electronic arts imzası taşıyan en güzel oyundur belki de.çıktığında gerek grafik teknolojisi , gerek herkesin "yapsalar bile çok zor oynanır" dedikleri ama mükemmel kolay arayüzü , anlattığı felsefe/tarih dersleri ile tam anlamıyla efsane bir oyundur.başında çok zaman harcamışlığım vardır bu oyunun.çünkü öyle bir atmosfere sahipti ki sanki gerçekten o 1500 lerin bölünmüş japonyasında kendinizi klanın hükümdarı olarak görebiliyordunuz.
iki oyun birliktedir aslında shogun total warda.biri sıra tabanlı strateji haritasında kaynak yönetimi , bina ve ünite yapımı , orduların bir sonraki hareketleri ve özel birimleri yöetebildiğimiz ekran.diğeri ise 3 boyutlu ortamda devasa savaşların yapıldığı , son kuruşuna kadar hesaplayarak eğittiğimiz askerlerimizi ordu komutanlarını bile hayretler içerisinde bırakan taktiklerle komuta ettiğimiz ekrandı.bilindik taş kağıt makas öğelerini içeriyor olsa da , yükseklik , moral gibi savaşın kaderini oldukça etklieyen elementler de ayrı bir hava katıyordu.bir başka güzellik de oyunun yapay zekasındaydı.bilgisayar , yaptığınız taktikleri ezberliyor ve bir sonraki savaşta aynı tuzaklara düşmemeye çabalıyordu , bu o yıllara göre her ne kadar script tabanlı bir yapay zeka olsada çok etkiliydi.
ama bu oyunun asıl mükemmelleştiği nokta , devrim yaratan tasarımı ve oynanışı diğil , müzikleriydi.savaş başlardı , yağan yağmurun altında sanki savaşın kötü bir şey olduğunu anlatan ezgiler kulaklarımda çınlardı (hala çınlıyor onlar).bir rüzgar sesi gelir ve geleneksel japon çalgılarıyla devam ederdi.şu ana kadar yapılagelmiş en güzel oyun müziklerinden birine sahiptir kanımca.savaş sırasında da tabi o arbede için uygun müzikler hemen oyuncuyu o moda sokmakta oldukça başarılıydı.gerçekten mükemmeldi... bir başka güzel oyun müzikleri için (bkz: black moon chronicles)
gerçek bir efsanedir strateji oyunlar arasında shogun total war.bu oyunu oynamayıp akıl hocasından gerekli öğütleri almayana ne yazık...
ortaokul yıllarımda beni saatlerce bilgisayar karşısına kilitleyen oyun. o zamana kadar oynadığım age of empires, knights and merchants (ki bu oyunun yeri de ayrıdır benim için) gibi strateji oyunlarından çok farklıydı. coğrafi koşulların belirleyici bir rol oynadığı savaşlarda, diğer oyunlara kıyasla savaş taktiklerinin, asker dizilişlerinin, kısacası kullanıcının tercihlerinin savaşın sonucuna büyük etki ettiği bir oyundu. kendinizi tam anlamıyla bir komutan gibi hissediyordunuz. akıllı taktiklerle sizin 2 katınız büyüklüğünde, elit askerlerden kurulu bir orduyu rahatça yenebilmek mümkündü.
