şimdi garm* diye bir insan evladı mevcut zaten bu grupta. hani bu adam ulver dışında arcturus ve borknagar gibi gruplarda yer almış, müzikal dehası üst boyutlarda bir şey zaten.
albüm hayatımda dinlediğim en iyi albüm olduğundan replemedim açıkçası kendisini. gene de bergtatt'dan girip kveldsjanger gibi gelmiş en güzel akustik albümlerden birini yapıp üstüne de black metal'in tepe noktalarından nattens madrigal'i icra eden bu grup ilerleyen yıllarda bu evreleri geçiren bir çok grup gibi elektronik müziğe doğru yöneldi ve nefis işler yaptı. ve tabii ki bunlar da garm'ın öncülüğünde oldu.
william blake'in marriage of heaven and hell'i besteleyerek yeni tarzlarını mükemmel bir şekilde icra ederlerken ilerlerken devamında perdition city adlı bir şahesere imza attılar. adamların doruk noktaları kanaatimce bu albümde olsa da ilerleyen svidd neger ve blood inside sonrası bu albüm daha sakin yapıda oluşuyla kulak okşuyor.
shadows of the sun ulver'in en iyi albümü değil ama piyanonun ve efektlerin ağırlıkta olduğu sakin yapısıyla oldukça derinlikli bir hissiyat yaşatıyor dinleyiciye. bilhassa all the love, solitude ve let the children go'da bu hava çok yoğun hissedilirken,funebrae'de tepeye ulaşıyor. albümde en beğendiğim parça bu oldu. ama doğruya doğru zaman zaman temponun düşüklüğü bazı parçalarda odağı düşürüyor ve parçayı fon müziği haline getiriyor. ama gene de ulver dinleyicilerinin albümden memnun kalmaları muhtemel.