sezai karakoç 

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. büyük ama çok büyük bir şair. islami taraflarını olduğu gibi açığa çıkarmayıp, müthiş derinlikli bir zekayla ortaya koymayı bilir. efsaneleşen bir mona rosa şiiri vardır ki; bir "aynen yaşanmıştır" hikayesine binaen icra edilmiştir. taha'nın kitabı en beğendiğim şiirlerindendir. ikinci yeninin de kurucusudur aslında, kimse bilmez. mülkiye'de cemal süreya ile beraber türk şiirin devrinimine sebep olmuşlardır. cemal süreya onun için; "sıkıştırılmış deha" der. sağ kanadın ekol şairidir, ağızlarından düşürmezler. sol kanat ise hürmet ve saygı ile önünde eğilir. hala yaşamaktadır ve aksi tavırlar içinde kendi yayınevini yönetmektedir.
    (chaconne, 23.11.2004 00:13 ~ 00:30)


  2. şairden öte bir aydın, gerçek aydın. her türlü ideolojiyi yemiş bitirmiş; batı, doğu, uzakdoğu, ortadoğu ve afrika kültürlerii çok iyi bilen; sadece şiir yazmakla kalmayıp parti kuracak kadar vatanı için çalışmayı isteyen; tek bir konuşmasını dinledikten sonra bile hayranı olunabilecek düşünür.
    (makaveli, 23.11.2004 00:19)
  3. 1933 ergani doğumludur. bir zamanlar ankara'da talim ve terbiye eder iken entelektüel derinliği yüksek toplantılarına katılma şerefine eriştiğim ve bundan şiddetli hazlar aldığım, halkçı, vatan sever ve ideolojiler üstü şair, yazar, düşünür. diriliş partisi ismi ile kurduğu parti maalesef anayasa mahkemesi tarafından kapatılmıştır. her türlü yazılarını anlamak için yazarı çok iyi tanımak ve en azından yazılan şeyi bir kaç defa okumak gereklidir.
    kendisi hakkında daha fazla malumat edinmek isteyenler için: http://www.gonulsitesi.net/...
    (fempusay, 23.11.2004 09:45 ~ 09:46)
  4. hitabet yeteneği olmayan, parti kurduğunda 50-100 kişiye hitap etmiş kişi. şairlik yönü çok aşkındır. mesela bir balkon şiiri baudelaire'in balkon şiirinden hiç de aşağı değildir şiir kalitesi olarak.siyasetten soğumuştur ve konferans vs gibi davetlere icabet etmemeyi ihtiyar ettiği söylenmektedir. bir yeni edeebiyat hocası şiir ufku olarak asaf halet çelebi'nin bile çok ötesinde olduğunu söylemişti. yine de en ibtidai şiiri olan mona rosa en meşhur şiiridir, hızırla kırk saati, balkon şiirini anlamayanlar mona rosa'yı bayraklaştırır.
    (organometallic complex, 18.10.2005 17:01)
  5. kültür ve turizm bakanlığınca her yıl verilen kültür ve sanat büyük ödülü’nün bu yıl kendisine verileceği kişidir.
    (tanrim ben nerdeyim, 05.01.2007 10:11)
  6. sezai karakoç'a verilen bu seneki kültür sanat büyük ödülü sonrasında bazı edebiyatçılarımız şu yorumları yapmışlardır:

    ali ural (yazarlar birliği genel başkan yardımcısı): bir bayram sabahı iki büyük sevinci birden yaşadık: birisi sezai karakoç'a büyük ödülün verilmesi, diğeri ise bir kültür haberinin günlük bir gazetenin manşetine taşınmasıydı. isim, türk şiiri ve düşüncesinin zirve ismi sezai karakoç olunca haber karşısında heyecan duymamak elde değil. bu güzel tavrın yeni bir milat oluşturmasını umuyoruz.

    bekir sıtkı erdoğan (şair): helal olsun. ben bir şairim. bunun dışında benim bir şey söylemem doğru olmaz. biz şairler hakkında başkaları karar versin.

