kamboçya kaçkını bi hovarda. evet öyle. itiraz edebilitesi de var ama inanmamak gerekir. ekşi zirvede ilk tanıştığım er kişi. aradaki 111 km umrumda olmaksızın sevdiğim, birgün hop istanbula atlayıp geleceğine de emin olduğum, sözde muhabbet sarıcı, özde derin açıköğretim insanı.
bebeğe olduğum insanımsı yaratık. burcucum butonu kırıldığından beridir pek bir sevimli olmuştur. genelde geyik, az da olsa ciddi sohbetlerin hüzün adamı.
derler ki; yeşil gözlü sevdiğinin peşinde mecnun olmuş, hasret gözlüymüş, bir buçuk yıl olmuş ancak yine de vazgeçmemiş, göz pınarlarından sevgi akmış ancak sır gibi sakladığı sevdiğini ne gören olmuş, ne de bir bilen. yüreğiyle sevdiğini yine yüreğine anlatmış.
sormuşlar " nasıl bu kadar sevdin?" diye. cevabı "sessizlik" olmuş. en yakınıyım diye övünenlere bile anlatmamış. hep içinde kalmış. yıllar sonra efsaneleşmiş hem sevgisi hem de kendisi. ancak o yine de anlatmamış.
sır dolu bu aşkı yaşamaya devam etmiş de meraklıların sorularına bir cevap bile vermemiş. mecnun' u utandırmış, tahir' i kıskandırmış...
sonra ekşi yerlerden buralara düşmüş yolu. nedenini yine kimselere anlatmamış. yeniden sessizliğiyle yaşayıp yaşattırıyor bazı şeyleri.
güzel geyik yapan şukela insan, çaylaklık dönemimde itü sözlükle aramda bir bağ kurarak beni sevindirmiştir.
çoğu kişi en başlarda anlaşamamakta; kaldıramamakta esprilerini, geyiklerini.
herşeyi çok ciddiye alan insanlarla pek işi olmayan, zannımca hayattaki olayları pek sallamayan bir yapıda insanımsı varlık, ufkumuzu genişletiyor.
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
sezar düş
tü
bugün
ben
de
düş
tüm!
"endişelenmene gerek yok, kırık yok" dedi doktor...
ahah! o nereden bilecek,
benim kırıklarım görünmez bakınızlardan ibaret