büyük ama çok büyük bir şair. islami taraflarını olduğu gibi açığa çıkarmayıp, müthiş derinlikli bir zekayla ortaya koymayı bilir. efsaneleşen bir mona rosa şiiri vardır ki; bir "aynen yaşanmıştır" hikayesine binaen icra edilmiştir. taha'nın kitabı en beğendiğim şiirlerindendir. ikinci yeninin de kurucusudur aslında, kimse bilmez. mülkiye'de cemal süreya ile beraber türk şiirin devrinimine sebep olmuşlardır. cemal süreya onun için; "sıkıştırılmış deha" der. sağ kanadın ekol şairidir, ağızlarından düşürmezler. sol kanat ise hürmet ve saygı ile önünde eğilir. hala yaşamaktadır ve aksi tavırlar içinde kendi yayınevini yönetmektedir.
şairden öte bir aydın, gerçek aydın. her türlü ideolojiyi yemiş bitirmiş; batı, doğu, uzakdoğu, ortadoğu ve afrika kültürlerii çok iyi bilen; sadece şiir yazmakla kalmayıp parti kuracak kadar vatanı için çalışmayı isteyen; tek bir konuşmasını dinledikten sonra bile hayranı olunabilecek düşünür.
1933 ergani doğumludur. bir zamanlar ankara'da talim ve terbiye eder iken entelektüel derinliği yüksek toplantılarına katılma şerefine eriştiğim ve bundan şiddetli hazlar aldığım, halkçı, vatan sever ve ideolojiler üstü şair, yazar, düşünür. diriliş partisi ismi ile kurduğu parti maalesef anayasa mahkemesi tarafından kapatılmıştır. her türlü yazılarını anlamak için yazarı çok iyi tanımak ve en azından yazılan şeyi bir kaç defa okumak gereklidir.
kendisi hakkında daha fazla malumat edinmek isteyenler için: http://www.gonulsitesi.net/...
hitabet yeteneği olmayan, parti kurduğunda 50-100 kişiye hitap etmiş kişi. şairlik yönü çok aşkındır. mesela bir balkon şiiri baudelaire'in balkon şiirinden hiç de aşağı değildir şiir kalitesi olarak.siyasetten soğumuştur ve konferans vs gibi davetlere icabet etmemeyi ihtiyar ettiği söylenmektedir. bir yeni edeebiyat hocası şiir ufku olarak asaf halet çelebi'nin bile çok ötesinde olduğunu söylemişti. yine de en ibtidai şiiri olan mona rosa en meşhur şiiridir, hızırla kırk saati, balkon şiirini anlamayanlar mona rosa'yı bayraklaştırır.
sezai karakoç'a verilen bu seneki kültür sanat büyük ödülü sonrasında bazı edebiyatçılarımız şu yorumları yapmışlardır:
ali ural (yazarlar birliği genel başkan yardımcısı): bir bayram sabahı iki büyük sevinci birden yaşadık: birisi sezai karakoç'a büyük ödülün verilmesi, diğeri ise bir kültür haberinin günlük bir gazetenin manşetine taşınmasıydı. isim, türk şiiri ve düşüncesinin zirve ismi sezai karakoç olunca haber karşısında heyecan duymamak elde değil. bu güzel tavrın yeni bir milat oluşturmasını umuyoruz.
bekir sıtkı erdoğan (şair): helal olsun. ben bir şairim. bunun dışında benim bir şey söylemem doğru olmaz. biz şairler hakkında başkaları karar versin.
hilmi yavuz (şair-yazar):sezai karakoç'un kültür ve turizm bakanlığı büyük ödülünü almasından büyük mutluluk duydum. türk edebiyatı şiir demektir. dolayısıyla türk edebiyatına büyük ödül verilecekse bu ödülün şiir dalında, bir şaire verilmesinden hele bu şair sezai karakoç gibi önemli biri ise bundan elbette mutluluk duyulur. karakoç'un bu ödülüne çok sevindiğimi ve sezai bey'i buradan kutladığımı da bildirmek isterim.
ahmet oktay (şair-yazar):sezai karakoç gerek şiirleri, gerek yazılarıyla son dönem türk edebiyatı içinde çok kendine özgü bir yere sahiptir. dolayısıyla bu ödülü kendi akranları arasında en çok hak edenlerden biridir. kutlarım.