    hilmi yavuz (şair-yazar):sezai karakoç'un kültür ve turizm bakanlığı büyük ödülünü almasından büyük mutluluk duydum. türk edebiyatı şiir demektir. dolayısıyla türk edebiyatına büyük ödül verilecekse bu ödülün şiir dalında, bir şaire verilmesinden hele bu şair sezai karakoç gibi önemli biri ise bundan elbette mutluluk duyulur. karakoç'un bu ödülüne çok sevindiğimi ve sezai bey'i buradan kutladığımı da bildirmek isterim.

    ahmet oktay (şair-yazar):sezai karakoç gerek şiirleri, gerek yazılarıyla son dönem türk edebiyatı içinde çok kendine özgü bir yere sahiptir. dolayısıyla bu ödülü kendi akranları arasında en çok hak edenlerden biridir. kutlarım.
    (madbrother, 05.01.2007 14:13 ~ 14:26)
  7. kendisi hakkında her soru sorulduğunda onun edebiyatçı yönünü önplana çıkaran yorumlardan fazlasıyla sıkılmış, ancak yazdığı şiir,hikaye ve piyesleri son derece önemseyen; bununla beraber şiirlerinden sekiz kat daha fazla emek harcadığı elliye yakın fikir kitabının da gündeme gelmesinin artık vaktinin geldiğini belirten ufuk açıcı mütefekkir. bundan kırk sene önce belirttiği, medeniyetlerle ilgili tezleri günbegün gerçekleşen ileri görüşlü bir beynimiz. istifade etmemiz gereken ilk zihin.
    ayrıca bu seneki kültür-sanat büyük ödülünün kendisine layık görülmesini şöyle değerlendirmiştir: "bu ödül, kulvar olarak birbirine benzeyen üçüncü kişiye verilmiş oluyor. ilki yaşar nabi nayır, ikincisi demirel zamanında necip fazıl bey ve şimdi de sezai karakoç."
    (open your heart i am coming home, 10.01.2007 01:58)
  8. "ilk nokta
    başlangıç noktası
    hakikata

    biri dedi : ilk nokta aşktır!

    ve öbürü dedi:
    aynı zamanda
    son nokta..."

    dizelerinin sahibi.
    (open your heart i am coming home, 10.01.2007 02:07)
  9. http://www.radikal.com.tr/...
    (roger, 10.01.2007 19:03)
  10. kendisinden etraflıca malumatı kültür bakanlığı tarafından ödüllendirilmesinden sonra çıkan köşe yazılarından edinme fırsatı buldum. dikkatimi çeken tek şey ise umutsuz bir aşkın esiri olduğu olduğu ve mona roza adlı şiiri yazdığı muazzez akkaya adlı sınıf arkadaşına. böyle içine kapanık romantik erkeklerin fazla neşeli ve cilveli, biraz hoppa kızlara neden aşık olduklarını hiçbir zaman anlayamamışımdır. bu kızlar kedinin fareyle olduğu gibi oynarlar bu tip erkeklerle. biraz gel gel yaparlar, çocuk geceleri uyuyamaz artık. kız ise bilmem kaçıncı erkeği kendisine meftun ettiği için egosu zirve yapmış şekilde rahat bir uyku uyumaktadır.
    (arsalan78, 14.01.2007 14:24)
  11. üstündeki giysi gözünün renginde
    yürüyor yürüyordu arkasina bakmadan
    onu kaybettim bir kiş gününde
    yağmur yağmur yağmur yağiyordu durmadan
    ölü taşiyan bir araba
    araya girdi galiba

    koştum koştum yetişemedim
    sanki önümü kapatan bir sütundu zaman
    insanlar otomobiller dalgin habersiz zalim
    alikoyamadim onu meçhullere dalmaktan
    boşunaydi artik çaba
    boşuna miydi acaba?