bu oyunun getirdiği yeniliklerden birisi de askerlerin moral ve tecrübesinin, en az asker sayısı kadar etkili olmasıydı. şöyle ki oyunun yapısına göre, çokça savaşa girmiş ve başarılı olmuş birliklerde, (her birlik default olarak 30 kişiden oluşuyordu, ayarlarla oynayıp sayılarını değiştirmek mümkündü) honour değeri yükseliyordu, en fazla 7'ye kadar çıktığını gördüm. honour'un ne kadar etkili bir özellik olduğunu, savaş sırasında şahit olduğum bir olayla açıklayayım. üstüste savaşlar yapmış ve yıpranmış ordumla savunmada olduğum bir savaşta, benden çok daha kalabalık ve zengin olan bir orduya karşı mücadele ediyordum. ordumu yüksekte kalacak şekilde tepelerin eteklerine dizmiştim. oyunda da tavsiye edildiği gibi ilk darbeyi alacak olan ön saflara mızraklı birliklerimi savunma pozisyonu alacak şekilde dizmiş, arkalarına okçuları yerleştirmiş, yan saflara da ilk saldırıyı karşıladıktan sonra hızla karşı taarruza çıkabilmek için süvari birliklerini dizmiştim. ama karşı taraf çok güçlüydü, süvarileri benim mızraklı piyadelerimi yardılar ve okçularıma doğru harekete geçtiler. tabii bu sırada onların birlikleri de yıpranmıştı 30'ar kişilik birliklerden tek tük adamlar kalmıştı, onlar da oyunun yapısı gereği gerektiğinde göğüs göğüse de çarpışan okçularım tarafından öldürüldüler. ama kalabalık olan düşman daha önce savaşmamış olan 30 kişilik taze bir süvari birliğini okçularımın üzerine sürdü. zaten o esnada cephe artık laçkalaşmıştı, yer yer kaçanlar oluyordu, karşılıklı kayıplardan ötürü savaşan asker sayısı epey azalmıştı. savunmam yarıldığı için kim kimle çarpışıyor belli değildi. tam o sırada, birliğinde tek kalmış bir süvarimi farkettim. sanırım en eski birliklerimden biriydi, geçmişte yapmış olduğum savaşlarda, tek bir asker dışında, birliğin diğer bütün üyeleri ölmüştü, ama o tek asker de hayvani bir tecrübeyle 7 honour seviyesine ulaşmıştı. yürü lan dedim süvariye, sürdüm 30 kişilik taze kuvvetin karşısına, ölümün şanlı olsun bari. tecrübeli süvari, beni göt ederek karşı birlikten 6 süvariyi aşağı aldı, kalanlar çareyi kaçmakta buldu (tamamen gerçektir). bu sayede atlılar tarafından ezilmekten kurtulan okçularım, düşman piyadelerine saldırarak onları bozdu. o zamana kadar kaybetmekte olan ben, savaşı kazanarak düşman orduyu kovaladım. kovalarken de sağ kalan süvarilerimle epey bi keseleme yaptım. gün zaferle biterken, rammas echor'da al al düşüyordu çiğ (bkz: yüzüklerin efendisi)
böyle bir oyundur bu işte, bilgisayar başında kahramanlık gösterilerine şahit olursunuz. gerçeklik hissi yaratır, resmen hırsa kesersiniz bütün japonya'yı fethetmek için. o zamana kadar neden bu kadar ihtiraslı olduklarına anlam veremediğiniz iskender, cengiz han gibi savaşçı hükümdarların nasıl bir halet-i ruhiye içinde olduklarını az da olsa anlarsınız. o zamana kadar kendinizi hırs yoksunu bir insan olarak tanımlarken, sanal dünyada emrinize verilen küçük bir klan, sizi güç delisi bir hükümdar yapmaya yetmiştir..
eğer bitirilmek isteniyorsa hojo klanıyla oynanması gereken oyun. zira bu klan seçildiğinde aktif pek fazla klan kalmıyor. bir kırmızılar bir de sarılar kalıyor aktif olarak(isimlerini hatırlayamadım). hatta kırmızılar acaip fos düşünün yani. güzel üniteler dizdikten sonra kaptırıp gidin. arkanızda her bölgede bir bölük asker bırakın.
ama yok ben zoru severim derseniz de hojo klanına dikkat edin. adamlar acaip gelişiyorlar. misal, haritanın sol alt köşesindeki klanla başladığınızda ilk başta çok rahat, güzel geliyorsunuz harita ortalarına kadar, sonra hojo'yla karşılaşınca adamların asker gücü karşısında afallıyorsunuz. aldığınız yerlerde gelişmeye bakın, askeri binaları max düzeye getirin. her yere bina yapmasanız da birlik çıkan bölgeye port yapın oradan da uç noktalara gene başka bir bölgeye port yaparak çıkın. böylece sürekli asker yığarsınız.
çok karışık oldu ama oldu da bu 8 senelik oyunu oynadınız, oynayınca anlayacaksınız yazılanları.
total war** serisinin ilk oyunu. 1500'lü yıllarda bölünmüş japonya'da seçtiğiniz klanın daimyo'su olarak başlayıp tüm japonya'ya hükmeden shogun olmakla son bulur.
üç total war oyununda da olduğu gibi, shogun total war da insana gerçek komutanmışsınız hissini verir, kendinizi kaptırmanızı sağlar. son derece eğlenceli ve başarılı bir oyun.