kendisi hakkında her soru sorulduğunda onun edebiyatçı yönünü önplana çıkaran yorumlardan fazlasıyla sıkılmış, ancak yazdığı şiir,hikaye ve piyesleri son derece önemseyen; bununla beraber şiirlerinden sekiz kat daha fazla emek harcadığı elliye yakın fikir kitabının da gündeme gelmesinin artık vaktinin geldiğini belirten ufuk açıcı mütefekkir. bundan kırk sene önce belirttiği, medeniyetlerle ilgili tezleri günbegün gerçekleşen ileri görüşlü bir beynimiz. istifade etmemiz gereken ilk zihin.
ayrıca bu seneki kültür-sanat büyük ödülünün kendisine layık görülmesini şöyle değerlendirmiştir: "bu ödül, kulvar olarak birbirine benzeyen üçüncü kişiye verilmiş oluyor. ilki yaşar nabi nayır, ikincisi demirel zamanında necip fazıl bey ve şimdi de sezai karakoç."
kendisinden etraflıca malumatı kültür bakanlığı tarafından ödüllendirilmesinden sonra çıkan köşe yazılarından edinme fırsatı buldum. dikkatimi çeken tek şey ise umutsuz bir aşkın esiri olduğu olduğu ve mona roza adlı şiiri yazdığı muazzez akkaya adlı sınıf arkadaşına. böyle içine kapanık romantik erkeklerin fazla neşeli ve cilveli, biraz hoppa kızlara neden aşık olduklarını hiçbir zaman anlayamamışımdır. bu kızlar kedinin fareyle olduğu gibi oynarlar bu tip erkeklerle. biraz gel gel yaparlar, çocuk geceleri uyuyamaz artık. kız ise bilmem kaçıncı erkeği kendisine meftun ettiği için egosu zirve yapmış şekilde rahat bir uyku uyumaktadır.
üstündeki giysi gözünün renginde
yürüyor yürüyordu arkasina bakmadan
onu kaybettim bir kiş gününde
yağmur yağmur yağmur yağiyordu durmadan
ölü taşiyan bir araba
araya girdi galiba
koştum koştum yetişemedim
sanki önümü kapatan bir sütundu zaman
insanlar otomobiller dalgin habersiz zalim
alikoyamadim onu meçhullere dalmaktan
boşunaydi artik çaba
boşuna miydi acaba?
dondum kalakaldim olduğum yerde
gözlerimi kapliyordu duman duman duman
gönlüm ne geçmişte ne geleceklerde
bir mahkumdum görülmemis bir cezaya çarpılan
uğrayan bir azaba
sığmaz hesaba kitaba
1957
mona roza'nın ,yani, sevdiği kadın olan müzeyyen akkaya'nın intiharı üzerine bu şiiri yazdığı rivayet edilir. kimin için yazdığı tabi ki önemli değildir; şayet önemli olan sezai karakoç'u anlatmak için kullanılacak ucuz kelimelerin, kaba imgelerin bu şiir karşısında kifayetsiz kaldığıdır.
büyüklüğü ve bu toprakların damarına has özgünlüğü ile gönlümüzün kalesinde kumandanlaşan üstad için bir şeyler yazmak haddimin sınırını zorlayacağından kendisi hakkında bir şey yazamıyorum. onca eserini okumuş olmanın imtiyazlığına erebildiysem hamdolsun.
son dönem türk edebiyatı şairlerinden. charles baudelaire ' den fazlasıyla etkilenmiştir.cemal süreya ile birlikte ikinci yeni'nin en lirik şairlerindendir aynı zamanda kendisi.
1933 yılında diyarbakır' ın ergani ilçesinde doğan mülkiyeli şair.
rivayete göre, ankara siyasal bilgiler fakültesi' nde okurken, muazzez akkaya isimli sınıf arkadaşına tutku derecesinde, platonik bir aşkla bağlanmış, mona roza adlı şiirini büyük aşkı için yazmıştır.
şiirdeki kıtaların ilk mısralarının ilk harfi birleştirilince, bu rivayet, rivayet olmaktan çıkmış, somut bir hal almıştır.
okunması ve aşkın enginliğine şahit olunması tavsiye edilir.