    dondum kalakaldim olduğum yerde
    gözlerimi kapliyordu duman duman duman
    gönlüm ne geçmişte ne geleceklerde
    bir mahkumdum görülmemis bir cezaya çarpılan
    uğrayan bir azaba
    sığmaz hesaba kitaba
    1957


    mona roza'nın ,yani, sevdiği kadın olan müzeyyen akkaya'nın intiharı üzerine bu şiiri yazdığı rivayet edilir. kimin için yazdığı tabi ki önemli değildir; şayet önemli olan sezai karakoç'u anlatmak için kullanılacak ucuz kelimelerin, kaba imgelerin bu şiir karşısında kifayetsiz kaldığıdır.
    (dearmarlon, 14.01.2007 15:25)
  12. kabuğuna çekilmiş şair
    (gölgeningücü, 11.03.2007 17:36)
  13. şiirlerinin hastası olduğum, yaşayan en büyük şairlerden biri.
    (karayel, 14.03.2007 20:27)
  14. büyüklüğü ve bu toprakların damarına has özgünlüğü ile gönlümüzün kalesinde kumandanlaşan üstad için bir şeyler yazmak haddimin sınırını zorlayacağından kendisi hakkında bir şey yazamıyorum. onca eserini okumuş olmanın imtiyazlığına erebildiysem hamdolsun.
    (hacivatci vakkas, 17.03.2007 15:01)
  15. ben kandan elbise giydim hiç değistirsinler istemezdim

    kendinden birşeyler kattın
    güzelleştirdin ölümü de
    ellerinin içiyle aydinlattın
    ölüm ne demektir anladım

    yer değiştiren ben değildim
    farklılaşan sendin
    sendin bana gelen aynalarla
    sendin bana gelen sendin

    artık ölebilirdim
    bütün ıstanbul şahidim
    ben kandan elbiseler giydim
    bundan senin haberin var mı
    (blungel, 25.03.2007 14:53)
  16. son dönem türk edebiyatı şairlerinden. charles baudelaire ' den fazlasıyla etkilenmiştir.cemal süreya ile birlikte ikinci yeni'nin en lirik şairlerindendir aynı zamanda kendisi.
    (aytok, 25.03.2007 16:26)
  17. 1933 yılında diyarbakır' ın ergani ilçesinde doğan mülkiyeli şair.

    rivayete göre, ankara siyasal bilgiler fakültesi' nde okurken, muazzez akkaya isimli sınıf arkadaşına tutku derecesinde, platonik bir aşkla bağlanmış, mona roza adlı şiirini büyük aşkı için yazmıştır.

    şiirdeki kıtaların ilk mısralarının ilk harfi birleştirilince, bu rivayet, rivayet olmaktan çıkmış, somut bir hal almıştır.
    okunması ve aşkın enginliğine şahit olunması tavsiye edilir.


    mona roza

    mona roza, siyah güller, ak güller
    geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    kanadı kırık kuş merhamet ister
    ah, senin yüzünden kana batacak
    mona roza, siyah güller, ak güller

    ulur aya karşı kirli çakallar
    ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    mona roza, bu gün bende bir hal var
    yağmur iğri iğri düşer toprağa
    ulur aya karşı kirli çakallar

    açma pencereni, perdeleri çek
    mona roza seni görmemeliyim
    bir bakışın ölmem için yetecek
    anla mona roza, ben bir deliyim
    açma pencereni, perdeleri çek

    zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
    bende çıkar güneş aydınlığa
    bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    seni hatırlatıyor her zaman bana
    zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    zambaklar en ıssız yerlerde açar
    ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    bir mumun ardında bekleyenrüzgar
    ışıksız ruhumu sallar da durur
    zambaklar en ıssız yerlerde açar

    ellerin ellerin ve parmakların
    bir nar çiçeğini eziyor gibi
    ellerinden belli oluyor bir kadın
    denizin dibinde geziyor gibi
    ellerin ellerin ve parmakların

    zaman ne de çabuk geçiyor mona
    saat on ikidir söndü lambalar
    uyu da turnalar girsin rüyana
    bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    zaman ne de çabuk geçiyor mona

