bir istanbul gerçeği olan seyyar satıcılık işini icra eden kişidir. heryerde bu kişilere rastlanabilir,kafanızı çevirdiğiniz heryerde bir seyyar satıcı vardır. kazançları vergilendirilmediği için ikincil piyasanın temel taşlarıdırlar.
bu kişiler ayrıca çok girişimci ve atılımcıdır. trafiğin tıkandığı yerlerde cep telefonlarını çakmak girişinde şarj etmek için aparat,yağmurlu havada şemsiye,milli maç galibiyetlerinden sonra türk bayrağı satarlar,kazanç neredeyse onlar oradadır. seyyar köfteciler maç biletlerinin hangi gün satılacağını bilir ve biletlerin satışa çıktığı gün statların etrafında bitiverirler.
en orjinal çeşitleri tekerlekli ve camlı bir tezgahta asma kapı kilidinden tırnak makasına kadar herşeyi satanlarıdır. olası bir serbest dolaşım hakkından sonra avrupa'da yaşayan insanların bu satıcıları görüp ne düşüneceği çok büyük bir merak konusudur.
içimi sergileyecek bir vitrinim olmadı hiç.
bir seyyar satıcı kılıgında sevdim seni hep.
bu yüzden şehrin tüm caddeleri bilir aşkımı.
seni mahalle aralarına bağırdım.
kirli peştamalim anılarıma sığınak,
papatya desenli tezgahım hayatımın iskeleti.
seni, kimsesiz çocuklara bağırdım.
cuma günleri pazar yerine,
akşamları lüks semtlere.
gece gündüz çalışıp,
kurtaracaktım güya icrada olan askımızı ya!
nafile...iki zabıta el koydu tezgahıma.
son taksitinle birlikte sen de gittin.
şimdi bir şaşkın kılığında seviyorum seni.
ve şehrin tüm şaşkınlari biliyor aşkımı
parfümcülerinden kaçıcaksınız. elinde bir çantayla usulca yaklaşır ve o sihirli sözler; kardeşiö ben .... gümrüğünden geliyorum elimde çok kaliteli orjinal parfümler var hepsi orjinal kutusunda yurt dışından getirip satıyorum ne yapayım ekmek parası......biraz duygu sömürüsü ve müşteri ikna olmuştur.
en çok da sokak aralarında gezip el arabası, ya da kamyonetle meyve sebze satan seyyar satıcılar günlük hayatın bir parçasıdır. tüm detayları bir yana, ne sattıklarını bağırırken öyle bir aşka gelirler ki malına ihtiyacınız olsa da ne sattığını anlamak için illa pencereyi açıp bakmak durumunda kalırsınız. örneklendirelim, bunların karikatürlere konu olan en ünlüleri "patatiiiiisssoaaan" dır. eskiden "poçaaa!" diye bağran amcalar da vardı, artık o kadar çok simit evi var ki sokak sokak gezen puaçacı amcalar kalmadı pek.
izmir bornova'da "vaaa gevreeeeyk" diye bayır bayır yürüyen bir gevrekci vardı aklımda kalan.
bir de bana bu giriyi girdirten ve az önce sokağımıza konuşlanmış bir amca var:
"aavaşigtooontakaaal" türkçe meali " al vaşington portakal var."
çoğu sıcak kanlı insanlar olmakla beraber 2 cümle muhabbettin ardından nedense size memleketini sorduran insanlardır.resmen sor diye gözünüzün içine bakarlar,çoğu siz sormazsanız kendisi sizin meleketinizi sorar.midyeci olanlarının %90'ı madinlidir.hatta daha memleketini sormadan iyi akşamlar "mardinli" deyip tahmini tuturmuşluğum vardır.
"patates, soğan, çekirdek, süpürge" diye bağıranlarının da bulunduğu meslek. patates, soğan tamam, hadi çekirdek de yiyecek ama süpürge ne alaka be amca?
tarlabaşı civarındakiler pek bi cool oluyolar. hele birtanesi sokağa girip ''been geldim gidiyoom'' diye bağırıp arkasına bakmadan uzaklaşıyor. ne sattığını hala çözemedim.
kousözlük 'te yazmış olduğu yazılardan birini kes yapıştır ama az da olsa düzenle yöntemiyle buraya aktardığı için çaylaklığa düşmüş yazardır. bu kuralı bilmediği için bu hataya düşmüştür.
ama kendi yazdığını kopyalamıştır. başkasından aşırmadı,aşırmaz,yakışmaz.
eğer safsanız çok kolay kandırılabilirler. kandırmak ne kelime, ayakta sikerler. eve de yol paranız kalmadan dönersiniz. bazen insaflısı çıkıyor allah'tan, akbilinizi bile basıyor.
sokağımızdan geçerken megafondan "eveeet patatesçi geldi soğancı geldii" diye bağıran ve muhtemelen psikolojik sorunları olduğuna inandığım,hatta zaman zaman elinde mikrofonla uyuduğunu bile düşündüğüm şahsiyet.sanki biri sürekli "hayıııııır" diye bağırıyormuş gibi hep aynı kelimeyle ne diye başlarsın be adam : "evet..." heyhat!