suret deformasyonunda ajda pekkan ile yarışabilecek tek isim. artık
joker’ e benzeyen bir yüz: gözlerin çok uzaklara kaçtığı, tüm ağırlığın ağza bindiği bir portre. o ağzın merkezindeki yoğunlaşmayı yapay olarak kenarlara taşıyan, prusya bıyığı giib kıvrılmış bir dudak. oysa 70’ li yıllarda yüzünün ağırlık merkezi kulaklarda idi – bildiğimce, ilk neşter de o kulaklara vurulmuştu.
sezen aksu o demlerde imgesini bedeni yoluyla sunuyordu topluyaşama. bedenindeki alışılmışa uymayan unsurlar, örneğin kulakları, kullandığı dilin harfleriydi; dolayısı ile, o unsurları kesip biçerek imgesini dönüştürebiliyordu. şimdilerde imgesini başka imgelerin yardımı ile sunuyor topluyaşama. söylen olmanın kolaylığı:
latif demirci’ nin kaleminden çıkmış gibi duran o ağız bile, olumlu anlamlara gönderme yapabiliyor. aksu, sözel kültürün divası: o gülünesi ağzından konuşuyor ve şarkı söylüyor. yazdığı sözler de konuşmasının tezahürüdür, şairanelikten uzak – bu kez kötü anlamda elbette!
bu bağlamda, vurgunun ağızda olması doğaldır; yüzün, giderek bedenin geri kalan tüm organlarının varlığı o ağza hizmet eder.
yeşil çamın bittiği yerde başlar aksu söylencesi. ilk albümlerdeki şarkılar hem söz hem müzik olarak “melodramatik aşk” felsefesinin uzantısıdır. çünkü arkasında söz yazarı olarak aysel gürel ve benzerleri durmuştur, o felsefenin temel ilkeleri olarak. bu felsefeyi düzenli olarak işliyerek “
sen ağlama” albümüne geldi aksu.
kırılma anı bu albümdür.
bu albünden sonra, söylenleşen şöhretini kullanmaya başladı aksu. başka bir felsefeden edinilmiş şöhret ile, kendi felsefesini kurmaya koyuldu.
bir bakıma kurdu da: dışa kapalı bir cemaat üretimi, üretim denetimini elinde tutan bir ana
kraliçe, magazin basınına verilen ahlaki yargılama izni karşılığında estetik yargılamadan muafiyet.
“
ışık doğudan yükselir” in müsebbibi gazeteciyi, mithat can’ ın babasını, hele bir dönem peşine paparazzi ordusu takılan yarı meczup marangozu anımsayan var mı?
estetik değerlerionaylansın onaylanmasın, andığım kırılma noktası öncesinde aksu şarkıları bir anlam ifade eder:
firuze,
ağlamak güzeldir,
kaybolan yıllar,
geri gön, şarkılarının yaşamda tekabül ettikleri gerçeklikler vardır. pekiyi,
seni yerler’ in,
sude’ nin tekabül ettikleri gerçeklik nedir?
melih cevdet şiirinden pop marşı yaratmak, iyi satmış şarkıyı bir de seçim propagandası için satmak, gerçeklik tabanından yanılsamalar evrenine giden ilk ivmedir zaten.
bu yanılsamalar evreninde herkese rol biçebilir fütursuzca: “sakıncalı” olabilecek bir etnik müzik gösterisinden bir gün sonra oradan buradan telefonla icazet alıp yine de karşıduruş imgesi iletebilir insan topluyaşama. arzu eden alkışlar bu iletiyi, şarkıyı estetik olarak eleştirmeyi göze alamayanlar ise tu kaka ederler “bölücü!” haykırışlarıyla.
sezen aksu topluyaşamsal rolünü giyindiği, o rolü inisiyatif alarak süslediği, o rolü kullanarak üretimi estetik yargılamalardan kaçırdığı için topluyaşamın gözünde olumlu olarak konumlanabilir. başkaları gibi, dönek olarak nitelenmeyebilir. fakat unutulmamalı ki, kimi zaman döneklik de meziyettir.
son söz: topluyaşamla olan kan davasını üçüncü şahısların son tahlilde affedilebilir eksiklikleri üzerinden sürdürmek, üstelik bunu para mukabili yapmak dönekliğin şahikası değil mi?
beyhude telaşım ve sıçrattığım cerahatten utanarak...
kadir kıvılcımlı
lull, nisan 2003, sayı 10,asosyolog-son apse