    akşamları gelir incir kuşları
    konar bahçenin incielerine
    kiminin rengi ak, kimisi sarı
    ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
    akşamları gelir incir kuşları

    ki ben mona roza bulurum seni
    incir kuşlarının bakışlarında
    hayatla doldurur bu boş yelkeni
    o masum bakışlar su kenarında
    ki ben mona roza bulurum seni

    kırgın kırgın bakma yüzüme roza
    henüz dinlemedin benden türküler
    benim aşkım sığmaz öyle her saza
    en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    kırgın kırgın bakma yüzüme roza

    artık inan bana muhacir kızı
    dinle ve kabul et itirafımı
    bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    alev alev sardı her yanımı
    artık inan bana muhacir kızı

    yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    bir gün gözlerimin ta içine bak
    anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    yağmurdan sonra büyürmüş başak

    altın bilezikler o kokulu ten
    cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    bir tüy ki kapalı gece ve güne
    altın bilezikler o kokulu ten

    mona roza, siyah güller, ak güller
    geyve' nin gülleri ve beyaz yatak
    kanadı kırık kuş merhamet ister
    aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    mona roza, siyah güller, ak güller


    sezai karakoç
    (sugibiazizol, 13.04.2007 21:50)
  18. sezai karakoç, anılar - hilmi yavuz

    1952 yılı haziran ayı başında, bir akşam üzeri haydarpaşa garı'ndan hareket eden kurtalan ekspresi, ertesi gün sabah saat 11.00 sularında ankara garı'nda durdu. trenin ikinci mevki yeşil deri döşeli kuşetli kompartmanlarından 15-16 yaşlarında bir lise öğrencisi koşarak indi.
    doğruca, garın büyük giriş kapısının hemen solunda bulunan gazete ve dergi satılan kulübeye yöneldi. istanbul'dan aceleyle yola koyuldukları için o ayki edebiyat dergilerini almayı ihmal etmişti. ankara garı'ndaki kulübeden dergileri alacaktı: 'varlık', 'yeditepe', 'kaynak', 'hisar'... dergileri koltuğunun altına sıkıştırıp trene döndü. kurtalan'a daha iki günlük yolculukları vardı. yolculuk boyunca dergileri rahatça okuyabilecekti...

    tren ankara'dan sivas'a doğru ilerlerken, akşamüzeri olmalıydı, sıra 'hisar' dergisine gelmişti. dergilerde, önce şiirlere bakardı. bu kez de öyle yaptı. 'hisar'daki şiirleri okumaya başladı. o. fehmi özçelik, mustafa necati karaer, ilhan geçer, mehmet çınarlı... bu adları, iyi bir edebiyat okuru olarak biliyordu elbet,- şöyle bir göz attı o şiirlere ve sayfayı çevirdi. tam sayfa ayrılmış bir şiir çekti dikkatini: monna rosa! sezai karakoç imzasına o güne kadar da rastladığından pek emin değildi, şiiri okumaya başladı. şiiri sonuna kadar okudu, sonra başa dönüp tekrar okudu. kurtalan'a gelinceye dek, elinden düşmedi 'hisar' dergisi. yeşil döşemeli ikinci sınıf kuşetlide en üst yatağa tırmanıp uzandığında, hep o ilk dizeyi mırıldandı: monna rosa, siyah güller ak güller...

    sezai karakoç'un kendisiyle tanışmamsa, bundan 4 yıl sonra olmuştur. 1956'da biz, erdal öz, onat kutlar, demir özlü, adnan özyalçıner, kemal özer, uğur cankoçak, ergin ertem, 'a' dergisini yayımlamaya başladıktan sonra, hemen edip cansever'le, turgut uyar'la, cemal süreya ile ilişkiye geçmiş, onların yazı ve şiirleriyle dergimize destek olmalarını istemiştik.

