beni ilkokul günlerime götüren. ortasından delip boynumuza astığımız günlere. naylon ipin boğazımızı kestiği... sonra kokulular çıktı. ayı maya'lı silgiler. hala burnumda kokuları. "tükenmezi de siliyor" diye söylenti çıkarılan silgilerle, defterlemizi parçalayana kadar silmemiz. devlet kurumlarında, memur çocuklarında olan ortası delik, silmemekte ısrarcı davranan adel silgiler. yanlış yazınca silecek silgisi olmayıp, parmakları ile silen çocuklar. harçlıklarımızla aldığımız kokulu silgiler bitmesin diye, kullanmamak, yalnızca koklamak.
tasarrufun ne demek olduğunu bilmeyen küçük çocukların toz haline getirip sonra oluşan tozları toplayıp buzdolabına koyup ortaya tekrardan silgi yapmaya çalıştıkları okul gereci.
14 yıllık eğitim hayatımda, bitireni göremediğim, göremeyeceğim gereç.
en pintisinden, en savurganına kadar her türlü öğrenci, silgi bitirmeyi başaramaz, son damlasına kadar kullanamaz silgisini. bu meret, ne menem bir şeyse, bitmeye yüz tutuğunda mutlaka kaybolur. ister "kalıp" halinde satılan silgilerden alın, ister en küçüğünden, ya arkadaşınız almıştır, ya yere düşmüştür, ama sonuçta, bitiremezsiniz.
bir de "kalem arkası silgisi" vardır ki, o da lazım olduğu zaman biter, kullanamazsınız.
"bir silginin hayatı" diye film falan çeksinler, buradan prodüktörlere sesleniyorum. bu gizem çözülsün artık. kaybolan silgilerimizin failleri bulunsun.
ilk bakışta kırtasiye malzemeleri arasında en düşük fiyata sahip ürün olsa da haftada kaybettiği silgi sayısı üçü bulabilen bünyeler için bütçeyi kemirebilen nesne.bunların en kralını milan üretir.
“galiba yalnız ben yoruldum. ve bu yorgunluğumu yaşamak zorundayım…
bir silgi gibi tükendim ben. başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım, mürekkeple yazmışlar oysa. ben, kurşunkalem silgisiydim. azaldığımla kaldım…”
küçükken parmaklarımdı, defterime yalan yanlış yazılmış şeyleri silme aracım.. bir de tükürük vardı elbet.. parmak ve tükürük.. her şeyi silen, ama tükenmeyen.. parmak ve tükürük.. sil komutu için, dil dokunuşu.. sonrası biraz ısalk da kalsa bomboş bir sayfa..
yavaş yavaş unutmak istediklerim için de aynısını yaptığımı fark ettim.. hayat bilgisini okul verdi belki ama, hayat silgisinin mucidi benim.. unutmak istediğimde tükürür ve parmağımı şöyle bir sallarım.. her defasında tekrar tekrar anlarım.. silgi ve bilgi ayrılmaz iki kardeş.. biri diğerinde var, diğeri birinde..
şimdi hayat bilgisi defterim, hayat silgisi maharetiyle biraz ısalk da olsa bom boş..
ne yazık!! sen dolu sayfalarda hala iz var.. o anlar, yaşanırken ve yazılırken meğersem çok bastırılmışlar..
ne garip.. senden bana kalanlar, hafif bir grilik.. biraz tükürük.. birkaç da silik harf...
onların da altında duran, düzeltmeye uğraştıkça oluşmuş bilindik bir yarık.. sonraki sayfalara da burdan sızıyor sıvıların..
evimde bir kaç kalemlik kutusu kadar olan koleksiyonum olan nesne.kokuluları daha bi güzeldir ya da değişik şekilli olanları.küçükken tozlarını biriktiriyordum buzdolabına koyup tekrar silgi yapcaktım ama bi türlü beceremedigim nesne hala içimde uktedir işde o.
"silginin hammaddesi kauçuk. fransız bilim adamı charles marie de la condamine, 1736′da güney amerika gezisinde gördüğü kauçuk ağacını avrupa’ya getirirken silginin icat edilmesine ön ayak olduğundan habersizdi.
kauçuğun kağıttaki kurşunkalem izini sildiğini keşfeden ingiliz joseph priestley oldu. 1770′teki bu keşfe kadar silme işi ekmek kırıntıları ile yapılıyordu. amerikalı hyman lipman silgi ve kalemi aynı vücutta buluşturmayı
akıl ettiğindeyse yıl 1858′di.
silgiler doğal veya yapay kauçuğun yanında vinilden de yapılıyor. hazırlanan silgi karışımı şeritler halinde kesildikten sonra, yüksek ısıda pişirilip presleniyor. ardından daha küçük parçalar haline getiriliyor.
tükenmez kalem silgilerinin yapımında kauçuk ve süngertaşı karışımı kullanılıyor.
silgi, yumuşaklığı sayesinde kağıt yüzeyinin hemen altındaki liflerin arasına nüfuz ederek sıkışmış kurşun kalem parçacıklarını (grafitler) söküp alıyor.
grafitlerin bir kısmı silgiden kopan parçayla birlikte kayboluyor; bir kısmı ise silgide kalıyor. silme işlemi sırasında silgi kağıdın çok ince bir tabakasını da beraberinde götürdüğünden kağıt aşınıyor.
eskimiş bir yazının silinmesi güçleşiyor çünkü mumsu bir yapıya sahip olan grafitler zaman geçtikçe kağıdın lifleri arasındaki boşluğa daha çok nüfuz ediyor.
karakalem resim çalışmalarında kullanılan “eskiz silgisi” şekilden şekile giriyor ve rengi tamamen siyahlaştığında ömrü de bitmiş oluyor.
uzmanlar renkli ve kokulu silgilerin tüketilmemesini öneriyor. çünkü silgiye renk vermek için kullanılan azor boyalar (bir çeşit kumaş boyası) ile koku vermek için kullanılan alkol ve çeşitli asitler kanserojen özellik taşıyor…"