mona roza
mona roza, siyah güller, ak güller
geyvenin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
ah, senin yüzünden kana batacak
mona roza, siyah güller, ak güller
ulur aya karşı kirli çakallar
ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
mona roza, bu gün bende bir hal var
yağmur iğri iğri düşer toprağa
ulur aya karşı kirli çakallar
açma pencereni, perdeleri çek
mona roza seni görmemeliyim
bir bakışın ölmem için yetecek
anla mona roza, ben bir deliyim
açma pencereni, perdeleri çek
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
bende çıkar güneş aydınlığa
bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
seni hatırlatıyor her zaman bana
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
zambaklar en ıssız yerlerde açar
ve vardır her vahşi çiçekte gurur
bir mumun ardında bekleyenrüzgar
ışıksız ruhumu sallar da durur
zambaklar en ıssız yerlerde açar
ellerin ellerin ve parmakların
bir nar çiçeğini eziyor gibi
ellerinden belli oluyor bir kadın
denizin dibinde geziyor gibi
ellerin ellerin ve parmakların
zaman ne de çabuk geçiyor mona
saat on ikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
zaman ne de çabuk geçiyor mona
akşamları gelir incir kuşları
konar bahçenin incielerine
kiminin rengi ak, kimisi sarı
ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
akşamları gelir incir kuşları
ki ben mona roza bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında
hayatla doldurur bu boş yelkeni
o masum bakışlar su kenarında
ki ben mona roza bulurum seni
kırgın kırgın bakma yüzüme roza
henüz dinlemedin benden türküler
benim aşkım sığmaz öyle her saza
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
kırgın kırgın bakma yüzüme roza
artık inan bana muhacir kızı
dinle ve kabul et itirafımı
bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
alev alev sardı her yanımı
artık inan bana muhacir kızı
yağmurlardan sonra büyürmüş başak
meyvalar sabırla olgunlaşırmış
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış
yağmurdan sonra büyürmüş başak
altın bilezikler o kokulu ten
cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
bir tüy ki can verir bir gülümsesen
bir tüy ki kapalı gece ve güne
altın bilezikler o kokulu ten
mona roza, siyah güller, ak güller
geyve' nin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
mona roza, siyah güller, ak güller
1952 yılı haziran ayı başında, bir akşam üzeri haydarpaşa garı'ndan hareket eden kurtalan ekspresi, ertesi gün sabah saat 11.00 sularında ankara garı'nda durdu. trenin ikinci mevki yeşil deri döşeli kuşetli kompartmanlarından 15-16 yaşlarında bir lise öğrencisi koşarak indi.
doğruca, garın büyük giriş kapısının hemen solunda bulunan gazete ve dergi satılan kulübeye yöneldi. istanbul'dan aceleyle yola koyuldukları için o ayki edebiyat dergilerini almayı ihmal etmişti. ankara garı'ndaki kulübeden dergileri alacaktı: 'varlık', 'yeditepe', 'kaynak', 'hisar'... dergileri koltuğunun altına sıkıştırıp trene döndü. kurtalan'a daha iki günlük yolculukları vardı. yolculuk boyunca dergileri rahatça okuyabilecekti...
tren ankara'dan sivas'a doğru ilerlerken, akşamüzeri olmalıydı, sıra 'hisar' dergisine gelmişti. dergilerde, önce şiirlere bakardı. bu kez de öyle yaptı. 'hisar'daki şiirleri okumaya başladı. o. fehmi özçelik, mustafa necati karaer, ilhan geçer, mehmet çınarlı... bu adları, iyi bir edebiyat okuru olarak biliyordu elbet,- şöyle bir göz attı o şiirlere ve sayfayı çevirdi. tam sayfa ayrılmış bir şiir çekti dikkatini: monna rosa! sezai karakoç imzasına o güne kadar da rastladığından pek emin değildi, şiiri okumaya başladı. şiiri sonuna kadar okudu, sonra başa dönüp tekrar okudu. kurtalan'a gelinceye dek, elinden düşmedi 'hisar' dergisi. yeşil döşemeli ikinci sınıf kuşetlide en üst yatağa tırmanıp uzandığında, hep o ilk dizeyi mırıldandı: monna rosa, siyah güller ak güller...
sezai karakoç'un kendisiyle tanışmamsa, bundan 4 yıl sonra olmuştur. 1956'da biz, erdal öz, onat kutlar, demir özlü, adnan özyalçıner, kemal özer, uğur cankoçak, ergin ertem, 'a' dergisini yayımlamaya başladıktan sonra, hemen edip cansever'le, turgut uyar'la, cemal süreya ile ilişkiye geçmiş, onların yazı ve şiirleriyle dergimize destek olmalarını istemiştik.