    belleğim beni yanıltmıyorsa 1956 sonbaharı olmalıdır, cemal süreya, genellikle karargâh kurduğumuz aksaray'daki bulvar çay salonu'na çıkageldi. yalnız değildi, yanında bir arkadaşı da vardı. arkadaşını tanıttı: sezai karakoç! sezai, diriliş'te yayımladığı 'hatıralar'ının lxxı. bölümünde, bizimle tanışmasını şöyle anlatır: 'istanbul'a geldiğimde gerek liseden tanıdığım, gerek edebiyat alanında görünüşüm sebebiyle beni tanıyan bazı gençler beni görmeye gelmişlerdi. birkaç defa aksaray'da, bulvar'da, bulvar çay salonu'nda buluştuk. adnan özyalçıner, kemal özer, onat kutlar, hilmi yavuz, ülkü tamer ve arkadaşlarıyla bu gençler, ki bizim hemen arkamızdan gelen kuşağı temsil ediyorlardı edebiyatta. onat'ı gaziantep lisesi'nden tanıyordum. bizden üç yıl sonraydı. çalışkan bir öğrenci olarak kalmıştı hatırımda. bu görüştüğümüz zaman hukukta öğrenciydi. ancak, dersleri ihmal edip, üniversitede ilk kez gözüken öğrenci eylemlerine karıştığı izlenimini almıştım bu görüşmelerde. ülkü tamer henüz kolejde öğrenciydi. çeviriler getirmişti görmemiz için. t. wilder'in, otantik adı 'dişimizin zarı' olan eserini 'ramak kaldı' adıyla çevirmişti. adnan özyalçıner'in o zamanki hikayeleri, beğendiğim ve edebiyatımızda gelişmesini arzu ettiğim bir türün örnekleriydi. fakat ne yazık ki sonra değiştirdi tarzını.'

    o yıllardan belleğimde kalan, sezai'yi hep cemal süreya ile birlikte gördüğümdür. cemal'in, sezai'ye büyük değer verdiğini de gözlemliyorduk elbet. ben tanık olmadım ama, arkadaşlardan dinlediğim, cemal'in, birkaç kez, sezai'ye 'sezo, senin şiirindeki şu dizeyi bana ödünç verir misin?' dediğidir. cemal'in şiirini bilenler, onun sezai'den 'ödünç' aldığı dizeleri bilirler.

    bir özel not: rahmetli babamla sezai'nin rahmetli babası'nın arkadaş olduklarını sonradan öğrendim. sezai, 1989'da, diriliş'te yayımladığı 'hatıralar'ının (lxxı), 'istanbul-maliye müfettiş muavinliği' başlıklı aynı bölümü'nde şunları anlatır: 'hilmi yavuz'un babasıyla babam tanışmıştı fatih'te. babam, övgüyle söz etmişti hilmi yavuz'un babasından. bizim o taraflarda, çermik'te de görev yapmıştı hilmi'nin babası. bu yüzdendir ki, hilmi, sonradan sol grup içinde oldu ama, kullandığı imajlar islami imajlardır, güney-doğu anadolu'nun islam'la kaynaşmış görüntüleridir.'

    şimdi onunla aşağı yukarı yarım yüzyıldır da görüşmemiş olduğumuzu düşündüm. onu tanıyan kiminle konuşsam, sezai'nin kimselerle görüşmek istemediğini işitmişimdir.

    oysa konuşacak o kadar çok şeyimiz var ki...
    (gölgeningücü, 16.05.2007 16:49)
  19. (bkz: baba büyüksün)
    (gölgeningücü, 22.05.2007 17:51)
  20. sunay akın için cemal süreya ne ise;sezai karakoç için de necip fazıl kısakürek odur.
    (bkz: usta çırak ilişkisi)
    (capslost, 22.05.2007 18:00)
  21. sezaı karakoc

