atmıştır bu hayat...ha bu mesleğin içerisinde bir gözümü kaybetmek üzereydim onu da bilin isterim.
bu da bir karşı pencere işte...emin olun kimse isteyerek yapmıyordur. koşullar dayatmıştır, mecbur kalınmıştır. o dünyanın içinde varolan kişilerin çoğu cin gibi zeki çocuklardı ama imkanlar, imkanlar, imkanlar...siz hakaretlerinize devam etseniz de orada da bir dünya var ve o insanların da dünyası dönüyor..döndürmek için bu işi yapmak zorundalar...
ankaranın simitçileri genelde "tazeee gevreeeek simiiiiiidiiiyeeeaaaaa" diye bağırırlar.ben tüm dünyada bu reklamla simit satılıyor sanıyordum ki her ilde farklıymış.(bkz: hayal kırıklığı)
an itibari ile bağırarak sokaktan geçiyor, saat sabahın sekizi. işe, diğer meslek erbablarından daha erken başlayıp onlardan daha az para kazanıyor. bu adam her sabah ben yatmadan bu sokaktan bağırarak geçer, bir de hızlı hızlı yürür nedense. bir gün onu yukarıya çağıracağım, ona sıcak bir kahve yapıp bana hayatın anlamını söylemesini isteyeceğim.
nedir yani? her sabah, her sabah? memnun değildir heralde bu durumdan. ama herif azimle didiniyor, gerçekten hayret verici...
eskişehirde çarşı tramvay durağının hemen arkasında tam köşede bir simitçi aile var sürekli nöbetleşe simit satıyorlar. hep önünden geçerken "sıcaaaak simiiit taze taze şimdi geldi efendim buyrun!!" diye bağırıyor akşam 8 sabah 10 hiç farketmiyor zaman sürekli "şimdi geldiiiii" diye bağırıyor. benimde bunu aklım almıyor işte ya nasıl sürekli şimdi gelmiş olabilir simit ya arkalarında fırın filan da yok ha çıktığı gibi satılsın da yenisi gelsin. bi gün bırakıcam herşeyi onların karşısına bi tabure çekip oturucam günde kaç kez simit geliyor buraya yaa.
efendim simitçi deyip geçmeyin, çok şaşırtabiliyorlar insanı bazen:
misal,
şehrin dışında oturan, ve yakınlarda pek fırın bulamadığımız evimizde hafta sonu mükellef bir kahvaltı hazırlanır ve bazen bu kahvaltıya simit de dahil olur. her sabah 11 gibi kapının önünden bisikletle :
-simiit! dünyanın en güzel simitleri! lezzete inanamayacaksınız! ve benzeri laflarla sizi dumura uğratan mahallenizin simitçisi geçmektedir.
simitçiye birkaç defa denk gelirsiniz, ancak kimi zaman kahvaltılarınızı erken yaptığınızdan simitçiye denk gelemez, simit alamazsınız. bir seferinde bunu simitçiye söylediğinizde simitçi "beni çaldırın ben gelirim" önerisinde bulunur. "nasıl yani?" dersiniz ama simitçi numarasını verir. birkaç kez aramazsınız ama simitçinin "sitemleri" ("aaa ama beni aramıyorsunuz, arasanız gelirim" gibi) sonucunda simit istediğiniz sabahlar simitçiyi çaldırırsınız, simitçi gelir.
bir ara simitlerin sert olduğunuzu söylemeniz sonucunda ertesi sefer:
-bunlar tam da x beye özel, sizin için farklı fırından aldım, diyerek güzel simitler getirir. simitçiniz sadece cep telefonuyla değil, söylediğine göre çok yakında web sitesiyle de ulaşılabilir olacaktır. zaten ilk zamanlar bisikletle gelen simitçiniz artık mobiletiyle gelmektedir.
bunun dışında simitçinizin evdeki yardımcınızı ispiyonlar ("balkonun köşesini iyi temizlemiyor", nerden gördüyse), bir hafta sonu durup dururken "kpss'ye girecek arkadaşlara başarılar dilerim" şeklinde iyi dileklerini sunar. simitçiniz artık sizin için sadece bir simitçi değil, aynı zamanda ailenizin bir parçası haline gelmiştir.