belleğim beni yanıltmıyorsa 1956 sonbaharı olmalıdır, cemal süreya, genellikle karargâh kurduğumuz aksaray'daki bulvar çay salonu'na çıkageldi. yalnız değildi, yanında bir arkadaşı da vardı. arkadaşını tanıttı: sezai karakoç! sezai, diriliş'te yayımladığı 'hatıralar'ının lxxı. bölümünde, bizimle tanışmasını şöyle anlatır: 'istanbul'a geldiğimde gerek liseden tanıdığım, gerek edebiyat alanında görünüşüm sebebiyle beni tanıyan bazı gençler beni görmeye gelmişlerdi. birkaç defa aksaray'da, bulvar'da, bulvar çay salonu'nda buluştuk. adnan özyalçıner, kemal özer, onat kutlar, hilmi yavuz, ülkü tamer ve arkadaşlarıyla bu gençler, ki bizim hemen arkamızdan gelen kuşağı temsil ediyorlardı edebiyatta. onat'ı gaziantep lisesi'nden tanıyordum. bizden üç yıl sonraydı. çalışkan bir öğrenci olarak kalmıştı hatırımda. bu görüştüğümüz zaman hukukta öğrenciydi. ancak, dersleri ihmal edip, üniversitede ilk kez gözüken öğrenci eylemlerine karıştığı izlenimini almıştım bu görüşmelerde. ülkü tamer henüz kolejde öğrenciydi. çeviriler getirmişti görmemiz için. t. wilder'in, otantik adı 'dişimizin zarı' olan eserini 'ramak kaldı' adıyla çevirmişti. adnan özyalçıner'in o zamanki hikayeleri, beğendiğim ve edebiyatımızda gelişmesini arzu ettiğim bir türün örnekleriydi. fakat ne yazık ki sonra değiştirdi tarzını.'
o yıllardan belleğimde kalan, sezai'yi hep cemal süreya ile birlikte gördüğümdür. cemal'in, sezai'ye büyük değer verdiğini de gözlemliyorduk elbet. ben tanık olmadım ama, arkadaşlardan dinlediğim, cemal'in, birkaç kez, sezai'ye 'sezo, senin şiirindeki şu dizeyi bana ödünç verir misin?' dediğidir. cemal'in şiirini bilenler, onun sezai'den 'ödünç' aldığı dizeleri bilirler.
bir özel not: rahmetli babamla sezai'nin rahmetli babası'nın arkadaş olduklarını sonradan öğrendim. sezai, 1989'da, diriliş'te yayımladığı 'hatıralar'ının (lxxı), 'istanbul-maliye müfettiş muavinliği' başlıklı aynı bölümü'nde şunları anlatır: 'hilmi yavuz'un babasıyla babam tanışmıştı fatih'te. babam, övgüyle söz etmişti hilmi yavuz'un babasından. bizim o taraflarda, çermik'te de görev yapmıştı hilmi'nin babası. bu yüzdendir ki, hilmi, sonradan sol grup içinde oldu ama, kullandığı imajlar islami imajlardır, güney-doğu anadolu'nun islam'la kaynaşmış görüntüleridir.'
şimdi onunla aşağı yukarı yarım yüzyıldır da görüşmemiş olduğumuzu düşündüm. onu tanıyan kiminle konuşsam, sezai'nin kimselerle görüşmek istemediğini işitmişimdir.
1933 yılında diyarbakır’ın ergani ilçesinde dünyaya gelmiştir. babası yasin efendi’nin koyduğu isim muhammed sezai’dir, nüfus kayıtlarında adı ahmet sezai olarak geçmektedir. şairin çocukluğu ergani, maden ve dicle ilçelerinde geçmiştir. altı yaşında ilkokula başlayan şair; 1944 yılında ergani’de ilkokulu, 1947 yılında da maraş ortaokulunu bitirmiştir. gaziantep lisesinde yatılı olarak okumuş ve 1950 yılında mezun olmuştur. felsefe okumak istediği için istanbul’a gider, fakat babasının arzusu ilahiyat fakültesidir. kendi parasıyla okuyamayacağını anlayınca, o zaman parasız yatılı kısmı bulunan siyasal bilgiler fakültesi sınavına girmiş, şartların zorunlu kılması nedeniyle girdiği ankara siyasal bilgiler fakültesindeki yüksek öğrenimini, 1955 yılında fakültenin mali şubesinden mezun olarak tamamlamıştır.
kamu hizmetinde pek çok resmi görevde bulunmuştur. maliye müfettiş yardımcılığı ve gelirler genel müdürlüğünde kontrolör olarak görev yapmıştır.görevi icabı gezip gördüğü anadolu’nun birçok köşesini tanıma fırsatı bulmuştur. 1960-1961 yıllarında yedek subay olarak askerlik görevini yerine getirdikten sonra görevine kaldığı yerden devam etmek istemekle birlikte 1965’ten 1973’e kadar birçok kez istifa etmek durumunda kalmıştır. 1973 yılından bu yana da hiçbir resmi görev almamıştır.yeni istanbul ve sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yapmıştır.