    1933 yılında diyarbakır’ın ergani ilçesinde dünyaya gelmiştir. babası yasin efendi’nin koyduğu isim muhammed sezai’dir, nüfus kayıtlarında adı ahmet sezai olarak geçmektedir. şairin çocukluğu ergani, maden ve dicle ilçelerinde geçmiştir. altı yaşında ilkokula başlayan şair; 1944 yılında ergani’de ilkokulu, 1947 yılında da maraş ortaokulunu bitirmiştir. gaziantep lisesinde yatılı olarak okumuş ve 1950 yılında mezun olmuştur. felsefe okumak istediği için istanbul’a gider, fakat babasının arzusu ilahiyat fakültesidir. kendi parasıyla okuyamayacağını anlayınca, o zaman parasız yatılı kısmı bulunan siyasal bilgiler fakültesi sınavına girmiş, şartların zorunlu kılması nedeniyle girdiği ankara siyasal bilgiler fakültesindeki yüksek öğrenimini, 1955 yılında fakültenin mali şubesinden mezun olarak tamamlamıştır.


    kamu hizmetinde pek çok resmi görevde bulunmuştur. maliye müfettiş yardımcılığı ve gelirler genel müdürlüğünde kontrolör olarak görev yapmıştır.görevi icabı gezip gördüğü anadolu’nun birçok köşesini tanıma fırsatı bulmuştur. 1960-1961 yıllarında yedek subay olarak askerlik görevini yerine getirdikten sonra görevine kaldığı yerden devam etmek istemekle birlikte 1965’ten 1973’e kadar birçok kez istifa etmek durumunda kalmıştır. 1973 yılından bu yana da hiçbir resmi görev almamıştır.yeni istanbul ve sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yapmıştır.


    kurucusu bulunduğu diriliş yayınları ve diriliş dergisi’ne edebiyat ve şiirin yanı sıra, fikir yazıları yazmıştır. 1990 yılında güller açan gül ağacı amblemiyle diriliş partisini (diri-p) kurmuştur. yedi yıl partinin genel başkanlığını yürüttükten sonra 1997 yılında yapılan iki genel seçime girmedi gerekçesiyle partisi kapatılmıştır. karakoç, şiir üslubu bakımından az çok ikinci yeni’ye yakın olsa da; şiirde işlediği temalar ve inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir. islami düşünceyi modern şiirdeki gerçeküstücülükle bağdaştıran, mistisizmden yararlanan, çarpıcı benzetme ve sembollerle denenmemiş, bağımsız şiirler yazmıştır.

    siir kitaplari:
    korfez (1959), sahdamar (1962), hizir'la kirk saat (1967), sesler
    (1968), taha'nin kitabi (1968), kiyamet asisi (1968), magara ve
    ısik (duzyazi siirler, 1969), gul mustusu (1969), zamana adanmis
    sozler (1970), ayinler (1977), leyla ile mecnun (1981), ates dansi
    (1987).
    (hayvan ağa, 21.08.2007 08:45 ~ 08:50)
  22. anneler ve çocuklar

    anne öldü mü çocuk
    bahçenin en yalnız köşesinde
    elinde siyah bir çubuk
    ağzında küçük bir leke

    çocuk öldü mü güneş
    simsiyah görünür gözüne
    elinde bir ip nereye
    bilmez bağlayacağını anne

    kaçar herkesten
    durmaz bir yerde
    anne ölünce çocuk
    çocuk ölünce anne
    (hayvan ağa, 21.08.2007 08:51 ~ 08:51)
  23. diyarbakır-ergani doğumlu şair. ikinci yeninin en önemli şairlerindendir. uzun süren yatılı bir eğitimin ardından mülkiyeli olmuştur. dindar bir kişiliğe sahip olan sezai karakoç'un ilk şiirlerinde necip fazıl etkisi görülse de daha sonra kendi şiir poetikasını oluşturmuştur. şiirlerinde gelenekle barışık bir tavır izleyen sezai karakoç, geleneği yeniden yorumlar ve onu adeta modernleştirir. şiirlerinde metafizik ve mistik öğeleri işleyen şair, "diriliş" adlı bir nesil hayal etmiştir. hayal ettiği bu mehmet akif(asım nesli) ve n. fazıl kısakürek'in(büyük doğu nesli) hayal ettiği nesillerle ortak özellikler taşır. bir ara "diriliş partisi" isimli bir siyasi parti de kuran şair, daha sonra partisini kapatmıştır.

