amerika'nın ne kadar (!) süper bir ülke olduğunu gözler önüne seren filmdir. amerikan sağlık ve sigorta sistemini sadece küba ile değil kanada, ingiltere ve fransa ile de karşılaştırıyor film, ve bence, küba kısmı daha ziyade sansasyon yaratma amaçlı çekilmiş. büyük bir ihtimalle, sırf bu yüzden filme gitmeyecek bir sürü amerikalı vardır ama, onların da meraklarına yenileceklerini varsayarak, kesinlikle tam isabet olmuş diyorum.
tam isabet çünkü çoğu amerikalı için kapitalist düzenden küba gibi sosyalist bir düzene geçmek, çoğumuz için laik düzenden şeriat düzenine geçmek kadar korkunç birşey. biz nasıl kahramanlık dolu şanlı tarihimiz ve asil kanımızla övünürken kendimizden geçiyorsak onlar da yere göğe sığdıramadıkları özgürlükleri ile buna benzer histerik bir duygu dünyası içinde yaşıyor, anlata anlata bitiremiyorlar. ama konu sağlık olunca ortalama amerikalı ezberini unutuyor, sınırı geçip sağlık hizmetine ulaşınca, düşmanı (!) ile kucaklaşıyor. baştan sona tüm senaryodan haberdar olduğunu tahmin ettiğim fidel castro, micheal moore aracılığı ile amerika'ya, amerikan halkını yaşatacak bir bomba atıyor. daha şahane bir ironi düşünemiyorum ve bizim için buna denk bir ironi ne olurdu acaba diye düşünürken, dudağımın kenarındaki gülümseme ile hayallere dalıyorum.
amerika'da 120 dolar ödediği, belki o ilaç olmasa sabahlara kadar öksürmekten uyuyamayacak durumda olan bir kadın, küba'da aynı ilaca 5 sent öderken gözünden yaşlar süzülmeye başlıyor. 11 eylülde enkaz altından insan kurtarırken bu hale gelmiş bu kadın "kendimi aşağılanmış hissediyorum" diyor. yere bir damla göz yaşı düşüyür, o an sanki başta kendi halkı olmak üzere, tüm dünyayı ve çevreyi şuhursuzca sömüren, sömürürken semiren amerikan şirketlerinin altında duran toprak çatlıyor, sırça sarayların prenslerini bir telaş alıyor.
micheal moore'un abartılı sunumunu çıkarsanız bile filmi izlerken orta sınıf amerika halkının durumuna acıyorsunuz. dünyanın antipatisini kazanmış
aptal amerikalının hikayesi yüreğinizi kanatıyor. müstahak diyemiyorsunuz çünkü düşmanın, kendi anlı şanlı devletinizi bile avucunda tutacak kadar kurnaz ve güçlü olduğunu içten içe biliyorsunuz. kanadalı bir ihtiyar durumu gayet güzel özetliyor: "insanları psikolojik baskı altında tutuyorlar, demoralize ediyorlar, sindiriyorlar. sonuçta, daha da kötü hale düşmekten korkan insanlar son derece itaatkar oluyor.". bu cümleler kendi ülkemin amerika karşısındaki, kendi halkımın kendi ülkem karşısındaki duruşunun da bir özeti olarak beynime kazınıyor.
ilk fırsatta mutlaka izleyin, ama izlerken yanınızda bir çuvaldız bulundurmayı sakın ihmal etmeyin.