kurucusu bulunduğu diriliş yayınları ve diriliş dergisi’ne edebiyat ve şiirin yanı sıra, fikir yazıları yazmıştır. 1990 yılında güller açan gül ağacı amblemiyle diriliş partisini (diri-p) kurmuştur. yedi yıl partinin genel başkanlığını yürüttükten sonra 1997 yılında yapılan iki genel seçime girmedi gerekçesiyle partisi kapatılmıştır. karakoç, şiir üslubu bakımından az çok ikinci yeni’ye yakın olsa da; şiirde işlediği temalar ve inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir. islami düşünceyi modern şiirdeki gerçeküstücülükle bağdaştıran, mistisizmden yararlanan, çarpıcı benzetme ve sembollerle denenmemiş, bağımsız şiirler yazmıştır.
siir kitaplari:
korfez (1959), sahdamar (1962), hizir'la kirk saat (1967), sesler
(1968), taha'nin kitabi (1968), kiyamet asisi (1968), magara ve
ısik (duzyazi siirler, 1969), gul mustusu (1969), zamana adanmis
sozler (1970), ayinler (1977), leyla ile mecnun (1981), ates dansi
(1987).
diyarbakır-ergani doğumlu şair. ikinci yeninin en önemli şairlerindendir. uzun süren yatılı bir eğitimin ardından mülkiyeli olmuştur. dindar bir kişiliğe sahip olan sezai karakoç'un ilk şiirlerinde necip fazıl etkisi görülse de daha sonra kendi şiir poetikasını oluşturmuştur. şiirlerinde gelenekle barışık bir tavır izleyen sezai karakoç, geleneği yeniden yorumlar ve onu adeta modernleştirir. şiirlerinde metafizik ve mistik öğeleri işleyen şair, "diriliş" adlı bir nesil hayal etmiştir. hayal ettiği bu mehmet akif(asım nesli) ve n. fazıl kısakürek'in(büyük doğu nesli) hayal ettiği nesillerle ortak özellikler taşır. bir ara "diriliş partisi" isimli bir siyasi parti de kuran şair, daha sonra partisini kapatmıştır.
şairin şiir kitapları:
şiirler ı hızırla kırk saat
şiirler ıı taha'nın kitabı/ gül muştusu
şiirler ııı körfez/şahdamar/sesler
şiirler ıv zamana adanmış sözler
şiirler v ayinler/çeşmeler
şiirler vı leyla ile mecnun
şiirler vıı ateş dansı
şiirler vııı alınyazısı saati
şiirler x monna rosa
şairin tüm şiirleri gün doğmadan ismiyle diriliş yayınları tarafından yayınlanmıştır.
şairin şiir kitaplarının yanında, birçok nesir eseri de vardır.
sezai karakoç özellikle "monna rosa" isimli şiiriyle tanınmaktadır. ancak şairin tüm şiirleri bana göre birer incidir, yalnız bu incilere ulaşmak için de denize dalmayı göze almak gerekmektedir.
şairin "sürgün ülkeden başkentler başkentine" isimli şiirinden bir bölüm:
............
senin kalbinden sürgün oldum ilkin
bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
af dilemeye geldim affa layık olmasam da
uzatma dünya sürgünümü benim
güneşi bahardan koparıp
aşkın bu en onulmazından koparıp
bir tuz bulutu gibi
savuran yüreğime
ah uzatma dünya sürgünümü benim
nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
ayaklarımdan belli
lambalar eğri
aynalar akrep meleği
zaman çarpılmış atın son hayali
ev miras değil mirasın hayaleti
ey gönlümün doğurduğu
büyüttüğü emzirdiği
kuş tüyünden
ve kuş sütünden
geceler ve gündüzlerde
insanlığa anıt gibi yükselttiği
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
bütün şiirlerde söylediğim sensin
suna dedimse sen leyla dedimse sensin
seni saklamak için görüntülerinden faydalandım salome'nin belkıs'ın
boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
ey gönüllerin en yumuşağı en derini
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
monna rosa'nın her dörtlüğünün, ilk mısrasının, ilk harfini aldığınızda "muazazzez akkayam" ismi çıkar karşınıza. bu isim üstadın üniversite yıllarında aşık olduğu söylenilen kızın ismidir. hatta bu konuda bir efsane dahi üretilmiştir. bkz:
siyasi yönüne gelince, diriliş partisi'nin kurucusudur. fakat bu parti anayasa mahkemesi tarafından kapatılmış, bu kaptılmada da mülkiye'den arkadaşı olan yekta güngör özden'in hatırı sayılır bir katkısı olmuştur. şimdilerde parti çalışmalarına, ismet özel ile birlikte yeniden başlamış, gündeme ilişkin açıklamalar yapmaktadır.