    şairin şiir kitapları:
    şiirler ı hızırla kırk saat
    şiirler ıı taha'nın kitabı/ gül muştusu
    şiirler ııı körfez/şahdamar/sesler
    şiirler ıv zamana adanmış sözler
    şiirler v ayinler/çeşmeler
    şiirler vı leyla ile mecnun
    şiirler vıı ateş dansı
    şiirler vııı alınyazısı saati
    şiirler x monna rosa

    şairin tüm şiirleri gün doğmadan ismiyle diriliş yayınları tarafından yayınlanmıştır.
    şairin şiir kitaplarının yanında, birçok nesir eseri de vardır.

    sezai karakoç özellikle "monna rosa" isimli şiiriyle tanınmaktadır. ancak şairin tüm şiirleri bana göre birer incidir, yalnız bu incilere ulaşmak için de denize dalmayı göze almak gerekmektedir.

    şairin "sürgün ülkeden başkentler başkentine" isimli şiirinden bir bölüm:

    ............
    senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
    sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    uzatma dünya sürgünümü benim
    güneşi bahardan koparıp
    aşkın bu en onulmazından koparıp
    bir tuz bulutu gibi
    savuran yüreğime
    ah uzatma dünya sürgünümü benim
    nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
    ayaklarımdan belli
    lambalar eğri
    aynalar akrep meleği
    zaman çarpılmış atın son hayali
    ev miras değil mirasın hayaleti
    ey gönlümün doğurduğu
    büyüttüğü emzirdiği
    kuş tüyünden
    ve kuş sütünden
    geceler ve gündüzlerde
    insanlığa anıt gibi yükselttiği
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim

    bütün şiirlerde söylediğim sensin
    suna dedimse sen leyla dedimse sensin
    seni saklamak için görüntülerinden faydalandım salome'nin belkıs'ın
    boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
    kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
    ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
    deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
    ey gönüllerin en yumuşağı en derini
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim

    .........
    (kandahar, 02.03.2008 16:24)
  24. monna rosa (asıl yazılışı böyledir) denince akla gelen, necip ve zarif insan. bu şiiri selçuk küpçük'ün "ellerimde bir demet karanfil" albümünde seslendirilmiştir.

    http://umutfm.com/...

    monna rosa'nın her dörtlüğünün, ilk mısrasının, ilk harfini aldığınızda "muazazzez akkayam" ismi çıkar karşınıza. bu isim üstadın üniversite yıllarında aşık olduğu söylenilen kızın ismidir. hatta bu konuda bir efsane dahi üretilmiştir. bkz:

    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/...

    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/...

    bir de "sürgün ülkeden başkentler başkentine" şiiri vardır ki murat kapkıner "kardeşime mektup" isimli albümünde bu şiiri yağmur gibi, rüzgar gibi, ırmak gibi okur.

    http://neazadem.blogcu.com/...

    siyasi yönüne gelince, diriliş partisi'nin kurucusudur. fakat bu parti anayasa mahkemesi tarafından kapatılmış, bu kaptılmada da mülkiye'den arkadaşı olan yekta güngör özden'in hatırı sayılır bir katkısı olmuştur. şimdilerde parti çalışmalarına, ismet özel ile birlikte yeniden başlamış, gündeme ilişkin açıklamalar yapmaktadır.


    biyografisi için:

    http://tr.wikipedia.org/...
    (neazadem, 05.04.2008 16:59)
  25. hikmetle yazan, büyük insan. dünya görüşüme yön veren fikir işçisi. her cumartesi haseki'de sevenleriyle buluşup sohbet ediyor.
    (doğunun yedinci oğlu, 13.04.2008 15:03)
 sayfa  / 2